Showing posts with label beslenme. Show all posts
Showing posts with label beslenme. Show all posts

Friday, July 6, 2012

Kilo vermenin altın kuralları. Dr Mehmet Öz'den tavsiyeler

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, kilo vermek için yapılacak ilk işin sabah kalkar kalkmaz hareket etmek olduğunu belirterek, “Sabah kahvaltısı yapmayanlar, hiçbir zaman uzun süreli ve etkili kilo veremezler. Sabahları az da olsa yenmeli” dedi.

Success: Television actress and host Sara Rue got into a bikini for the first time to show off her amazing 50lb weight loss
Levent'te bir kliniğin açılışına katılan Prof. Dr. Öz, basın mensuplarının sorularını cevapladı. Öz, perhiz yapanların ve kilosunu korumak isteyenlerin yapması gerekenlerin başında hareket etmenin geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Eğer kilo kaybetmek isteniyorsa ilk yapılacak iş, sabah kalkar kalkmaz hareket etmek. Bu hareket, çok basit esneme hareketleri bile olabilir. Böylece kalori yakımı hızlandırılır. Sabah kahvaltısı yapmayanlar, hiçbir zaman uzun süreli ve etkili kilo veremezler. Sabahları az da olsa yenmeli. Bu, yulaf ezmesi olabilir. Yoğurdun içine bal döküp yiyebilirsiniz. Yumurta çok güzel, çünkü protein miktarı çok yüksektir. Bunlardan birini seçip her sabah yiyin.”

YEMEKTE 3 SAAT SINIRI

Uzun süre aç kalınmaması ve her 3 saatte bir atıştırılması gerektiğini belirten Öz, fındık, fıstık veya sebze, meyve gibi sağlıklı ve doğal besinlerin tercih edilmesinin önemli olduğunu dile getirdi.

Öz, uyumadan 3 saat önce hiçbir şey yenmemesi gerektiğini vurgulayarak, böylece daha rahat uyunabileceğini ve kilo almaktan korunulabileceğini söyledi.
İşlenmemiş doğal besinlerin tüketilmesinin yararına işaret eden Öz, “Beyin kalori istemiyor, besin istiyor. Yediğiniz yemeklerdeki besin miktarı düşükse o zaman beyin sizi zorlayacak ve daha fazla yemek yedirtecek. Onun için besin değeri ne kadar yüksek yemekler yerseniz o kadar rahatlıkla perhiz yaparsınız” diye konuştu.



"KARBONHİDRATA DİKKAT EDİN"

ABD'de, geçen hafta sonucu açıklanan bir çalışmada, “sıfır karbonhidrat”, “orta derecede karbonhidrat” ve “yüksek karbonhidrat” olmak üzere üç büyük perhiz tipinin karşılaştırıldığını belirten Prof. Dr. Öz, buna göre en az karbonhidrat tüketenlerin en fazla kiloyu kaybettiğini, ancak uzun vadede düşük kiloda kalmak isteyenlerin orta derecede karbonhidrat tüketmeleri gerektiğini aktardı.

Öz, “Aslında proteini yüksek perhizleri, ben destekliyorum, çünkü proteini yüksekse yağ ve karbonhidratı düşük” diyerek, şöyle devam etti:
“Maalesef Türk toplumunun yediği karbonhidrat çeşitleri pek mantıklı değil. Bunların yerine yüksek lifli besinler, mesela yulaf ezmesi, tam tahıllı ekmekler, sebzeler ve meyvelerin büyük kısmı tercih edilmeli. Örneğin karpuz yaz için çok iyi bir meyve, hem suyu var, hem de vücut şişkinliğini indirir.”
Yaz tatilinde her şey dahil sistemde yemeklerin fazla kaçırılabileceğine dikkati çeken Öz, insanların tatillerinde hem her istediğini yapmak, hem de kilo almamak çabasında olduklarını söyledi.

SADECE SPOR YETMEZ

Öz, tatilde insanlara bol bol spor yapmaları önerisinde bulunarak, “Kilo kaybetmek, sadece sporla yapılamaz. Yemek miktarını da azaltmak gerekiyor. Başlangıçta perhiz daha mühim ama kilo verdikten sonra düşük kiloda kalmak için spor  yapmak daha önemli” şeklinde konuştu.
Tatilde daha önce yemediği ve tatmadığı yeni yemekleri seçtiğini, bunları daha sonra yeni usullerle hazırladığını ve böylece tat hücrelerini bu şekilde uyandırdığını anlatan Öz, herkese bunu yapmayı tavsiye etti.

Öz, baklavayı çok sevdiğini ama sağlıklı olmadığı için az tükettiğini dile getirerek, sağlıklı yeni bir çeşit yemek bulduğunda ve bu yemeği sevdiğinde onu sofrasına dahil ettiğini ifade etti.

Türk insanının “ağır yemeği” tercih ettiğini belirten Öz, “Bana bir iskender kebabı verirseniz mutluluk içinde yerim ama sonra kendimi mutlu hissetmem. Ağır yemekleri çok seviyoruz ama yemekten sonraki hissi beğenmiyoruz. Ben hep bunu düşünüyorum, siz de bunu düşünürseniz biraz daha az yersiniz” diye konuştu.
Öz, içinde sebze olan zeytinyağlı yemekler, meyve ve sebzeler yendikten sonra insanların kendilerini daha iyi hissedeceğini söyledi.


GÖBEKTEKİ YAĞ TABAKASI ERKEKLİK HORMONUNU AZALTIYOR

Prof. Dr. Öz, İngiltere ve Kuzey Amerika ülkelerinde yapılan iki araştırmaya göre, cinsel sağlığı yüksek olan toplumların ömürlerin daha uzun olduğunun ve bu insanların yaygın olarak haftada bir kez cinsel ilişkide bulunduğunun ortaya çıktığını aktararak, “Haftada 1 kereden 2'ye çıkarırsanız ortalama ömrünüz 3 yıl uzar, 2'den 4-5'e çıkarsanız büyük ihtimal daha da artar” dedi.

Bel çevresinin normal ölçülerde olmasının cinsel performansla yakından ilişkili olduğuna dikkati çeken Öz, şunları kaydetti:
“Kişinin bel çevresi ölçüsü, hiçbir zaman boy uzunluğunun yarısını geçmemeli. Bel çevresini doğru ölçmek için mezurayı kalça kemiğinin üzerine koyun ve göbek deliğinizin tam altında geçirin. Kadınlarda 80, erkeklerde ise 90 santimetreyi geçmemesi gerekiyor. Göbekteki yağ tabakası, erkeklik hormonunu azaltıyor. Beldeki yağların yan etkisi çok büyük ve cinsel sağlığı bozar. Göbekli insanların vücudunda, testosteron, yani cinsel hayatı destekleyen hormon miktarı düşüktür. Böyle olunca da cinsel sağlık yerinde olamaz.”

Saturday, June 30, 2012

Hamilelere özel beslenme tüyoları

Yaz mevsiminin bunaltıcı sıcaklarında yediklerimiz çok önemli ki hamileler için daha önemli. Peki hamileler yazın nasıl beslenmeli?
Mixed messages: Pregnant women who 'eat for two' could be risking their health  

Yaz hamileliği hem zor, hem de en güzelidir. Fakat bu sıcakları en sağlıklı ve en güzel biçimde atlatmak için yediklerinize çok dikkat etmelisiniz.

Kalsiyum açısından zengin olan gıdaları düzenli olarak tüketmelisiniz ve günde içeceğiniz su miktarını 10 bardaktan aşağıya indirmemelisiniz.

Hergün bir porsiyon etli sebze ya da kuru bakliyat yemeği yemelisiniz. Ayrıca kurubaklagilleri C vitamini yönünden zengin meyve ve sebzelerde tüketmelisiniz.

Taze sebze ve meyve tüketmeli ve hazır meyve suları ve gazlı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, bitki çayları, meyvenin kendisi ile yapılmış kompostolar içmelisiniz.

Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddeleri ve aşırı tuz içeren yiyecekleri mümkün olduğu kadar az yemelisiniz.

Kuru meyveler ve yemişler, yoğun enerjileri yanında demir ve kalsiyum gibi minerallerden zengin olduğu için beslenmede uygun şekilde alınan kilo kontrol edilerek tüketilmeli.

Yemeklerde muhakkak iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinler ile yeterli alınmayan iyot, ancak iyotlu tuz kullanılması ile alınır.

Sebzelerin, makarna ve eriştenin, mercimek, nohut ve kuru fasulyenin haşlama suları dökülmemeli ve bu yiyecekleri önceden yıkanıp ıslatıldıktan sonra pişirmelisiniz.

Yenilen yiyeceklerin besleyici değerini korumak ve özellikle anemiyi (kansızlığı) önlemek açısından yemeklerle birlikte çay, kahve içmemeli yemek yedikten bir-iki saat sonra açık olarak içilmeli, içecek olarak ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları tercih edilmeli.

Pekmez, demir minerali içerir. Şeker yerine tatlı olarak kullanmalı, böylece kansızlığa karşı önlem alınmış olur.

Friday, June 29, 2012

Dr Ender Saraç'tan 5 günde 1 beden incelten diyet

Bu diyet sayesinde herhangi bir ürün kullanmadan tamamen doğal ve sağlıklı beslenerek 5 günde 1 beden incelmenin mümkün olduğunu belirten Beslenme Uzmanı Ender Saraç, diyetin ayrıntılarını bizlerle paylaşıyor.
Since astrology can give us an insight into what makes us tick could our star sign also help determine the best way to keep in shape?
Diyetin temelinde asla aç kalmamak ve vücudun enerji için ihtiyaç duyduğu besinlerden uzak durmamak bulunuyor. 5 günde 1 beden incelten diyet programında hangi besinleri ne kadar miktarda ve sıklıkta tüketeceğiniz yer alıyor. 5 günde 1 beden incelten diyet listesinin uygulanması sonucu 1 beden kadar inceldiğinizi fark edeceksiniz. Diyete devam edilmesi durumunda, ileriki süreçlerde incelmenin azalarak da olsa devam edeceğini gözlemleyeceksiniz.
İşte, 5 günde 1 beden incelten diyetin listesi!
Sabah
Özellikle uyandıktan sonra aç karnınıza 1 fincan kadar sıcak yasemin çayı için.
Kahvaltı
Limon sıkılmış ve sapları koparılmamış şekilde taze maydanoz tüketin. Kibrit kutusundan biraz büyükçe az tuzlu taze peynir ve 1 adet taze yeşil elma yiyin. Öğle yemeğinizin vakti gelene kadar 2 fincan kadar sıcak yasemin çayı için. Ara öğün olarak kabuklarını soymadan orta büyüklükte 2 salatalık yiyebilirsiniz.
Öğle yemeği
Öğle yemeğinde tost tüketebilirsiniz. Tostunuzu ince dilimli çavdar ekmeği ile yapın. Tost için az yağlı kaşar peynirini istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Tostun yanında hazmı kolaylaştırmak için roka, maydanoz ve tere ile birlikte limon ile hazırlanmış 1 tabak dolusu salata yiyebilirsiniz. Akşam yemeği saatinize kadar ara öğün amacıyla 1 kase yağsız yoğurt ve doğradığınız yeşil elmanızı karıştırın. İçerisine üç adet ceviz içi ve bol miktarda tarçını da ilave edin.
Akşam yemeği
Evde rahatlıkla hazırlayacağınız ve üzerine limon eklediğiniz kısırdan 4 kaşık kadar tüketin. Yanında ek olarak küçük boy 3 adet kabak da tüketebilirsiniz. Akşam yemeğinden sonra gece yatarken tekrar 2 fincan kadar sıcak yasemin çayı ve yanında 3 tane kayısı kurusu tüketin.
Not: Bu diyeti uygularken gün içerisinde aktif ve hareketli olmaya özen göstermelisiniz. Sabahları kalktığınızda üşenmeyin ve hafif tempoda koşu, dans gibi etkinliklerle vücudunuzu ısıtın ve kan basıncınızı yükselterek nabzınızı hızlandırın. Bu aynı zamanda terleyerek kilo vermenizi de hızlandıracaktır. Sabah yapacağınız aktivitelerden önce yasemin çayınızı içmeniz gerekiyor. Aktivitelerinizi tamamladıktan sonra kahvaltı yapın.

Hamilelik sürecinde yıpranan saçlara bakım

Binbir meşakkatle geçen bir hamilelik sonrasında aşırı uykusuzluk, yorgunluk ve kilo problemi ile mücadele eden anneler, stres yüzünden bir de saç dökülmesi tehlikesi yaşayabiliyorlar.

Stilden ödün değil: onun ilk çocuğuna hamile olan yoğun iken, Vanessa hala siyah ve altın topuklu bir çift etrafında sendeleyen edildi
Pek çok anne gebeliği sonrasında hassaslaşır. Bebekle birlikte başlayan uykusuz geceler yorgunlukla kendini hissettirince annelerin hamilelik hsüresince yaşadıkları yıpranma, hamilelik sonrasında da devam eder. Bütün bu problemlerle uğraşan anne, üstüne üstlük bir de hamilelikte aldığı aşırı kilolalarla başbaşa kalınca vücudu strese girebilir. Bu ise birçok annede hamilelikte yaşanan saç dökülmelerini sonrasında da devam ettirebiliyor.
Her gün 100 tel dökülüyor
Hamilelik sonrasında hormonların değişmesi, uykusuzluk, aşırı kilo alınması, stres ve benzeri faktörler kuşkusuz saçları olumsuz etkiliyor. Uzmanlar normal bir saçın 100-150 bin saç telinden oluşurken bunların 80-100 adedinin her gün dökülme evresinde olduğuna işaret ediyor. Bazen başlangıçta çoğalmış gibi görünen saç, süreç içinde hormonların dengelenmeye başlamasıyla normal değerlerin altına iniyor ve dökülmeye başlıyor. Hamilelik sürerken mat ve cansız görünmeye başlayan, incelen saç telleri hamileliğin sonlanmasıyla birlikte hızla dökülme aşamasına geliyor. Hamilelik sonrasında yaşanacak uykusuzluk ve stres de bu durumu daha da fazla tetikliyor.
Beslenme değil stres saçları döküyor
Hamilelik sonrasında psikolojik yıpranmanın başlamasıyla yaşanan stresin annelerde saç dökülmesine neden olduğunu anlatan BIOBLAS Arge Direktörü Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, şöyle konuştu: “Gebelikte saç dökülmesinin nedenleri genellikle hormonal ve psikolojik kökenlidir. Hamilelikte devam eden dökülmeler sonrasında da artarak devam edebiliyor. Hamilelik sonrasında annelerin ruh halinde ve bedeninde birçok değişim söz konusu. Aşırı kilolar hamilelik sonrasında anneleri etkileyen en önemli psikolojik sarsıntıyı oluşturuyor… Buna uykusuz geçen geceler eklendiğinde stres ve stresin oluşturduğu bazı etkenler, saç dökülmesine neden olabiliyor”
Saçın mineralleri azalıyor, saçlar  dökülüyor
Uzun süren şiddetli strese ise önce saçların tepki verdiğini ifade eden Kasımoğulları, vücudun stres sonucu salgıladığı asidin saç derisinin pH değerini düşürdüğünü belirtti. Kasımoğulları, bu durumun saçlarda seyrelmeye ve ani saç kayıplarına yol açabileceği konusunda uyardı.  BIOBLAS Arge Direktörü Dr. Kasımoğulları, “İnsanların belli dönemlerinde saç dökülme yoğunluğu daha da artar. Bizim yaptığımız araştırmalara göre bu dönem ya hayatıyla ilgili yeni bir karar verdiği ya yoğun tempoda çalıştığı ya da hayatında olumsuzluk yaşadığı zamanlara denk gelir. Stres saçın ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum minerallerini azaltır. Bu da saç dökülmelerini tetikleyen ana faktörler arasında yer almaktadır” dedi.

Thursday, June 28, 2012

Dr Mehmet Öz'ün beslenme sırrı

ABD’de yayımlanan People dergisi Prof. Dr. Mehmet Öz’ün mutfağına girdi. İşte, derginin ‘Dünyanın en sağlıklı adamı’ diye tanıttığı Prof. Öz’ün beslenme sırları...

ABD'de yayımlanan yaşam dergisi People, Türk kalp cerrahı Mehmet Öz’ün (52) mutfağına girdi. ABD'nin Emmy ödüllü en çok izlenen gündüz kuşağı programlarından birini sunan Öz, beslenme alışkanlıklarını, sağlıklı yaşam sırlarını ve daha önce yaptığı yanlışları tüm samimiyetiyle paylaştı.
Öz, beslenme düzenindeki miladı üniversite yıllarında bir profesörden aldığı uyarıyla yaşadığını söylüyor. Kahvaltıda şekerli gevrekle güne başlayan, akşam yemeğinde kırmızı et, haşlanmış patates, salça sosu üstüne üç top dondurma tercih eden, atıştırmalıklarına da iki kremalı ve fıstık ezmeli sandviç ekleyince bir anda 7 kilo alan Öz, bu kötü beslenme deneyimi sayesinde doğruyu bulduğunu anlattı.
DONDURMA KESİNLİKLE YOK 

Beyzbol ve futbol karışımı “kickball” sporunu bile oynayamayacak dereceye gelince ipin ucunu kaçırdığını farkeden Öz, profesörün “Eğer kötü bir şeyi basit hale getirirsen yapmaya devam edersin” nasihatiyle ilk olarak kremalı sandviç atıştırmalarından vazgeçti. Öz’ün evinde kesinlikle bulundurmadığı besinler arasında zayıf noktası “dondurma” en üst sırada yer alıyor.

Öz’ün gün içinde tükettiği olmazsa olmazları arasında ise kahvaltıda yoğurt, akşam yemeğinde esmer pirinç, brokoli ve balık veya soya peyniri, atıştırma olarak ise her iki saatte bir badem veya çiğ havuç bulunuyor. Öz, Daphne (26), Arabella (21), Zoe (17) ve Oliver (12) isimli dört çocuğuyla da zaman zaman beslenme alışkanlıkları üzerine çatışma yaşıyor. Yeşil yapraklı sebze ve meyveden oluşan taze sıkılmış şekersiz içeceğini tüketmeyi eksik etmeyen Öz, bu alışkanlığı içeceği şekerli tercih eden çocuklarına geçirmekte zorlanıyor. Öz, yıl içinde tatillerde ve özel günlerde kutlamalar şerefine ise bol bol kaçamak yaptığını çekinmeden söylüyor.

'YÜZDE 90 SAĞLIKLIYIM'
Yüzde yüz sağlıklı olmanın mümkün olmadığını kabul eden Öz, kendisinin de oturtması 10 yılını alan düzenli yaşam alışkanlıklarıyla ancak yüzde 90 sağlıklı olduğunu fakat insanların yüzde 20 oranında sağlıklı beslenebildiğine dikkat çekiyor.

ÖZ’ÜN 2 GÜNLÜK DETOKS FORMÜLÜ 

Haftasonu boyunca uygulanan formül, Öz’ün önerdiği formüle uygun arındırıcı içecekler, öğün olarak tüketiliyor. İki öğün arası içeceği de bulunan detoks programında en önemli kural ise, akşam 19.00’dan sonra hiçbir şey tüketmemek.

Dr. Öz’ün sağlıklı yaşam için olmazsa olmazları
Buzdolabında olması gereken 5’li

1-  Taze sıkılmış meyve suyu: Kahvaltıda içilen taze sıkılmış sebze ve meyve suları, mikrobesinlerin kana karışabilmesi için anahtar işlevi görür.
2-  Buğday tohumu: Folik asitten zengin ve yüksek besin değeriyle atıştırma olarak tüketildiğinde gereksiz kaçamakları önler.
3-  Organik yumurta: Özellikle besin değeri en zengin kısmı olan sarısı tüketilmeli.
4- Taze otlar: Öz’ün favorisi taze kekik ve biberiye, en basit yemeği bile lezzetiyle süslüyor.
5-  Yeşil yapraklılar: Sindirimin düzgün işlemesini sağlayan gizli kahramanlar .

Kilerde olması gereken 5’li

1- Yemişler: Zengin omega-3 yağı içerirler.
2- Yulaf ezmesi: Hem kana yavaş karışır hem de kuruyemişe benzer güzel bir tadı vardır.
3- Bitter çikolata: Zengin antioksidan içeriğiyle kalbi korur.
4- Süper tohumlar:  Öz’ün favorileri kenevir, keten ve chia çekirdeği.
5- Baklagiller: Mercimek ve fasulye bağırsaklar için iyi bakteriler içerir ve iltihaplanmaya karşı etkilidir.

Ecza dolabında olması gereken 5’li

1-  Bebek aspirini: Günde iki tane alınması dolaşım sistemine yardımcı olur.
2-  Omega-3: Ciltten sinirlere tüm hücreleri koruma işlevi büyüktür.
3-  D Vitamini: Enerjiyi koruyan, kanseri önleyen ve kilo vermeye yardımcı olan bir hormondur.
4-  Multivitaminler: İyi bir diyetin yerini tutamaz fakat vitamin ve besin değeri takviyesi olarak etkilidir.
5-  Kalsiyum: Kemikler için hayati önem taşır fakat magnezyumla tüketilmesi gerektiğinden doktora danışarak alınmalıdır.
 
KAHVALTI

-  Armutlu darı
-  Yarım fincan yıkanmış darı
-  1 bardak su
-  1 tutam tarçın
-  Bir fincanın üçte biri kadar doğranmış armut
-  Bir fincanın çeyreği kadar organik süt

ÖĞÜN ARALARINDA DETOKS İÇECEĞİ

(Meyve sıkacağı kullanılması öneriliyor, fakat yoksa da malzemeler iyice öğütülerek ve 2 bardak su ilave edilerek hazırlanabilir. Daha sonra bir süzgeçle süzülüp katı kalan yerlerinden ayıklanmalı)
-  Bir fincan kıyılmış karalahana yaprağı.
-  1 fincan kıyılmış turp yaprağı veya pazı.
-  Bir fincandan daha az brokoli veya yarım fincan brokoli kökü.
-  Yarım fincan ananas.
-  1 sıkılmış limon.
-  Yarım fincan rezene.
-  2 büyük salatalık.
-  Yarım fincan nane.

ÖĞLE YEMEĞİ

-  Arındırıcı taze meyve suyu.
-  Yarım fincan süt (Sade ve şekersiz).
-  25 gram kıyılmış ceviz.
-  Çeyrek fincan böğürtlen.
-  Çeyrek fincan dondurulmuş yabanmersini.
-  Çeyrek fincan kiraz.
-  Yarım muz.
-  Yarım fincan buz.
-  Yumuşak bir kıvama gelene kadar hepsi karıştırılıyor.

AKŞAM YEMEĞİ

-  Sebze çorbası.
-  6 enginar kalbi.
-  1 fincan karnabahar.
-  1 iyi kıyılmış lahana.
-  1 fincan kıyılmış kuşkonmaz.
-  2 kıyılmış soğan.
-  2 taze kereviz.
-  2 çay kaşığı deniz tuzu.
-  Karabiber.
-  2 çay kaşığı rezene tohumu.
-  4 diş öğütülmüş sarımsak.
-  2 çay kaşığı kimyon.
-  2 litre su.
-  Kök ve yapraklarıyla kıyılmış 8 maydonoz filizi.
-  Hepsi bir kaseye konup önce kaynatılıyor, daha sonra hafif ateşte pişiriliyor

Wednesday, June 27, 2012

Meyve tüketimi kadınlarda miyom oluşumu riskini azaltıyor

ABD’de yapılan bir araştırma, meyve yiyen kadınlarda yemeyenlere oranla daha az miyom oluştuğunu ortaya koydu.

Feed your skin: More beauty products are using fruit and vegetable extracts
Boston Üniversitesi araştırmacıları, 30’lu yaşlarındaki 23 bin siyahi kadınla yaptığı çalışmanın neticesinde, daha çok meyve yiyen ve A vitamini alan kadınlarda miyom oluşma riskinin daha az olduğunu belirtti.
Araştırmanın, miyom oluşma riski beyazlara oranla üç kat fazla olan siyahi kadınlarla yapılmasının nedeninin, yüksek risk durumunun beslenmeyle ilgisi bulunup bulunmadığını da ortaya koymak olduğu kaydedildi.
1995'ten başlayan "Siyahi Kadınların Sağlık İncelemesi" verilerinden yararlanılarak yapılan araştırma, günde 4 porsiyon meyve ya da sebze tüketen kadınlarda miyom oluşumunun günde bir porsiyon yiyenlere oranla yüzde 10 daha az olduğunu gösterdi.
Sebze ve meyve tüketimi ayrı ayrı incelendiğinde ise meyve tüketmenin miyom oluşma riskini azalttığı, ancak sebzenin bir etkisinin olmadığı tespit edildi.
Araştırmada, miyom riski ile alınan C ya da E vitamini miktarı arasında bağlantı olmadığı, ancak A vitamininin riski azaltmada etkisi olabileceği de saptandı.
Araştırmacılar, çalışmanın,  beslenme şeklini değiştirmenin miyom oluşma riskini değiştirebileceğini tam olarak kanıtlamadığını, ancak ikisi arasında bazı ilişkiler olduğunu gösterdiğini vurguladı.
Rahimde gelişen iyi huylu tümörler olan miyomların büyüklüğü değişebiliyor. Kanser riski taşımayan miyomlar, bazen ağrılara sebep olabiliyor.
Çalışmanın sonuçları "American Journal of Clinical Nutrition" dergisinde yayımlandı.

Meyvelerin sadece suyu yeterli değil

Şeker ve kalori miktarı doğadaki denklerine göre daha yüksek olmasına karşın sebze ve meyvelerin kendileri kadar lif içermiyorlar, bu da önemli bir eksiklik.

Fruit Juice
Günümüzde beslenmemizde meyve ve sebze suları hem daha fazla yer tutmaya başladı, hem de çeşitlendi. Hızlı yaşam temposu içinde birçok kişi sebze ve meyve yemeye vakit bulamazken meyve suyu içilmesi, hastalıklara karşı korumada kolay bir çözüm gibi görünüyor kişilere.
Dr. Hasan İnsel
 
Aslında bu yanlış da sayılmaz, zira bir çok araştırma meyve ve sebze sularının yararlarını göstermekte. Meyve ve sebze sularında bulunan antioksidanlar, çeşitli vitaminler ve mineraller sağlıklı yaşama birçok yönden katkıda bulunmaktadır.
 
Günlük beslenmede sebze ve meyve alımını sadece bunların hazır suları ile sınırlamak yerine ikisini kombine etmenin genel sağlık için daha yararlı olduğu görüşü ön sıralarda. 
 
Bu içeceklerde genel olarak şeker ve kalori miktarı doğadaki denklerine göre daha yüksek olmasına karşın sebze ve meyvelerin kendileri kadar lif içermiyorlar, bu da önemli bir eksiklik. 
 
Günde toplam sekiz porsiyon katı ve sıvı formda sebze ve meyve tüketen erişkinlerde kalp krizi ve inme sıklığı, günde 1.5 porsiyon veya daha az tüketenlerden yüzde 30 daha düşük. Ayrıca sebze ve meyve seven (bol yiyen) kişilerde her türden kronik hastalık riski yüzde 12 daha az.
 Acidic: Juices attack tooth enamel. It is worse when fruit has been blended or juices because that releases the sugars
Meyve ya da sebze suyu diyetine hayır
Günlerce veya haftalarda sadece meyve veya sebze suları tüketme tarzında uygulanan aşırı diyetleri duymuşsunuzdur. Böyle bir diyetle vücudunuzu proteinler, sağlıklı yağlar ve tam tahıllar gibi temel öneme sahip besin maddelerinden yoksun bırakıyorsunuz. Bu kontrolsüz ve dengesiz beslenme tarzı ciddi problemlere yol açabilir. Belki birkaç kilo verebilirsiniz ama ömür boyu sebze suyu ile yaşayamayacağınız için normal yemeğe geçtiğinizde bu kilolar size fazlasıyla geri dönecektir.
 
Meyve suları ve sağlık 
Karıştırın
Tek bir çeşit meyve ya da sebze suyu içmektense değişik türden olanlara da beslenmemizde yer vermemiz, aldığınız vitamin ve mineral çeşitlerinin maksimuma çıkarılmasına yardımcı olacaktır. The Journal of Nutrition dergisindeki bir çalışmanın sonuçlarına göre beş yerine 18 bitki ailesinin sularının tüketilmesi ile hücrelerin yıkımına karşı en geniş korunma sağlanmış. Geçen gün TV’de Sunpride meyve suyunun reklamını gördüm. Bu kadar çeşidi nasıl karıştırabilirsiniz deniliyor ve 7 meyve + 7 sebze yani 14 çeşitli meyve ve sebze suyundan oluşan karışım tanıtılıyordu. 
Yıllar öncesine, 68 kuşağı denen yıllara gittim bu reklamla. O zamanlar Uludağ Gazozu içer, başka içecek de pek bilmezdik. Birden meyve suyu reklamları çıkmaya başladı her yerde karşımıza, Aroma, Bostay ve Tamek reklamları. Denedik, harika, bildiğimiz meyve suyunun daha da güzeli hazır şişelerde, bayıldık ve meyve sucu olduk hep birden. Sonra yıllar içinde meyve suları yerini kısmen başka içeceklere terk etti. Şimdi marketlerde raflar yeniden rengârenk meyve sularıyla doldu,  çok hoş bir gelişme sağlığımız açısından.
  orange juice
Ne içtiğinizi bilin
Marketlerde satılan bazı meyve “içeceklerinin” içindeki saf meyve suyu oranı yüzde 5 g kadar az olabilir. Bu durumda siz meyve suyu içtiğinizi zannederken aslında bol miktarda su, şeker ve yapay aroma içmiş olursunuz. Onun için bir ürünü alırken etiketini kontrol edin. İçtiğiniz meyve suyu mümkünse yüzde 100 meyve suyu ve şeker ilavesiz olmalı. Ama içinde ekstra vitamin, mineral ve lif bulunması sağlıklı bir “bonus” sayılabilir.
 
Ne kadar içmeli?
Meyve sularının çoğunda kalori ve doğal şeker miktarı yüksek. Bir bardak meyve suyu içildiğinde tipine göre 30 gram gibi yüksek miktarda şeker almak mümkün olabiliyor. Bazı çalışmalarda bir meyvenin kendisi yerine suyunu tüketmeyi tercih edenlerin günün sonunda yüzde 20 daha fazla kalori almış olacakları belirtiliyor. Meyve ve sebzenin kendisi yenildiği zamanki lifin alınamamış olması da bu suların yukarıda değindiğimiz diğer bir eksisi. Sonuç olarak, bel çevrenizin artmasını istemiyorsanız az şekerli olanlardan (elma, portakal ve greyfurt) en çok 500 cc kadar, şekerli olanlardan (üzüm ve nar) 350 cc kadar ve sebze sularından 750 cc içmelisiniz. Böylece meyve ve sebze sularından aldığınız kalori miktarını günde ortalama 200 kalori civarı ile sınırlamış olursunuz.
 
Tazesini hazırlayın
Kuşkusuz marketin rafından meyve suyu kutusunu sepetinize koymak tabii çok kolay, ama eğer vaktiniz varsa meyve ve sebze sularınızı kendiniz de hazırlayabilirsiniz. Değişik kombinasyonlar deneyin, örneğin meyve suyu hazırlarken içine en az bir çeşit sebze katmanız hem toplam şeker miktarını azaltacak, hem de besin değerini artıracaktır.

Tuesday, June 26, 2012

Beslenmenin saçlar üzerindeki etkisi

Doğru beslenme, sadece sağlığımızı korumuyor aynı zamanda güzelleşmemizi de sağlıyor. “Pahalı şampuanlar, bakım kremleri ve saç sağlığını geliştiren ürünlerden önce gerekli besin öğeleri içeren bir diyet düzeni oluşturmak daha mantıklı görünüyor” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Sinem Kolbakır, daha sağlıklı saçlara kavuşmak için gerekli besin öğelerini açıkladı.
Hazırlanması: uzun sarı saçlarını ünlüdür Kedi, ateş tarz ve reklam öncesinde doğruldu gets
- Protein, saç gelişimi için önemli bir besin öğesidir. Et grubu proteinlerden içerik olarak ekstra fayda sağlayacak olan besin ise balıktır. İçerdiği omega-3 yağ asitleri ile saç deri kalitesini güçlendirir. Somon gibi yağlı balıklar bu açıdan önerilir.
- Balık tüketmekte sorun yaşanıyorsa yine omega-3 yağ asidinden zengin ceviz, badem, keten tohumu gibi besinler de günlük diyete eklenebilir. Bu tür besinler aynı zamanda saç sağlığı için önem taşıyan çinko gereksinimini de karşılar.
- Aynı şekilde, tahıllar ve kurubaklagiller de çinko, omega-3, biyotin ve demir içerikleriyle önerilir.
- Demir, A ve C vitamini içerikleriyle meyveler ve yeşil yapraklı sebzeler de mutlaka beslenme düzeninde yerini almalıdır.
- Yumurta ise mutlaka tüketilmesi gereken çok özel bir protein kaynağıdır, sadece kaliteli protein içeriğiyle değil, demir, B12 ve biyotin ile de saç sağlığınızda önemli bir rol oynar.
Bunu evde deneyin: bizim tavsiyelerine uyun ve bir ev saç boyası felaket olmaz
- Yağsız süt, yoğurt gibi ürünler de kalsiyum sayesinde güçlü saçlar için faydalıdır.
- Havucun A vitamini içeriğiyle saç derisine faydalı olduğu düşünülse de, gereğinden fazla A vitamini tüketiminin saçlarda olumsuz etkiye yol açacağı unutulmamalıdır.
- Hızlı kilo vermek amacıyla yapılan düşük kalorili, sağlıksız, şok diyet olarak da bilinen diyetlerle ciddi saç kayıplarına yol açılabileceği unutulmamalıdır. 

En etkili selülit tedavisi

Akupunkturla selülit tedavi edilir mi? Duş sonrası soğuk su tutup buz uygulaması yapmak selülite iyi gelir mi? Uzmanlara göre en önemli çözüm; selülitli bölgedeki kan dolaşımını artırmak!

Bar Refaeli in Allure magazine
Selülitlerden kurtulmak için verdiğiniz çabalar acaba işe yarar mı? Kimin selülitine ne iyi gelir? Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Hande Ulusal, selülit ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı... 
1 
Doğru beslenme: Yüksek kalorili gıdalardan uzak durulmalı. Şeker, tuz, un ve yağ tüketimi minimuma indirilmeli. Çay, kahve, çikolata gibi kafeinden zengin gıdalar fazla tüketilmemeli. Sebze, meyve ve lifli gıdalar daha fazla yenmeli. Yine vücuttaki yağ miktarını artıran alkolün tüketimi de azaltılmalıdır. Sigara ise, zaten dolaşımı bozuk olan selülitli bölgenin kan akımının daha da azalmasına yol açar. 
2 Masaj: Lenf drenajının yönü boyunca aşağıdan yukarıya doğru iki elinizle yumuşak bir şekilde masaj yapın. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha öncesinden masaj yapıldığı takdirde iki kat fazla olur. Özellikle soğuk duş ya da buz uygulaması da son zamanlarda çok konuşuluyor. Duş sonrası, selülit olan bölgelere birkaç dakikalık soğuk su ya da beş dakika ara ile birkaç dakikalık buz uygulamak; kan dolaşımını hızlandırır. 
3 
Egzersiz: Selülit olan bölgelerdeki kasların çalıştırılması, dolaşım sistemimizi harekete geçirir, böylece yağ hücrelerinin doğru beslenmesine olanak sağlar. Tedavide; tempolu yürüyüşler, bisiklete binmek ve yüzmek oldukça etkilidir. Aktiviteye en az 20 dakika devam edilmelidir. 
Bar Refaeli

KREMİ DOĞRU SEÇİN 
4 
Antiselülit kremleri:
 Doğrudan doğruya yağ hücrelerini harekete geçiren ve hücrelerin içini boşaltmayı sağlayan antiselülit kremleri, özellikle erken evre selülit tedavisinde faydalıdır. Bu kremleri masajla uygulamak daha etkili olur. Tedavide kullanılan selülit kremleri içeriklerindeki aktif maddelerle kan dolaşımını artırır, lenfatik dolaşımı düzenler ve cildi daha pürüzsüz hale getirir. Bu kremleri seçerken mutlaka dermatoloğunuza danışmalısınız. Çünkü dermokozmetik olmayan ürünlerin kullanımı size faydadan çok zarar verebilir. 
5 Su: Metabolizmanın hızlanması ve zararlı maddelerin vücuttan atılmasında suyun önemi çok büyüktür. Bunun için günde 2 litre su içmek gerekmektedir.

TEKRAR HORTLAYABİLİR
Selülit tedavisi sonrası bilinmesi gereken en önemli husus; yaşam ve beslenme tarzı değiştirilmezse, selülitin yine tekrar edeceğidir. Tekrarı engellemek için, korunma yöntemlerine yani doğru beslenmeye, egzersiz yapmaya, bol su içmeye, masaj yapmaya ve krem kullanmaya dikkat etmek ve dermatoloğun önerdiği aralıklarla takip gerekir.
YERSİZ VAATLERE KARŞI UYANIK OLUN 
Selülitin; erken evrede yapılan tedaviler ile gerileme olasılığı yüksektir ama ilerleyen evrelerde tedavinin başarı oranı biraz daha azalmaktadır. Özellikle ileri evre hastaların, "Yüzde 100 tedavi garantisi veriyoruz" diyen merkezlere bilinçli yaklaşmaları gerekir. Tabii ki kombine tedaviler ile selülitin gerileme şansı yüksektir ama hiçbir zaman "Yüzde 100 tedavi" gibi iddialı bir söz sarf edilemez. Bu yüzden, merkezlerin hastalara başlangıçta doğru bilgiyi vermeleri çok önemlidir. 

SELÜLİTİ TEDAVİ ETME YÖNTEMLER
 Mezoterapi: 4 mm'lik özel iğneler ve bir enjektör yardımıyla cildin orta tabakasına özel solüsyonların enjekte edilmesidir. Haftada bir veya 15 günde bir uygulanacak 8-12 seansta olumlu sonuç alınabilir. 
 LPG: Cilde vakum uygulayan cihazlardır. Aspirasyon (emme) ve dönme aksiyonlarının birlikte kullanılarak deri ve deri altı dokulara negatif basınç uygulanması prensibine dayanır. 
 Akupunktur: Vücudun çeşitli kilit noktalarına iğneler yardımıyla ulaşıp su ve yağ hücrelerini harekete geçirir. 
 Ozon terapi: Yağ hücrelerini oksijen ile temizleyerek, yağların yakılmasını amaçlar. Selülitli bölgeye uygulanan buhar banyosu sayesinde oksijen alt tabakaya kadar ulaşır ve kan dolaşımını hızlandırır. 
 Lazer tedavisi: Kan dolaşımı hızlandırılır ve hareketsiz bölgeler harekete geçirilir. 
 Ultrason: Derinin altına doğru inilerek yağ hücrelerini parçalamayı sağlar. Sadece selülitli bölgelerde değil, küçük yağların tedavisinde de etkilidir. 
 Basınç tedavisi: Hava basıncı ile kan ve lenf dolaşımını harekete geçirir. 
 Lipoelektro: Çok ince ve uzun iğneler yardımıyla yapılan bu tedavide, elektro ile selülitli bölgelerdeki yağlar parçalanarak boşaltılmaya çalışılır. 
 Radyofrekans: Cilt kolajen sentezini tetiklerken, cilt altı yağ dokusunun incelmesini sağlar. Derin katmanlardaki selülit sebebi olan bantların gevşetilmesine neden olur. 
 Karboksiterapi: Karbondioksit gazı enjekte edildiği bölgede yağ hücrelerini parçalar, mikro dolaşımı ve dokuların oksijen kullanımını artırır. 
 Liposuction: 1-2 saatlik lokal anestezi ile uygulanır. Belirlenen bölgelerdeki yağlar vakumla ya da şırıngalar yardımıyla çekilir. Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılır. Plastik cerrah yapmalıdır. 
 Deri altından uygulanan lazer tedavisi: Lazer ile selülitli alanda hem fibröz bantlar serbestleştirilir, hem fıtıklaşmış yağ dokuları eritilir, hem de cilt sıkılaştırılarak portakal kabuğu görünümü yok edilir. 
 Lenfatik drenaj uygulaması: Tüm bacak veya karına eşit miktarlarda değişik aralık ve değerlerle basınç uygulanması işlemidir. Etkili olabilmesi için diyetle ve diğer uygulamalarla desteklenmesi gerekir. 

Şifa kaynağı incir ve üzüm.

İşte size iki harika yaz meyvesi: İncir ve üzüm. Her ikisini de biraz daha yakından inceleyebiliriz.

Grapes on the vine
İncir yüksek tansiyona çok faydası olan potasyum içeriyor. Üzüm, kalp ve damar sağlığı açısından olduğu kadar ihtiva ettiği C ve E vitaminleri ile de dikkat çekiyor.
İncir dünyadaki en besleyici besin olmayabilir ancak potasyum ve lif içeriği açısından çok önemli bir meyvedir.
İçerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir ve bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği ile de dikkat çeker.
Maksimum lif için incir
Amerikan Diyabet Kurumuna göre insanlar günde 25 ile 50 gr arasında lif (posa) tüketmeliler. Ulusal Bilim Akademisi’ne göre ise yaşa ve cinsiyete bağlı olarak bumiktar 21 ile 38 gr arasında belirlenmiştir.
Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, diyetinde yüksek miktarda lif tüketen erkeklerin (yaklaşık günde 29 gr) az lif tüketenlere kıyasla kalp krizi riskinin yüzde kırk oranında düştüğünü göstermiştir.
Yüksek lif içeren beslenme tarzlarının çok daha sağlıklı bir kan şekeri ve kilo kontrolü sağladığı da ispatlanmıştır.
3- 4 incirde yaklaşık 5 gr lif bulunur ki, bu da inciri en yüksek lif içeren besinler arasına yerleştirir. İşin içinde bir de kalsiyum var. Ortalama 3-4 incir, yaklaşık 125 kalori karşılığında size 82 mg kalsiyum, artı 34 mg magnezyum sunar.
Bu bir bardak portakal suyundakinin 3 katından fazladır. Aynı zamanda 473 mg potasyum da alırsınız ki bu miktar, inciri potasyumu yüksek besin kılar.
Tansiyon sorunu yaşayanlara birebir
Yapılan çok sayıda araştırmada sebze ve meyve gibi potasyum açısından zengin yiyeceklerle beslenenlerin kalp rahatsızlığı ve inme oranlarının düşük olduğu kanıtlamıştır.
Üstelik tansiyonu düşük tutmanın kilit maddesi potasyumdur. En son yapılan incelemelerde düzenli şekilde yüksek potasyum içeren besinler tüketen insanların kan basıncının tüketmeyenlere kıyasla daha düşük olduğu kanıtlanmıştır.
Potasyumun tansiyon üzerindeki etkisinin incelendiği 33 araştırmayı yakın zamanda gözden geçiren araştırmacılar işe başlarken tansiyonu normal olan ve günde 2.340 mg potasyum alan (besinlerden takviye olarak) katılımcıların yüksek tansiyon yaşama riskinin yüzde 25 azaldığını keşfetmişlerdir.
Bu düşüş yüksek tansiyon sorunu yaşayanlar için çok önemlidir. Potasyumun diğer faydası da inmeye karşı korumasıdır. Bir incelemede her gün bir öğün incir gibi potasyumu zengin yiyecekler tüketen yüksek tansiyon hastalarının ölümcül inme riskinin yüzde kırk oranında azaldığı keşfedilmiştir.
These tasty fruit, though native to the Mediterranean, can flourish in Britain
Yaşlanmaya karşı en etkili doğal koruma
ÜZÜM besleyici öğelerle dolu ki, bunların büyük çoğunluğu uzun yaşamın anahtarı olan bir eczane gibidir. Resveratrol’ü ele alalım. Resveratrol üzüm kabuğunda ve çekirdeğinde bulunan bir bileşkedir. Resveratrol, teknik açıdan bitkilerin kendilerini patojenik mikroorganizmaların saldırısına karşı savunmak için oluşturduğu kimyasal bileşkedir, yani fitoalekzin’ler olarak adlandırılan bileşke sınıfına dahildir.
Ancak resveratrol sadece kendisini üreten bitkileri korumaz. İnsanlarda da yüksek resveratrol alımı kardiyovasküler hastalık tekrarı ve kanser riskinde azalmayla ilintilidir.
Kanser başlangıcını önleyen bir koruyucu
Şikago Illinois Eczacılık Fakültesi’nde yapılan çalışmalar resveratrol’ün tümör oluşumundaki üç temel aşamada kanser önleyici faaliyet gösterdiğini ispatladı. Resveratrol aynı zamanda hücre değişimine sebep olan diğer etkenleri bloke ederek kanser başlangıcını önleyen bir koruyucudur. Ayrıca, hücreleri DNA’lara zarar veren serbest radikallere karşı korumaya yardımcı olan güçlü bir antioksidandır.
Tatlandırıcı niyetine kullanın
Louisiana State Üniversitesi Tarım Merkezi Beslenme Uzmanı Catrinel Stanciu, incir püresinin birçok yemekte tatlandırıcı olarak kullanılabileceğini ifade ediyor. 225 gr. inciri bir bardağın yarısından daha az bir suylamikserden geçirerek incir pürenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Bu püreyi sütünüzde, yoğurdunuzda ve tatlılarınızda rahatlıkla kullanabilirsiniz. İnciri lif, kalsiyum, potasyum içeriğiyle birlikte lezzeti için yiyin, mevsiminde olmak kaydıyla 3-4 taze incir yemek yeterli olacaktır. Unutmayın, kurutulmuş olanların kalori miktarı daha fazladır.
Harika bir yaz atıştırmalığı hem de buz gibi
Üzümü dondurun. Evet derin dondurucunuzda dondurun. Bu uygulamanın ardından üzümler birer şerbet topu gibi oluyorlar ve atıştırmak için harika yiyecek haline geliyorlar.
Beslenme tarzınını bir parçası haline getirin
Resveratrol belki de yaşlanmayı geciktiren en faydalı yiyeceklerden biri olabilir. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde patoloji profesörü olan David Sinclair’in yaptığı bir araştırmada, bu güne kadar teste tabi tutulan tüm hayat formlarının maya hücrelerimeyve sinekleri, kurtlar ve fareler yaşam sürelerinin çok küçük miktardaki resveratrol kullanımıyla inanılmaz derecede uzadığı görülmüştür. İşte, resveratrolün alabileceğiniz en iyi yaşlanma karşıtı takviyelerden biri olarak düşünülmesinin sebeplerinden biri budur. Bu, günlük yaşlanma karşıtı bileşke ihtiyacınız için takviye almanız gerekmez. Sadece üzümü beslenme tarzınızın bir parçası haline getirin, yeter! Kara (kırmızı, mor) üzümün kabuğu ve çekirdeği iyi bir resveratrol kaynağıdır
Önemli bir ayrıntı
Ne yazık ki üzüm; tarım ilaçlarından en fazla etkilenen meyveler arasındadır. Dolayısıyla üzümü aldıktan sonra çok iyi yıkamanız çok önemlidir.
Az miktarda tüketmeye özen gösterin
Birçok kişi üzümdeki şekerden dolayı kaygılanmakta. Karbonhidratı fazla tüketmemeniz gerekiyorsa bilmelisiniz ki bu yiyecekteki karbonhidratmiktarı biraz yüksektir. Ancak glisemik indeksi yüksek seviyededir ve daha da önemlisi glisemik yük açısından ki bu kaygılanmanız gereken tek rakamdır oldukça düşüktür (10’un altında). İşin sırrı üzümü çok tüketmemektedir ki bunu yapmak bazen çok kolay olmayabilir. Bir kâsesi 106 kaloridir. Üzümde az miktarda da (294 mg) potasyum vardır. Çekirdeklerini ve kabuğunu da yemenizi öneririm. Üzüm çekirdeğinden, sağlık açısından çok faydalı olan yabana atılamayacak kadar çokmiktardabileşke elde edilmektedir.Bir porsiyon üzüm: 15 iri taneli bir salkımdır.
Biliyor muydunuz ?
İncir özlerinin (tahminen içer diği benzaldehit sebebiyle) Japon araştırmalarında tümörleri küçülttüğüne dair yaklaşık yüz kadar kayıt bulunmaktadır.
Uzm. Diyetisyen Doktor Banu TOPALAKÇI

Diyette efsaneler ve gerçekler

Her gün beslenme ile ilgili yeni tavsiyeler karşımıza çıkarken bazı klişeler de yıkılıyor.

Uzmanlar kalori hesabı yapmak, yağdan kaçmak, sütü yağsız içmek gibi efsaneler hakkında uyarıyor. Temiz ve Zayıf kitabının yazarı James Duigan'dan beslenme ile ilgili efsaneler ve gerçekler.
Since astrology can give us an insight into what makes us tick could our star sign also help determine the best way to keep in shape?

"YAĞSIZ SALATA SAĞLIĞINIZ İÇİN İYİDİR"

Yanlış: Bazı besinler birlikte tüketildiğinde faydasını artırır. Salatanın üstüne döktüğünüz yağ vücudun daha fazla karotenoid absorbe etmesini sağlıyor. Karotenoidler kanser ve kalp hastalıklarını önleyici özelliğiyle biliniyor.

"YAĞSIZ SÜT DAHA SAĞLIKLIDIR"

Yanlış: Sütte bulunan A, D, E ve K vitaminleri yağda çözünür vitaminlerdir. Dolayısıyla yağsız süt vücudun bu vitaminleri kullanamamasına neden olur. , D, E ve K vitaminleri dişler ve kemiklerin sağlıklı kalmasını ve bağışıklık sisteminin desteklenmesini sağlar.
"Margarin tereyağından daha iyidir"

Bu aslında yurt dışında daha yaygın bir görüş ancak margarin yüksek oranda işlenmiş bir yağ olduğu ve vücudun sindirim sisteminde kolayca parçalayamadığı bir yağ.
 Skin deep: Taking care of problem conditions - such as eczema and rosacea - can be a job in itself. But it's even more important in the sun
"SADECE TATLILARDA ŞEKER VARDIR"

Fazla kiloların en büyük sorumlusu olarak yağlar görülür ancak birçok insan şekerdeki gizli tehlikeyi görmezden gelir. Sadece pastadaki, kurabiyedeki şekerler değil içtiğimiz gazlı içecekler, meyve sularındaki şekerlere de dikkat etmek gerekiyor.
Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre her gün bir şekerli içecek tüketmek kalp hastalığı riskini yükseltiyor.
Ayrıca uzmanlar uyarıyor: şeker sizi şişmanlatır çünkü karbonhidratın en fazla işlenmiş halidir. Aniden kan şekerini yükseltir ve insülin seviyesini de etkileyerek vücudun ekstra yağ depolamasına neden olur.

"KALORİLERİ SAYMAK KİLO VERMEYE YARDIMCIDIR"

Yanlış: Kilo vermek için aldığınız kalorileri saymanız yeterli değildir. Aynı zamanda ne kadar harcadığınızı da bilmeniz gerekiyor. Ayrıca sadece kalori miktarını bilmek de yeterli değil. Temiz ve Zayıf kitabının yazarı James Duigan: Örneğin bir avokado 275 kalori ve bir porsiyon somon balığı 170 kalori ama bunlar asla kilo alma sebebi değil. Çünkü ikisi de ağırlıklı olarak omega-3 yağ asitleri içeriyor. Omega-3 hem yağ yakımına yardımcı hem de kalp dostu.
Yediklerinizde önemli olan yiyeceklerin mümkün olduğunca az işlenmiş ve doğal olması.

"ÇOK FAZLA MEYVE YEMEYİN"

Meyvelerdeki şeker doğal şekerdir ve işlenmemiştir. Uzmanlar meyveyi yerken yanında birkaç fındık gibi yağlı bir yiyecek tüketilmesini de öneriyor çünkü bu şekerin kana karışmasını yavaşlatıyor ve kan şekerinin aniden çıkmasını önlüyor.
Ayrıca meyve yerken şeftali, elma, çilek gibi meyveleri tercih edebilirsiniz çünkü bu meyveler daha fazla antioksidan içeriyor.

Saturday, June 23, 2012

Yaz sıcakları baş ağrıtıyor!

Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Bilge Çetin, yaz aylarında rahatsız edici boyutlara ulaşabilen baş ağrıları hakkında bilgi verdi ve sıcakların tetiklediği ağrılara karşı alınabilecek önlemleri anlattı.

A woman with a migraine
Uzun süre klima kullanımı baş ağrısını tetikler

Mevsimsel değişiklikler baş ağrıları üzerinde etkilidir. Yaz aylarında, sıcakların artmasıyla baş ağrısı şikâyetlerinde de artış gözlenmektedir. Kronik ağrıları olan kişiler bunun çoğunlukla farkına bile varamayabilir. Oysaki bilimsel çalışmalar sıcak havalarda damarların genişlemesiyle baş ağrılarının da arttığını göstermektedir. Sıcak hava, tansiyon yükselmelerine neden olduğu için özellikle hipertansiyon hastalarının kan basıncı seviyelerinde sıcağa bağlı olarak belirgin bir artış görülebilir. Yüksek tansiyon da sıklıkla, kendisini ensede ağrı ile gösterir. Sıcakların yanında lodosda özellikle migreni tetikleyen en önemli nedenlerden biridir. Sıcaklar nedeniyle artan klima kullanımı da, baş ağrılarına neden olur. Klimalı ortamda uzun süre bulunmak baş ağrılarını tetikleyebilir.
Painkillers sometimes have no effect on migraine sufferers. Now a new study suggests plastic surgery could provide relief
Baş ağrınız varsa nöroloji uzmanına başvurun

Yaz dönemiyle birlikte artan baş ağrılarının tedavisi, ağrının tipine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle, tedavinin şekline karar vermeden önce ağrının tipinin belirlenmesi büyük önem taşır. Gerilim tipi baş ağrısında depresyon tedavisine yönelik ilaçlar faydalı olabilirken; migren tedavisinde ilk basamak, hastalığın tetikleyicilerinden mümkün olduğunca uzak durmaktır. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizler ile mevsimsel değişikliklere karşı önlemler almak gerekir. Bunlara dikkat edilmesine rağmen ataklar sık ise, hastaya atak sıklığını azaltıcı ilaç tedavisi uygulanır. Migren tedavisinde kullanılabilecek pek çok ilaç mevcuttur. Bu ilaçların sırayla denenmesi gerekebilir. Bu noktada hastaların sabırla tedavilerini sürdürmesi ve doktorlarıyla devamlı bağlantı halinde kalmaları, tedavide başarıyı yakalamak için çok önemlidir. Yarım bırakılan tedaviler nedeniyle, migren teşhisi konmuş pek çok kişi, hastalığın tedavi edilemeyeceği düşüncesine kapılmaktadır. Baş ağrısını bir kader olmadığı unutulmamalıdır. Hastaların öncelikle bir nöroloji uzmanına başvurması ve sabırla tedavilerini sürdürmesi iyi sonuçlar almak için yeterli olacaktır.
headache
Başınızı sıcaklardan koruyun!
Yaz sıcaklarında, baş ağrısı riskine karşı bu öneriler dikkate alınmalı;

 1- Güneşin dik olarak geldiği en sıcak saatlerde kendinizi ve başınızı koruyun. Bu saatlerde çok fazla dışarıda kalmamaya özen gösterin.
2 - Güneşe çıkmak zorunda kaldığınızda şapka veya şemsiye kullanın.
3 - Ani ısı değişikliklerinden kaçının (Çok sıcak ortamdan, klimatize edilmiş soğuk ortama geçmemeye dikkat edin)
 4- Klimadan gelen soğuk havaya doğrudan maruz kalmayın.
 5- Su ve soğuk ayran gibi serinletici sıvıların tüketimini artırın.
 6- Çok sıcaklarda alkol tüketimi baş ağrılarını tetikleyeceğini unutmayın.

Emziren annelere beslenme önerileri.

Sütün kalitesini düşürmemek ve bebekte alerji riski oluşturmamak için annelerin emzirme döneminde beslenmelerine özen göstermeleri gerekir.

Fired: oğlu Roma ile birlikte poz verdi Mom2Mom Kristal Scott, kurucusu nedeniyle tartışmalı kampanyanın bir röntgen teknisyeni olarak ona iş ateş edilmiş
Emzirmenin  ne kadar önemli olduğunu artık her kadın biliyor. Anne süyü alan bebeklerin, almayanlara oranla kulak enfeksiyonu, mide  virüsleri ve alerji gibi hastalıklara yakalanma oranları daha düşük. Ayrıca anne sütü bebeğin ileri dönemde obezite riskini azaltıp, zekasına önemli katkıda bulunuyor. Aynı zamanda emziren annenin de meme ve  yumurtalık kanserine yakalanma,  depresyona girme riski daha düşük.
Tüm bu yararlarına rağmen, bazen anneler zaman yetersizliği veya meme ağrısı yüzünden süt vermek istemeyebiliyor. Hatta açık alanlarda çekinme/utanma/ayıplanma duyguları nedeniyle süt vermek yerine bebeği biberonla beslemek tercih ediliyor.
Bebeğini emziren annelerinse beslenmelerinde dikkat etmesi  gereken bazı noktalar var. Bebekler, anne sütüne karşı alerji geliştirmez. Ancak bazen annenin beslenmesiyle süte geçen maddeler, onları rahatsız edebilir. Bebekte aşırı ağlama, kusma,ishal, karında şişkinlik ve yanaklarda döküntüler gelişebilir. Eğer bir besin grubundan şüphelenirseniz,   bir hafta süreyle bu besinlerden kaçınmalısınız. Daha sonra az  miktarlarda alıp bebeğinizi  gözlemlemelisiniz.           
 
Dikkat edilmesi gereken gıdalar
Another breast feeding plus: Milk can block oral transmission of HIVBaharatlı yiyecekler: Aşırı  baharat kullanımı, bebeğinizi rahatsız edebilir, bu nedenle   kontrollü tüketmenizde fayda var. Eğer karın ağrısı, ishal veya kusma varsa bebeğinizin sindirim sisteminde hassasiyet yarattığı için  tercih etmemenizi öneririm.
Narenciyeler: Ananas, portakal, limon ve mandalinada bulunan asitle yüksek C vitamini, sindirim sisteminde rahatsızlığa, gazla şişkinliğe veya vücudunda   döküntüye sebep olabilir.
Bazı sebzeler: Sebzeler, annenin günlük beslenmesinde mutlaka yer almalı ancak gaz yapıcı etkileri bulunan brokoli, karnabahar, lahana ve salatalık dikkatli tüketilmeli. Bezelye de bu gruba dahil edilebilir. 
Süt Ürünleri : Eğer anne bolca süt ve süt ürünleri tüketiyorsa bebekte inek sütüne karşı alerji gelişebilir. Bu durumda karında şişlik, ya- naklarda döküntü ve ağrı oluşabilir. 
Kafein: Bebeğinizin rahat uyumasını istiyorsanız kafein alımınızı kontrol altına almalısınız. Günde bir fincan kahve yeterli. Yüksek miktardaki kafein, bebekte huzursuzluğa ve hırçınlığa sebep olabilir.
Alkol: Bu dönemde alkol almamanız en doğrusu. Ancak bir kadeh tüketebilir, bunu da emzirme sonrasına bırakabilirsiniz. Emzirmeden 3-4 saat önce alkol alımını kesmeniz de önemli.
Yer fıstığı: Bazı araştırmalarda, yer fıstığı tüketen annelerin bebeklerinde alerji geliştiği görüldü.
Doymuş ve trans yağlar: Doymuş ve trans yağ asitleri içeren yiyecekleri tüketmek, bebeğinizin beyin gelişimi için oldukça önemli omega-3 üretimini azaltabilir.
Pestisitler: Yediğimiz birçok besinin üzerinde bulunan tarım kalıntılarına denir. Bu nedenle  aldığınız besinleri  çok iyi yıkamanız veya tereddüt yaşıyorsanız yemeden önce kabuklarını soymanız gerekir.
 
DiYET YAPMAYIN
Hamilelik kilolarınızı hemen vermek istiyor olabilirsiniz ancak endişelenmenize gerek yok çünkü emzirme sırasında doğal olarak kilo vereceksiniz. İlk dört ayda her ay yaklaşık 500 gr.-1 kg. arası kilo vermek normal. Ayda iki kilodan daha fazla kilo kaybetmek, emziren anne için sakıncalı. Hamileliği 9-12 kg. alarak tamamlayan bir anne, ilk altı ayın sonunda dengeli beslenme ve etkin süt verme sonunda eski kilosuna kavuşabilir.
 
DENGELi BESLENiN
Emzirme döneminde normalkalori ihtiyacınıza ek olarak günde
300-500 kalori daha fazla beslenmek yeterli. Bu ihtiyacı; 1 su bardağı süt,
1 yumurta veya
1 köfte kadar et,
1 ince dilim ekmek ve 1 adet   meyveyle karşılayabilirsiniz.
 
BUNLARI iHMAL ETMEYiN
Kompleks karbonhidratlar: Enerji için tam tahıllar, meyve ve sebzeler tercih edilmeli. 
Sağlıklı yağlar: Tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren somon, zeytinyağı, avokado, yağlı tohumlar emzirme dönemi için ideal yağlar.
Proteinler: Yağsız kırrmızı et, balık, tavuk, hindi, yumurta bebeği-nizin büyümesi için önem taşır.
Kalsiyum: Süt, peynir ve yoğurt kalsiyumun en iyi kaynaklarından.  2-3 porsiyon tüketmek yeterli.
Sebze ve meyveler: Havuç, patates, kavun, domates ve diğer sebzeyle meyveler önemli vitaminler, mineraller içerir.
Su: Her emzirme seansında bir bardak su için. Günde 2.5-3 litreye yakın sıvı almaya dikkat edin. Ayrıca bitki çayları, meyve suyu, ayran, komposto gibi sıvılar tüketin. Kompostoya şeker ilave etmeyin, meyvenin kendi şekeri yeterli.
Vitaminler: Hamilelikte   aldığınız multivitamin tabletine emzirmenin ilk aylarında da devam edin ancak aldığınız vitamine güvenerek günlük taze sebze ve meyve tüketiminizi azaltmayın. 

Friday, June 22, 2012

Salataya ekle 15 kilo zayıfla.

İnsanların kendini zorlamayacağı  zayıflama yolları da var. İş yalnızca, şifalı otların ne olduğunu ve zayıflamaya nasıl etki ettiğini  bilmekten geçiyor…
Salataya ekle 15 kilo zayıfla!
Popülerleşen lezzetli şifalı otların ne olduğunu ve zayıflamaya nasıl etki ettiğini  bilmek çok önemli. Geleneksel tıbbın, kilolardan  kurtulmada  nasıl bir tamamlayıcı rol oynadığı hakkında bilgi  veren Doğal Ürün Uzmanı Volkan  Kurt "En eski ve sadık tedavi olarak kabul edilen  bitkisel yolların kabulu yüzlerce yıl önceye dayalı. Fiziksel  durumu iyileştirmek ve bir sürü hastalığın tedavisi için fayda  getiren otlar zayıflama da ciddi rol oynuyor''diyor. İnsanların kendini zorlamayacağı  zayıflama yolları da olduğunu belirtan Kurt, "Bazı bitki formlarını salataya katarak çok güzel kilo verebilirsiniz" diyor. Herbalium adlı bitki merkezinin  kurucusu Kurt, diyetsiz  zayıflama yönteminde herşeyin  tabiatın  kurallarıyla düzenlendiğini ve dengelendiğini söylüyor. 
Bakın nasıl iştahınız azalıyor! 
İştah ve yemek arzusunu azaltan anti-iştah otları  biberiye,  ısırgan, kekik gibi otlardan  oluşuyor. Herbalium'un ürettiği  bitkisel zayıflama yolunun diğerlerinden farkı yoğurda katılıp  yenmesinin dışında salatalara da eklenerek tüketilmesi. O  nedenle  "Hemen fayda vermesi için yemek sitilinizi değiştirin"  diyor Kurt ve kullanma şekli hakkında bilgi veriyor:  "Yemekten  15 dakika önce kendinize bir salata hazırlayın ve bu tozu  salatınıza serpip, kullanın. 15 dakika sonra ana yemeğe geçin!  Bakın nasıl iştahınız azalıyor!  İşyerinize götürüp, öğle vakti  salata veya yoğurda katıp yiyebilirsiniz. Bir davettesiniz.  Yemekler sizi kışkırtıyor. Giderken kurtarıcı olarak tek  kullanımlık paketi  yanınızda götürün. İlk olarak salata alın ve  bitki tozunu üzerine serperek yiyin. İştahınız yok olacak diğer  yiyeceklere karşı körelme hissedecekiniz."
Kilo kaybı için en iyi bitkilerin o insanın yaşadığı iklim ve  bölgede yetişmiş olanlar olduğa işaret ediyor Kurt. "Çünkü  evrendeki doğal süreçler insanın genlerinde saklı.  Sonuçta  vücut yerel bitkileri genetik olarak olumlu  algılar"  yorumunu  yapıyor. Volkan kurt'a göre bitkiler aynı zamanda bütün bedene  pozitif enerj yayıyor: "Pozitif düşünce pozitif enerjiyi oluşturuyor  ve yavaş yavaş kalıcı kilo kaybı zihne yerleşiyor.. Otlar, enerji  seviyesini artırarak beynin normal işleyişini geri getiriyor.  Canlılık ve tazelik kazanan beden daha pozitif düşünce  üretiyor, kilo vermeye istek artıyor." 
Bitkisel otlar 'yabancı' olmasın
Bu otların işlem görerek öğütülen formu, gıda alımını azaltıyor  ve artan kilo ya  geçit vermiyor. Bitkilerin tek yardımı bedenin  incelmesi değil. Aynı zamanda bir çok farklı avantajları var. Artı  olarak cilt güzelliği kazandırıyor. Sinirlerin sakinleşmesi ve  vitamin eksikliğini  gidermesi  gibi etkiler zayıflama seyrini  olumlu yönde değiştiriyor. Çünkü ilk insanoğlu doğrudan doğa  ile  bağlantı içinde olduğundan her bilgi genetik kodlarımızda  saklı.  Magnezyum, kalsiyum, potasyum, kükürt ve demir gibi  birçok gibi birçok mineraller toprakta yetişiyor. Bakir toprakta  büyüyen otlar bu maddeleri emer. Bunlar zayıflayan bedeni her  türlü deformasyondan korur. İşte bitkisel zayıflama bu yönüyle  de çok değerli. Kilo kaybı için en iyi bitkilerin o insanın yaşadığı iklim ve  bölgede yetişmiş olanlardır. Çünkü  evrendeki doğal süreçler insanın genlerinde saklı.  Sonuçta  vücut yerel bitkileri genetik olarak olumlu  algılar.