Showing posts with label bağışıklık. Show all posts
Showing posts with label bağışıklık. Show all posts

Thursday, June 21, 2012

İleri yaşta baba olan erkeklerin çocukları, daha uzun yaşıyor

Amerikan bilim adamları, ileri yaşta baba olan kişilerin çocuklarının daha uzun yaşadığını ortaya çıkardı.

Reha Muhtar'da geç baba olanlardan
"Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan  çalışmaya göre, erkeklerin yaşla birlikte spermlerinde meydana gelen  değişiklikler, daha uzun yaşama olanağı sağlayan bir DNA kodunun ortaya çıkmasına  yol açıyor. Bu özellik, kişinin çocuklarına aktarılıyor.
Northwestern Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde yapılan çalışmada, 1779  genç yetişkinden alınan DNA örnekleri incelendi.
 
Daha önce yapılan araştırmalarda insanın yaşam süresinin, DNA’nın yer  aldığı kromozomların uçlarında bulunan telomer adlı yapıların uzunluğu tarafından  belirlendiği ortaya çıkarılmıştı. Kromozom uçlarının hasar görmesini engelleyerek  yaşam süresini artıran telomerler, yaşlanmaya bağlı olarak kısalıyor.
 
Northwestern Üniversitesi’ndeki bilim adamları, spermlerde bu durumun tam  tersine olduğunu ve telomerlerin yaşla birlikte uzadığını ortaya çıkardı.
 
Dr. Dan Eisenberg ve çalışma arkadaşları, deneklerden alınan örnekleri  incelediklerinde ileri yaşta baba olan kişilerin çocuklarında telomerlerin daha  uzun olduğunu keşfetti.
 
Erkekler, DNA’larını çocuklarına spermleri ile geçirdiği için sahip  oldukları uzun telomerler de sonraki nesillere aktarılıyor.
 
Eisenberg, erkeklerin çocuk sahibi olmayı ertelemesiyle uzun telomerlerin  sonraki nesillere aktarılarak insan ömrünün uzamasına neden olacağını belirtti.
 
Telomer uzunluğu, kişinin dedesinin de ileri yaşta baba olması durumunda  çok daha fazla oluyor.
 
Bilim adamları, yaşlı babalardan miras alınan uzun telomerlerin bağışıklık sistemi, sindirim sistemi ve cilt gibi hızlı hücre gelişiminin  görüldüğü doku ve biyolojik fonksiyonlarda son derece olumlu etkilere yol  açabileceğini iddia ediyor.

Sunday, June 10, 2012

Kiraz aspirinden 10 kat daha etkili.

Sağlığımıza birçok faydası bulunan kirazın içerdiği besin öğelerini ve tüketim alternatiflerinin neler olabileceğini Diyetisyen Deniz Berksoy sıraladı.
İçerdiği besin öğeleri
• Kiraz vücudun bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan antosiyanin gibi flavonoidler bakımından zengin olan bir meyvedir. Aynı zamanda C vitamini içeriği ile virüslere ve bakterilere karşı savaşarak bağışıklık sistemini destekler.
• Araştırmacıların yaptıkları inceleme sonucu 20 kiraz bir aspirinle eşdeğer olup, içinde bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminler de benzer antioksidan etki yapmaktadır. Güçlü bir ağrı kesicidir. 20 kirazda 12-25 mg arası antosiyanin maddesi bulunduğu için bu maddenin ağrı kesici etkisinin, aspirinden 10 kat fazla olduğu tespit edilmiştir.
• Eklem ağrılarını rahatlatmayı ve göz hastalıklarına karşı korumayı sağlayan güçlü bir iltihap önleyici madde olan kuersetin içerir.
• Kiraz, antikanserojen özelliği olan bitki kökenli kimyasal elajik asit bakımından zengin bir meyvedir.
• İçerdiği zengin mineraller ile vücudun su dengesini düzenler. Kabızlığı giderir. Kolesterol ve kan şekerini düşürür ve damar sertliğinin tedavisinde de etkili bir besindir.
• İdrar söktürücü özelliğiyle böbreklerin dostu olan kiraz, vücudun zehirli maddelerden temizlenmesini sağlar. Kiraz ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesinin önlenmesinde etkilidir.
Kirazın tüketim alternatifleri
• 6 adet kiraz ile 2 adet ceviz kuşluk veya ikindi ara öğününde, 12 adet kiraz ve 1 su bardağı yarım yağlı süt/probiyotik yoğurt gece ara öğününde tüketilebilecek besin değeri yüksek ve zayıflamaya yardımcı alternatifler olabilir.
• Meyvesi taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilen kiraz ayrıca reçel, hoşaf, komposto, konserve ya da dondurulmuş gıda olarak değerlendirilebilir.
• Yıkamadan önce plastik bir kaba koyup, buzdolabında saklanıp ve tüketmeden önce yıkanması gerekir.
• Rengi koyu olan kiraz her zaman daha tatlıdır. Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletildiğinde tadı daha lezzetli olacaktır. Taze kirazların 2-4 gün içinde tüketilmesi gerekir.  

Friday, June 8, 2012

Yataktan yorgun kalkıyorsanız dikkat!

İyi bir gece uykusunun yerini hiçbir şey tutmaz. Yataktan yorgun kalkmanızın sebebinin yatağınızın kalitesi olduğunu hiç düşündünüz mü? İşte vücuda uygun yatak seçmenin püf noktaları!

Couples' bliss: While women complain about not being able to sleep, they do in fact sleep longer and more deeply than men
Uyuduğumuzda vücudumuzdaki serotonin seviyesi korunur, bağışıklık sistemi güçlenir ve hafızamız keskinleşir. Uyku, sağlıklı bir yaşam sürmek için çok önemlidir. Uyku kalitesini ise üzerinde yattığımız yatak belirler. Rahat ve yenilenmiş bir şekilde kalkmak istiyorsanız kendinize uygun bir yatak seçmeniz gerekmektedir.
Yatağın üzerine uzandığınızda vücudunuzun şeklini alması gerekmektedir. Bu, yatağın yumuşak olması gerektiği anlamına gelmez. Yumuşak yataklar omurga sağlığını olumsuz yönde etkiler. Aynı şekilde çok sert yataklar da özellikle kalçalarınıza ekstra yük bindirecektir.

Orta sertlikte, vücut şeklini alan bir yatak en idealidir. Vücut ısısının korunmasını sağlayacak yataklar üzerine yattıktan çok kısa bir süre içerisinde tepki verir ve doğru şeklini alır.

Thursday, May 31, 2012

Erkekleşen kadının sonu kellik mi?

Gerek iş gerekse evlilik yaşamında üstlendiği sorumluluklar kadını maskulen hale getirirken, stresin tetiklediği ‘’testosteron” hormonu da kadına saç kaybettiriyor.

Erkekleşen kadının sonu kellik mi?
’Erkekleşen Kadının Sonu Kellik Mi?’’ olacak sorusunu Akademi  Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar’a yönelttik ve şu uyarıyı aldık: ‘’Saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerek’’

Günümüzde kadınlar hem erkekler kadar yoğun çalışıp hem de ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyor. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışırken de bünyesini fiziksel ve duygusal olarak zorluyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar yorucu tempoyla birlikte gelişen stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemlendiğini söyledi. Bayraktar, günlük stresin saç sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, ‘’Stresin günümüz insanını pek çok açıdan etkilediği artık herkesçe bilinen bir gerçek. Stres vücut dengemizi etkileyerek, farklı açılardan saçın sağlıklı seyreden yaşam döngüsünü değiştirebilmektedir. Stres hormonların çalışma dengesini değiştirebildiği için, saç kaybında da etkili bir faktördür. Testesteron hormonuna duyarlı saç yapısı, hormon düzeyindeki değişimlere yağ salgısını artırarak tepki verir. Bu nedenle stres altındayken saç derimiz daha çok yağlanır, bu yağ salgısıyla saçlı derinin gözeneklerinin tıkanma riski artar ve saçı besleyen kanallar daralabilir. Ayrıca, fiziksel ve duygusal baskı altındayken  Vücudumuz stres altındayken, bu durumla mücadele edebilmek için adrenalin salgılamaya başlar. Bu hormon da bizi daha cesur ve daha güçlü yapar. Ancak bu hormonun salgısıyla birlikte erkeklik hormonu “ testosteron” da artmaya başlar. Bu durumdan en çok kadınlar etkilenir. Kadınlarda, eğer  genetik bir yatkınlık da varsa, testosteron hormonun baskın hale gelmesiyle, saç dökülmesini meydan getiren saç kılıfı içindeki kimyasal reaksiyonlar artar ve sonuç artan saç dökülmesi olur.’’

Saç Dökülmesi Kadınlarda Ciddi Artış Gösterdi

Stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemleniyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar kadınlarda saç dökülmesi ciddi bir artış olduğunu belirterek;’’  Eskiden kadın evde oturup, çocuk doğuruyor, yemek pişirirdi. Günümüzde kadınlar erkekler kadar yoğun aynı zamanda hem evle hem çocuklarla ilgilenip, her şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorlar. Kadınların bünyesini hem fiziksel hem duygusal olarak zorlayan bu yorucu tempo sonucu, son yıllarda kadınlarda görülen saç dökülmesi ciddi bir artış göstermektedir.’’ dedi.

Erkekler de Kelleşiyor!

Saç Sağlığı Uzmanı Evrim Bayraktar stresin erkeklerde de saç kaybını hızlandırıcı etkiler gösterdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: ‘’Özellikle erkek tipi– genetik- saç kaybı yaşayan kişilerin; sınava hazırlık, askerlik, yoğun ve uzun saatler süren iş temposu gibi fiziksel ve psikolojik olarak zorlandıkları dönemlerde saçları daha yoğun dökülür. Bununla beraber, ağır bir hastalık, geçirilen bir ameliyat, aşırı duygu yüklü ruhsal durumlardan (boşanma, ölüm, ayrılık vs. gibi) belli bir süre sonra aşırı saç dökülmesi görülebilir. Önlem alınmazsa, dökülmenin kişide yarattığı olumsuz duygu ve düşünceler beraberinde artan endişe veya depresyon aşırı stres hormonu (adrenalin gibi) salgılanmasını tetikleyerek dökülmeyi ısrarlı hale getiren bir kısır döngü oluşturur.’’
Sonuç olarak aşırı stres ;

1.“Telogen effluvium” adı verilen geçici saç dökülmelerine sebep olabilir. Yoğun saç dökülmesinin görüldüğü bu dönemde stres, saçın uzama evresini sonlandırarak, saçı dökülme evresine sokar ve günlük yüzlerce teli bulan bir dökülme başlar. Saçlarda dökülme 6-12 hafta devam edebilir (önlem alınmazsa daha uzun da sürebilir). Saç hacminde genel bir azalma olur ve saçın en fazla %50 si bu dökülmeden etkilenir. Bu şekilde dökülen saçların büyük oranda geri dönüşü vardır.
2. Saç kaybı sebebi genetik yatkınlık, hormon dengesizlik, metabolik rahatsızlık ve ya baışıklık sistemi rahatsızlığı olan kişilerde stres saç kaybını hızlandırıcı etkiye sahiptir.
3. Hali hazırda saç kaybı olan kişilerde stres yaşam kalitesini negatif yönde etkiler ve var olan saç dökülmesinin kötüleşmesine sebep olur.
4. Asıl saç kaybı sebebinizi maskeleyebilir. Kişi 3 aydan fazla süren saç dökülmesini sadece strese bağlar ve önlem almayabilir. Ancak dökülmenin arkasında daha ciddi sebepler olabilir. Bu nedenle saç kaybını yaratan gerçek sebebin araştırılması önemlidir. Saç dökülmesi ancak onu ortaya çıkaran negatif durum düzeldiğinde dengelenecektir.
Yoğun stresin saç üstündeki olumsuz etkilerini azaltmak için, dengeli beslenmeli, spor yapmalı ve en önemlisi de saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerekir.

Ekinezya ve arı sütü bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Çocuğunuz yılda en az altı defa hastalanıyorsa ve doktor tarafından tespit edilen bir başka sorunu yoksa bağışıklık sistemi zayıf olabilir.

Üç yaşında bodur kalanların oranı yüzde 12
Çocukların geçirdiği hastalıklar, bağışıklık sistemlerinin kuvvetlenmesine zemin hazırlıyor. Bu nedenle de hastalıklar normal kabul ediliyor. Ancak yılda 6-7 defadan fazla enfeksiyon kapmaları, bağışıklık sistemlerinin kuvvetsiz olduğunu gösteriyor. İşte bu noktada çocuğu takip eden doktorun da tavsiyesiyle bitkisel destekler gündeme gelebiliyor.
Hemen herkesin bildiği ıhlamur, tarçın, elma kabuğu gibi bitkisel tedavi seçeneklerinin yanı sıra son yıllarda ekinezya, propolis ya da çinko gibi destekleyiciler de hayatımıza girdi. Ancak bu ürünleri kullanırken son derece dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü doktor tavsiyesiyle ve önerilen dozlarda alındığında bağışıklık sistemini kuvvetlendirirken, fazla ve bilinçsiz şekilde alınması alerjik reaksiyonlar başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabiliyor.
Ekinezyanın gücü
International Hospital’dan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, özellikle sık enfeksiyon geçiren çocuklara önerilen ekinezya, çinko ve propolis gibi bitkisel destekleyiciler hakkında bilgi verdi: “Ekinezya, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini sağlayan bitkilerin başında geliyor. Kuzey Amerika yerlileri ekinezya bitkisinin kökünü ve yapraklarını her türlü enfeksiyon hastalığında, yaralarda, boğaz ve diş ağrılarında kullanıyordu. Modern dünyanın yaptığı araştırmalar ışığında ekinezyada bakteri ve virüslere karşı oldukça etkili maddeler bulundu. Üst üste hasta olan ve kendini bir türlü toparlayamayan 1 yaşın üzerindeki çocuklara ekinezya şurubu önerilebilir.
Kafanıza göre kullanmayın
Ekinezya, çocuk tam olarak tetkik edilmeden verildiğinde mide-bağırsak siteminde bazı sorunlara, karaciğer enzimlerinde bozulmaya, alerjik reaksiyonlara, karın ağrısı ve ishale neden olabiliyor. Doktor tarafından önerilse bile sekiz haftadan fazla kullanımı, bu gibi etkilerin görülme ihtimalini artırıyor. Ayrıca tüberküloz, astım ya da romatizmal hastalıkları olan çocukların  kesinlikle kullanmaması gerekiyor.”
Propolis (arı sütü): Güçlü anti-mikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak biliniyor. Propolisin, MRSA da dahil olmak üzere 21 tür bakteri, 9 tür mantar, Giardia’nın da dahil olduğu 3 protozoa türü, herpes ve influenzanın geniş yelpazeli virüsleri üzerinde azaltıcı etkisi bulunuyor.
Ayrıca tedavi edici özelliği de var. Yara kapama, iltihap önleme, uyuşturma ve doku tamiri gibi faydalarının yanı sıra sindirimle kalp-damar sistemleri üzerinde etkili. Propolis, üç aylık dönemlerde alınmalı ve sonrasında kullanımına ara verilmeli.