Showing posts with label kanser. Show all posts
Showing posts with label kanser. Show all posts

Sunday, July 1, 2012

Ginseng yorgunluğa iyi geliyor

New York Times’da yayınlanan bir habere göre ginseng yorgunluğa iyi gelebiliyor.

İktidarsızlığa iyi gelmesi sebebiyle yıllardır kullanılan ginseng enerji verici doğal bir destektir.

Ginsengin ayrıca yorgunluğa da iyi geldiğine dair iddialar söz konusudur. Bağımsız araştırmalar sonucunda ginsengin kemoterapi sonunda görülen kansere bağlı yorgunluğa iyi geldiği belirtilmektedir. Kemoterapi sürecinde hastalar aşırı yorgunluktan şikayet etmektedir. Bazı durumlarda bu yorgunluk hareketi tamamen kısıtlamaktadır.

Mayo Clinic tarafından yapılan bir araştırmada 290 kanser hastası günde 1000 ve 2000 mg olmak üzere ginseng tableti almıştır. 8 haftalık inceleme sonucunda etkisiz ilaç alanlara oranla ginseng alanlarda daha az yorgunluk gözlenmiştir.

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği tarafından yapılan başka bir araştırmada ise aynı araştırmacılar, günde 2 kez olmak üzere 1000 mg ginseng alan hastalarda 2 hafta sonra yorgunlukta azalma belirlemiştir.
Diğer bazı araştırmalar da ginsengin kanser hastası olmayan kişilerde de yorgunluğa iyi geldiğini göstermektedir. Ancak uzmanlar ginsengin güvenilirliği konusunda kesin sonuçlara ulaşılabilmesi için araştırmaların devam etmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Friday, June 29, 2012

Yaşlanmayı geciktiren kürler

Balık yağı, DHEA, Koenzim Q10, krom, Omega 3, bromelain, kurkumin, brokoli ve ısırgan kökü ekstresi ile D3 vitamini içeren kürler yaşlanma sürecini yavaşlatır, kanserden de korur

Prf. Dr erkan Topuz
Günümüzde Amerikalı araştırmacılar; patalojik yaşlanma sürecinin önüne geçebilmek için tüm hızlarıyla çalışmalarına devam ediyor. Bilim adamları; yaşlanma mekanizmalarıyla ilgili yeni veriler bularak, uzun bir yaşama sahip olmak için neler yapılması gerektiği konusunda bilimsel gerçeklere ulaşmaya çalışıyorlar.
Effective solution: Help is at hand for those with sensitive skin
ENFLAMASYONA BAĞLI HASAR Vücudumuz yaşlanma sürecinde, her geçen gün biraz daha hasara uğramaktadır. Yaşlılık sürecini birçok iç ve dış etken de tetiklemektedir. Kronik enflamasyon da (canlı dokunun her türlü etkene verdiği hücresel, sıvısal ve damarsal yanıtlar) bu etkenlerden biridir. Yaşlanmayla birlikte artan enflamasyon nedeniyle; kandaki sitokinler (hayvan ve bitki hücrelerince üretilen, hücrelerin birbirleriyle iletişimini sağlayan protein ve peptid grubu), moleküler deformasyona sebep olabilmektedir. Ayrıca bu sitokinler, beyin hücrelerinde ve damar arterlerinde de hasara neden olmaktadırlar. Kalp krizi, kalp yetmezliği, kanser ve Alzheimer gibi rahatsızlıklar, kronik enflamasyonun bir sonucudur. Yaşlanma süreci; uygulanabilecek anti-inflamatuvar bir kürle biraz daha uzatılabilmektedir. Bunun için önerilen besinler ve alınması gereken günlük miktarları ise şöyle:
 Balık yağı: 1400 mg. EPA ve 1000 mg. DHA
 Kurkumin: 400-800 mg.
 DHEA: 15-50 mg.
 Bromelain (Ananas): 500-1000 mg. Yaşlanmanın nedenlerinden biri de; glikasyon yani şekerlenmedir. Eskiden diyabeti olanlar doğru tedavi edilemedikleri için daha erken yaşlanır ve ölürlerdi. Şeker; böbrek, göz, sinir ve kan damarlarında önemli hasarlara neden olmaktadır. Yaşla birlikte bu hasar maksimuma çıkmaktadır. Glikasyona bağlı yaşlanmayı önlemek için uygulanması gereken günlük kür ise şöyle:
 Karnosin: 1000 mg.
 Pyridoksal 5 fosfat: 100 mg.
 Benfotiamin: 150 mg.
 Krom: 500 mg. 
MİTEKONDRİ DESTEĞİ 
Araştırmalar; hücrenin yapı taşlarından biri olan mitokondrideki bozuklukların, kalp ve nörolojik problemlere yol açarak yaşlanmayı hızlandırdığını göstermektedir. Mitekondriyi aşağıdaki kürle desteklemek yaşlanmayı geciktirecektir:
 Koenzim Q10: 100-200 mg.
 Pyrroloquinoline quinone: 10 mg.
 Asetil-LCarnitin: 675 mg.
 R-Lipoik asit: 150 mg.

HORMONLARIN DENGELENMESİ İÇİN
Vücudumuzdaki hücrelerin senkronizasyonu hormonlar sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla hormon düzeylerindeki inişler ve çıkışlar; depresyon, osteoporoz, koroner kalp ve damar hastalıkları ile kansere sebep olabilmektedir. Hormon seviyeleri aşağıdaki kürle dengelenebilir:

KADINLAR İÇİN  Pregnenolone naturel progesteron krem: 50-100 mg.
 Brokoli ekstresi: 400-800 mg.
 Indol-3 karbinol (Lahana, brokoli, karnıbahar özünün içinde bulunur): 80-160 mg.
 Apigenin: 25-50 mg.
 Kalsiyum D-Glukarat: 200-400 mg.
 Vitamin D3: 5000 IU


Dr Erkan Topuz

ERKEKLER İÇİN DHEA: 25-100 mg.
 Pregnenolone: 50-100 mg.
 Saw-palmetto: 320 mg.
 Isırgan kökü ektresi: 240 mg.
 Lignan: 20 mg.
 Vitamin D3: 5000 IU
 Brokoli: 400- 800 mg.
 Indol-3 carbinol: 80-160 mg.
 Apigenin: 25-50 mg.

DNA HASARI KANSER NEDENİ
Vücuttaki metilasyon adı verilen enzimatik reaksiyonlar; DNA'nın bakımında ve onarımında çok önemli rol oynamaktadır. DNA'nın hasar görmesi; kanser, karaciğer sorunları ve beyin hücrelerindeki hasarlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşağıdaki özel kür, DNA hasarını önleyen sürecin sağlıklı çalışmasında çok faydalı olacaktır:
 L-metilfolat (Folik asidin bir formu): 1000 mg.
 Pyridoksal 5 fosfat: 500 mg.
 Vitamin B-12: 1000 mg.
 Trimetilglisin: 500-1000 mg.
 S-adenozil-metiyonun: 200-400 mg.
 Horse-radish (Bayır turbu)
 Ginseng Panax

OMEGA 3 VE KOENZİM Q10 ALIN
Kanser koruyucu bir diyet, yaşlanmayı da her yönden yavaşlatmaktadır. Kırmızı etten kaçınmak, sebze-meyve tüketimini artırmak, toksik gıdalardan ve ortamlarda uzak durmak; hem kanserden korur, hem de uzun bir ömür vaat eder. Genetik olarak kanser riski taşıyanların ise zeytinyağında bol miktarda bulunan Omega 3, Koenzim Q10, ısırgan kökü, folik asit ve resveratrol desteği alması; hem kanserden korunmalarında, hem de yaşlanmanın geciktirilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Wednesday, June 27, 2012

Meyve tüketimi kadınlarda miyom oluşumu riskini azaltıyor

ABD’de yapılan bir araştırma, meyve yiyen kadınlarda yemeyenlere oranla daha az miyom oluştuğunu ortaya koydu.

Feed your skin: More beauty products are using fruit and vegetable extracts
Boston Üniversitesi araştırmacıları, 30’lu yaşlarındaki 23 bin siyahi kadınla yaptığı çalışmanın neticesinde, daha çok meyve yiyen ve A vitamini alan kadınlarda miyom oluşma riskinin daha az olduğunu belirtti.
Araştırmanın, miyom oluşma riski beyazlara oranla üç kat fazla olan siyahi kadınlarla yapılmasının nedeninin, yüksek risk durumunun beslenmeyle ilgisi bulunup bulunmadığını da ortaya koymak olduğu kaydedildi.
1995'ten başlayan "Siyahi Kadınların Sağlık İncelemesi" verilerinden yararlanılarak yapılan araştırma, günde 4 porsiyon meyve ya da sebze tüketen kadınlarda miyom oluşumunun günde bir porsiyon yiyenlere oranla yüzde 10 daha az olduğunu gösterdi.
Sebze ve meyve tüketimi ayrı ayrı incelendiğinde ise meyve tüketmenin miyom oluşma riskini azalttığı, ancak sebzenin bir etkisinin olmadığı tespit edildi.
Araştırmada, miyom riski ile alınan C ya da E vitamini miktarı arasında bağlantı olmadığı, ancak A vitamininin riski azaltmada etkisi olabileceği de saptandı.
Araştırmacılar, çalışmanın,  beslenme şeklini değiştirmenin miyom oluşma riskini değiştirebileceğini tam olarak kanıtlamadığını, ancak ikisi arasında bazı ilişkiler olduğunu gösterdiğini vurguladı.
Rahimde gelişen iyi huylu tümörler olan miyomların büyüklüğü değişebiliyor. Kanser riski taşımayan miyomlar, bazen ağrılara sebep olabiliyor.
Çalışmanın sonuçları "American Journal of Clinical Nutrition" dergisinde yayımlandı.

Tuesday, June 26, 2012

Şifa kaynağı incir ve üzüm.

İşte size iki harika yaz meyvesi: İncir ve üzüm. Her ikisini de biraz daha yakından inceleyebiliriz.

Grapes on the vine
İncir yüksek tansiyona çok faydası olan potasyum içeriyor. Üzüm, kalp ve damar sağlığı açısından olduğu kadar ihtiva ettiği C ve E vitaminleri ile de dikkat çekiyor.
İncir dünyadaki en besleyici besin olmayabilir ancak potasyum ve lif içeriği açısından çok önemli bir meyvedir.
İçerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir ve bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği ile de dikkat çeker.
Maksimum lif için incir
Amerikan Diyabet Kurumuna göre insanlar günde 25 ile 50 gr arasında lif (posa) tüketmeliler. Ulusal Bilim Akademisi’ne göre ise yaşa ve cinsiyete bağlı olarak bumiktar 21 ile 38 gr arasında belirlenmiştir.
Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, diyetinde yüksek miktarda lif tüketen erkeklerin (yaklaşık günde 29 gr) az lif tüketenlere kıyasla kalp krizi riskinin yüzde kırk oranında düştüğünü göstermiştir.
Yüksek lif içeren beslenme tarzlarının çok daha sağlıklı bir kan şekeri ve kilo kontrolü sağladığı da ispatlanmıştır.
3- 4 incirde yaklaşık 5 gr lif bulunur ki, bu da inciri en yüksek lif içeren besinler arasına yerleştirir. İşin içinde bir de kalsiyum var. Ortalama 3-4 incir, yaklaşık 125 kalori karşılığında size 82 mg kalsiyum, artı 34 mg magnezyum sunar.
Bu bir bardak portakal suyundakinin 3 katından fazladır. Aynı zamanda 473 mg potasyum da alırsınız ki bu miktar, inciri potasyumu yüksek besin kılar.
Tansiyon sorunu yaşayanlara birebir
Yapılan çok sayıda araştırmada sebze ve meyve gibi potasyum açısından zengin yiyeceklerle beslenenlerin kalp rahatsızlığı ve inme oranlarının düşük olduğu kanıtlamıştır.
Üstelik tansiyonu düşük tutmanın kilit maddesi potasyumdur. En son yapılan incelemelerde düzenli şekilde yüksek potasyum içeren besinler tüketen insanların kan basıncının tüketmeyenlere kıyasla daha düşük olduğu kanıtlanmıştır.
Potasyumun tansiyon üzerindeki etkisinin incelendiği 33 araştırmayı yakın zamanda gözden geçiren araştırmacılar işe başlarken tansiyonu normal olan ve günde 2.340 mg potasyum alan (besinlerden takviye olarak) katılımcıların yüksek tansiyon yaşama riskinin yüzde 25 azaldığını keşfetmişlerdir.
Bu düşüş yüksek tansiyon sorunu yaşayanlar için çok önemlidir. Potasyumun diğer faydası da inmeye karşı korumasıdır. Bir incelemede her gün bir öğün incir gibi potasyumu zengin yiyecekler tüketen yüksek tansiyon hastalarının ölümcül inme riskinin yüzde kırk oranında azaldığı keşfedilmiştir.
These tasty fruit, though native to the Mediterranean, can flourish in Britain
Yaşlanmaya karşı en etkili doğal koruma
ÜZÜM besleyici öğelerle dolu ki, bunların büyük çoğunluğu uzun yaşamın anahtarı olan bir eczane gibidir. Resveratrol’ü ele alalım. Resveratrol üzüm kabuğunda ve çekirdeğinde bulunan bir bileşkedir. Resveratrol, teknik açıdan bitkilerin kendilerini patojenik mikroorganizmaların saldırısına karşı savunmak için oluşturduğu kimyasal bileşkedir, yani fitoalekzin’ler olarak adlandırılan bileşke sınıfına dahildir.
Ancak resveratrol sadece kendisini üreten bitkileri korumaz. İnsanlarda da yüksek resveratrol alımı kardiyovasküler hastalık tekrarı ve kanser riskinde azalmayla ilintilidir.
Kanser başlangıcını önleyen bir koruyucu
Şikago Illinois Eczacılık Fakültesi’nde yapılan çalışmalar resveratrol’ün tümör oluşumundaki üç temel aşamada kanser önleyici faaliyet gösterdiğini ispatladı. Resveratrol aynı zamanda hücre değişimine sebep olan diğer etkenleri bloke ederek kanser başlangıcını önleyen bir koruyucudur. Ayrıca, hücreleri DNA’lara zarar veren serbest radikallere karşı korumaya yardımcı olan güçlü bir antioksidandır.
Tatlandırıcı niyetine kullanın
Louisiana State Üniversitesi Tarım Merkezi Beslenme Uzmanı Catrinel Stanciu, incir püresinin birçok yemekte tatlandırıcı olarak kullanılabileceğini ifade ediyor. 225 gr. inciri bir bardağın yarısından daha az bir suylamikserden geçirerek incir pürenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Bu püreyi sütünüzde, yoğurdunuzda ve tatlılarınızda rahatlıkla kullanabilirsiniz. İnciri lif, kalsiyum, potasyum içeriğiyle birlikte lezzeti için yiyin, mevsiminde olmak kaydıyla 3-4 taze incir yemek yeterli olacaktır. Unutmayın, kurutulmuş olanların kalori miktarı daha fazladır.
Harika bir yaz atıştırmalığı hem de buz gibi
Üzümü dondurun. Evet derin dondurucunuzda dondurun. Bu uygulamanın ardından üzümler birer şerbet topu gibi oluyorlar ve atıştırmak için harika yiyecek haline geliyorlar.
Beslenme tarzınını bir parçası haline getirin
Resveratrol belki de yaşlanmayı geciktiren en faydalı yiyeceklerden biri olabilir. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde patoloji profesörü olan David Sinclair’in yaptığı bir araştırmada, bu güne kadar teste tabi tutulan tüm hayat formlarının maya hücrelerimeyve sinekleri, kurtlar ve fareler yaşam sürelerinin çok küçük miktardaki resveratrol kullanımıyla inanılmaz derecede uzadığı görülmüştür. İşte, resveratrolün alabileceğiniz en iyi yaşlanma karşıtı takviyelerden biri olarak düşünülmesinin sebeplerinden biri budur. Bu, günlük yaşlanma karşıtı bileşke ihtiyacınız için takviye almanız gerekmez. Sadece üzümü beslenme tarzınızın bir parçası haline getirin, yeter! Kara (kırmızı, mor) üzümün kabuğu ve çekirdeği iyi bir resveratrol kaynağıdır
Önemli bir ayrıntı
Ne yazık ki üzüm; tarım ilaçlarından en fazla etkilenen meyveler arasındadır. Dolayısıyla üzümü aldıktan sonra çok iyi yıkamanız çok önemlidir.
Az miktarda tüketmeye özen gösterin
Birçok kişi üzümdeki şekerden dolayı kaygılanmakta. Karbonhidratı fazla tüketmemeniz gerekiyorsa bilmelisiniz ki bu yiyecekteki karbonhidratmiktarı biraz yüksektir. Ancak glisemik indeksi yüksek seviyededir ve daha da önemlisi glisemik yük açısından ki bu kaygılanmanız gereken tek rakamdır oldukça düşüktür (10’un altında). İşin sırrı üzümü çok tüketmemektedir ki bunu yapmak bazen çok kolay olmayabilir. Bir kâsesi 106 kaloridir. Üzümde az miktarda da (294 mg) potasyum vardır. Çekirdeklerini ve kabuğunu da yemenizi öneririm. Üzüm çekirdeğinden, sağlık açısından çok faydalı olan yabana atılamayacak kadar çokmiktardabileşke elde edilmektedir.Bir porsiyon üzüm: 15 iri taneli bir salkımdır.
Biliyor muydunuz ?
İncir özlerinin (tahminen içer diği benzaldehit sebebiyle) Japon araştırmalarında tümörleri küçülttüğüne dair yaklaşık yüz kadar kayıt bulunmaktadır.
Uzm. Diyetisyen Doktor Banu TOPALAKÇI

Kanser hastasının tatil rehberi

Birçok insan tatili iple çeker, özellikle çalışanlar için tatil, dinlenip eğlenmeye ayrılan keyifli zaman dilimi anlamına gelir. Hem çalışıp hem de kanserle savaşanlar da tatili dört gözle bekler ama onlar için tatil, kaygıları ve soru işaretlerini de beraberinde getirir.

Cancer care:
Klimalar, kalabalık ortamlardaki enfeksiyon riski, sert esen poyraz, çabuk yorulma, vücut direncinin sık sık düşmesi ve beraberinde gelen hastalıklar... Kanser artık kronik hastalıklar listesinde yer alıyor. Bu, kanserle yüzleşen insanların hastalıkla yaşayacağı ve mücadelenin uzun soluklu olacağı anlamına geliyor. Hal böyle olunca aktif tedavi dönemini geride bırakıp hayatın rutinine dönenler için de kemoterapi ve radyoterapi gören hastalar için de tatil yapmak zaman zaman riskli olabiliyor. Ancak bazı noktalara dikkat ederek ve önlem alarak keyifli bir tatil geçirmek de mümkün.
Neolife Tıp Merkezi’ nden Medikal Onkolog Doç. Dr. Duygu Derin ve Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Alptekin Arifoğlu, kanser hastalarının rahat ve keyifli bir tatil geçirebilmeleri için dikkat edilmesi gereken o noktalara değindi.
İşte kanser hastası için sorunsuz tatilin püf noktaları:
• Kemoterapi bağışıklık sistemini zayıflattığı için mikrop kapmayı kolaylaştırır. Bu nedenle kemoterapi görmekte olan veya kemoterapisi henüz bitmiş hastalar, tatil yapmak için seçecekleri mekânın temiz olmasına dikkat etmeli. Ayrıca mekânın çok kalabalık olmamasına özen gösterilmeli. Ateş veya benzeri bir sağlık sorununda, müdahale yapabilecek sağlık merkezine kolay ulaşılabilmesi de çok önemli.
• Tatil yapılacak mekâna ulaşım için, rahat ve fazla kalabalık olmayan bir ulaşım aracı kullanılmalı. Özel araç veya yol çok uzunsa uçak tercih edilmeli.
• İyi pişirilmiş, temiz hazırlanmış ve sunulmuş, açıkta uzun süre bekletilmemiş yiyecekler tüketmeli. Meyvelerin kabukları soyulmalı ve nasıl yıkandığından emin olunmadığı durumlarda salata ve meyve tüketiminden uzak durulmalı. Sıcakta çabuk bozulabileceği için kremalı tatlılardan kaçınılmalı.
• Kemoterapi ve radyoterapi sırasında güneşe maruz kalınırsa ciltte lekeler oluşabilir. Bu nedenle güneşten uzak durulmalı. Mecburen güneşe maruz kalınacak durumlarda ise yüksek koruma faktörlü kremler kullanılmalı.
• Enfeksiyon olasılığını artırdığı için havuz yerine deniz tercih edilmeli.
• Radyoterapi sırasında, sıcak su vücutta ödem artışına neden olduğundan, kaplıca tatilinden ve sıcak su ile banyo yapmaktan kaçınılmalı. Aynı zamanda cilt hassaslaştığından, kese gibi cildi tahriş edebilecek işlemlerden de uzak durulmalı.
• Bol sıvı tüketilmeli ve çok sıcak saatlerde dışarı çıkmadan, istirahat edilmeli.

Monday, June 25, 2012

Tembellik gençleştiriyor.

Hayatı yavaşlatmak ya da deyim yerindeyse bir nebze de olsa 'tembelleşmek' genç kalmanın yeni anahtarı. Kulağa gerçekten de hoş geliyor, değil mi?

Single supplements can almost double the cost of a holiday when compared with a couple sharing, according to the latest research.
Şimdilerde güzellikle ilgili yepyeni bir slogan kadınların ilgisini çekiyor. Hayatı yavaşlatmak ya da deyim yerindeyse bir nebze de olsa 'tembelleşmek' genç kalmanın yeni anahtarı. Kulağa gerçekten de hoş geliyor, değil mi? İşte detaylar… 
Enerjinizi düşürün, genç kalın
Her yerde okuyup duruyoruz; metabolizma ne kadar hızlı çalışırsa, vücut da fit görünümünü ve tazeliğini o denli koruyor. Ama bilim adamlarına sorarsanız, bu tamamıyla yanlış… Yapılan birçok araştırmaya göre, yavaşlayan bir metabolizma –burada konu edilen düşük kalori alımı- uzun yaşamın sırlarından biri. Sebebine gelince; vücut ısısında ve metabolizma hızında meydana gelen azalma, hücrelerin ve dolayısıyla organların yaşlanmasına neden olan serbest radikallerin oluşumunu engelliyor. Ayrıca kanser, iltihaplanma ve diğer hastalıkların tetikleyicileri de daha az üretilmeye başlanıyor. Tüm bu bilgileri nasıl kullanacağımıza gelince…
 Experts say Britons, with our more liberal attitude towards drinking generally, are particularly prone to Holiday Heart Syndrome
Hayatı yavaşlatmak genç tutuyor
Cildin yenilenmek için zamana ihtiyacı var. Bugüne kadar biz hep hücreler kendini ne kadar hızlı yenilerse, kırışık oluşumunun da o kadar geç gerçekleştiğini düşünüyorduk. Kısa bir süreliğine doğru bir varsayım kabul edilebilir bu; ancak uzun vadede bilim insanları bu sürecin tersine işlediğini belirtiyor. Her hücre bölünmesinde kromozomların uç parçalarını oluşturan telomerler kısalıyor. Bir noktadan sonra, minimum uzunluğun altına düştüklerindeyse hücrelerin bölünmesi artık mümkün olamıyor. Dokular sertleşiyor, geriyeyse elastikiyetini yitirmiş bir cilt kalıyor. Bunu keşfeden birçok kozmetk markası son yıllarda ürünlerinin içeriklerine yosunları da ekledi. Yosun ekstreleri, hücrenin kendi ritminde yenilenmesini sağlamak için çeperini yeniden oluşturmasına yardımcı oluyor.

Friday, June 15, 2012

Ağız yarasına papatya

apatya; kanser hastalarında kemoterapi sırasında görülen ağız yaralarının oluşma riskini azaltıyor, derideki yaraları iyileştiriyor. Sindirim sistemi hastalıklarında yarar sağlıyor

Papatya bitkisinin içinde bulunan chamomile, günümüzde tıp dünyasının en fazla kullandığı maddelerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü de bugüne kadar papatyanın yararlarıyla ilgili birçok tıbbi makale yayınlamıştır. Almanya'da birçok ruhsatlı ilacın içinde de bulunan papatya özleri; deri, oral iltihaplar, bakteriyel enfeksiyonlar gibi birçok rahatsızlığın tedavisinde, harici olarak kullanılmaktadır.
Bu bitkinin gastrointestinal sistem (midebağırsak kanalı) hastalıklarında da dahili olarak kullanımı onaylanmıştır.

UYKU SORUNLARINDA YARARLI Papatya özellikle Avrupa'da uyku sorunlarını çözmeye yönelik ev yapımı ilaçlarda da sıklıkla kullanılmaktadır. Papatyanın içinde bulunan luteolin ve apigenin maddeleri; kanser tedavisinde kemoterapinin yan etkilerine karşı önlem amaçlı kullanılan chamomile maddesinin bileşenleridir. 98 hasta üzerinde yapılan bir araştırma; papatyanın, kemoterapinin ve radyasyonun yan etkilerinden biri olan ağız yaralarının oluşma riskini azalttığını gösteriyor. Papatya özlerinin verildiği 20 radyasyon hastasından sadece birinde, üçüncü dereceden stomatit (ağız yarası) gelişmiştir. 46 kemoterapi hastasından ise sadece 10'unda bu rahatsızlık görülmüştür.

TÜMÖRÜ KÜÇÜLTÜYOR Bu bitkinin iki türü vardır; sarı veya gümüş renginde çiçekleri olan papatya ve beyaz çiçekli Alman papatyası. Sarı papatyanın antioksidan etkileri vardır. Bu özelliği sayesinde kanserli tümörün büyümesine engel olur. Alman papatyasında ise ülser hastalığından koruyan bisabolol maddesi bulunmaktadır.

İLTİHAPLI YARALARI KÜÇÜLTÜYOR! 
Yapılan geniş kapsamlı klinik deneyler; iltihaplı ciltlerin tedavisinde, papatya ekstresinin bulunduğu kremlerin, kortizonlu ilaçlardan daha etkili olduğunu gösteriyor. Öte yandan papatya; egzama hastalığında da kortizonlu ilaçlarla eş değer bir fayda sağlıyor. Ayrıca bu bitki; derideki yaranın büyüklüğünü gözle görülür ölçüde küçültüyor, kurumasına da engel oluyor.

ALERJİK OLANLAR PAPATYALI ÇAY POŞETİNE DOKUNMASIN 
Papatyanın kullanımına bağlı olarak nadir de olsa alerjik reaksiyonlar gelişebiliyor. Örneğin; Avrupa'da bir kadın, doğum sırasında, içinde papatyadaki chamomile maddesinin bulunduğu bir lavman uygulamasının ardından hayatını kaybetti. Öte yandan papatya ve karahindiba bitkisi aynı familyaya mensuptur. Dolayısıyla, herhangi birine alerjisi olan, diğerini kullanmaktan kaçınmalıdır. Bu arada sarı papatyanın kullanımında, Alman papatyasına kıyasla daha fazla komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Taze bitkiye temas eden hassas kişilerde ise kontakt dermatit (sebum bezlerinin aşırı salgılamasından ileri gelen cilt hastalığı) görülmüştür.

ÇOCUKLARDA İSHAL SÜRESİNİ AZALTIYOR!
Papatya bitkisi sindirim sistemi bozukluklarında da çok faydalıdır. Altı aylıktan beş yaşına kadar 79 çocuk üstünde uygulanan bir çalışmanın sonucuna göre; bu bitki, elma pektini ile birlikte verildiğinde, diyare süresini önemli derecede azaltmaktadır. Bu çalışma kapsamında yapılan üç günlük tedavinin sonunda; çocuklardaki diyare süresi 5.2 saat azalmıştır. Papatyanın içinde bulunan chamomile ekstresi ve bisabolol maddesi, antiülser etkisi göstermiştir. Fakat bu çalışmada; diyare süresinin azalmasında, pektin lifinin etkisi tam olarak ölçülememiştir.

Wednesday, June 13, 2012

Aşırı sıcaklardan korunma yöntemleri

İklimde görülen bazı dalgalanmalar ve beklenilmeyen ekstrem olayların yaşanması, canlıların yaşamı üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

Bir anne ve kızı sahilde güneşlenmek
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, "Sıcak havalarda bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalı. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükseliyor. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalı" dedi.
Çağlar, canlıların, beslenme, üreme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yaptıkları bütün etkinliklerini iklim ve çevre koşullarına göre düzenlediklerini söyledi. İklimde görülen bazı dalgalanmalar ve beklenilmeyen ekstrem olayların yaşanmasının canlıların yaşamı üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade eden Çağlar, bir yerde o güne kadar görülmeyen veya çok seyrek olarak görülen sıcak ve soğukların belli bir süre yaşanmasının bütün canlıları ve çevreyi olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi. Her canlının sıcaklık, nem, rüzgar, basınç gibi pek çok atmosferik değişkene karşı mutlaka fizyolojik bir tepkisi olduğuna dikkati çeken Çağlar, çevreye ve iklim koşullarına en kolay uyum sağlayan, olumsuz sonuçlarından en az etkilenen canlının insan olduğunu vurguladı.
Bugüne kadar yapılan ölçümlere göre yeryüzünde şimdiye kadar en yüksek hava sıcaklığının 57 dereceyle Libya’nın El Azizias kentinde 13 Eylül 1922’de ölçüldüğünü belirten Çağlar, Avrupa’da ise en yüksek hava sıcaklığının İspanya’nın Sevilla kentinde 4 Ağustos 1981’de 50 derece olarak kayıtlara geçtiğine işaret etti. Çağlar, Türkiye’de uzun yıllara göre en yüksek hava sıcaklığının ise 1993’teki Mardin'de 48,8 derece olarak ölçüldüğünü söyledi.
Safe to read by the river: Readers can now relax and read in the bath or outside without fear the ink will run
İnsanların yaşamlarını rahat bir biçimde sürdürebildikleri hava sıcaklığının 17-31 derece arası olduğunu belirten Çağlar, bunun dışındaki sıcaklık değerlerinin değişik bünyelerde çok farklı klinik sendromlara, fizyolojik streslere, hastalıklara ve hatta ölümlere bile neden olabildiğini ifade etti.
Çağlar, aşırı sıcaktan daha çok hastalarla yaşlıların etkilendiğine dikkati çekerek, aşırı sıcaklarınkalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet, dolaşım-solunum problemi ve alkolizm gibi kronik hastalığı olan kişilerin yaşamını tehdit ettiğini dile getirdi. Aşırı sıcaklar nedeniyle ulaşımda büyük can ve mal kayıplarının yaşandığı kazaların belirgin bir biçimde arttığını anlatan Çağlar, son yıllarda çok sık olarak yaşanan aşırı sıcak ve bunların neden olduğu olumsuzlukların hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için su kaynaklarının yönetimi açısından büyük sorunlara neden olduğunu ifade etti.
Aşırı sıcaklardan korunma yöntemleri
Çağlar, halen ülke genelinde etkili olan yüksek sıcaklıkların gelecek hafta da etkisini sürdüreceği ve mevsim normallerinin 2 ila 5 derece üzerinde seyredeceğini belirterek, şunları kaydetti:
"Sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bu günlerde kanser hastaları, kemoterapi hastaları veya değişik deri hastalığı olanlar güneş ışınlarından korunmaya özellikle dikkat etmelidir. Güneş ışınlarının etkisinin güçlü olduğu saat 10.00-16.00 arasında güneş ışınlarından kaçınmalıdır.
Dışarıda bulunulduğunda açık renkli, hafif, bol giysiler tercih edilmeli, şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Dışarıda çalışması gerekenler mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamaya, aşırı hareketlerden kaçınmaya, sık sık tuz içeren sulu gıdalar almaya dikkat etmelidir.
Yoğun fizik aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır.
Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir.
Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalı. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükseliyor. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalı.
Kapalı alanlar iyi havalandırılmalı ve güneş gören pencereler, perde ve güneşliklerle gölgelendirilmeli.
Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı, bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmeli.
Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmeli.
Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı, yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli, soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir."

Tuesday, June 12, 2012

3 kanserden ikisinin sebebi; sigara ve obezite

Türkiye'de kanserin 3'te 2'sinin tütün kullanımı ve obeziteye bağlı geliştiği, bu iki etkenin kontrol altına alınması halinde kanser artışının önüne geçilebileceği bildirildi .

1 year after smoking ban sees number of heart attacks cut
ağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, kanserin dünya genelinde artış gösterdiğini, kanseri kontrol altına alabilen sadece 5, 6 gelişmiş ülke olduğunu belirterek, “Bunun dışında dünyanın geri kalan bütün ülkelerinde kanser artış göstermektedir. Ülkemizde de artış görülmekte, bizdeki artışın 2030 yılına kadar süreceğini tahmin etmekteyiz” dedi.

Kanseri kontrol altına almış ülke örnekleri incelendiğinde esas kontrol stratejisinin tedaviye değil, erken teşhise ve kanser taramalarına yönlendirilmesi gerektiğinin görüldüğünü ifade eden Gültekin, “Bu ülkeler ancak bu şekilde kanseri kontrol altına alabilmiş. Kanseri önleme konusunda en önemli strateji tütün kontrolüdür. Elbette ki bu, devletin yasalarla yapabileceği bir şey değil. Öncelikle vatandaşımızın bu alışkanlığı kazanması gerekmektedir” diye konuştu.

Gültekin, Türkiye'de yıllık 170 bin kanser olgusu görüldüğünü vurgulayarak, “Bunların 3'de 2'si tütün ve obeziteye karşı gelişmektedir. O yüzden bizim ulusal kanser kontrol programımız olduğu gibi ulusal tütün kontrol programımızı ve ulusal obezite kontrol programlarımızı da geliştirdik. Amacımız ülkemizde, kendi bölgemizde, Avrupa'da tütün kullanımını en aza indirmiş ülke olmak, en obeziteyle savaşmış ve bu mücadelesini kazanmış ülke haline getirmektir” dedi.

KANSERLE MÜCADELE POLİTİK İSTİKRAR GEREKTİRMEKTEDİR

Bu iki risk faktörü bitirilmeden, çevresel diğer faktörlere yönlenilmesinin dikkatlerin dağılmasından başka bir şey olmayacağını ifade eden Gültekin, şöyle devam etti:

“Kanserle mücadele o yüzden siyasal ve politik istikrar gerektirmektedir. Çünkü mesela bir radyoterapi merkezi açmak değil, buişin en kolayı ancak doğrusu uzun soluklu önlemler alabilmektir. Bu önlemler, tütünü kontrol altına alabilmek, vatandaşı eğitebilmek, farkındalığını artırmak, obezitesini düzeltmek, kanser taramalarına yönlendirmektir. Bu uzun politikalar da etkilerini 15-20 yıldan erken göstermez. Sigarayı bile bıraktırsanız 15 yıl sonra etkisi görülmektedir. Son yıllarda ülkenin pek çok alanında yaşanan ekonomik gelişmişlik, bu istikrar kanser üzerine yapılan yatırımları da tabi ki etkiledi. O yüzden kontrol programları yaptık ama bunların meyvelerini 2025'li yıllardan sonra görebileceğiz. Türkiye'nin kanser kontrolünü yapmak stratejik öneme haizdir, aksi takdirde dünyada ilk 10 ekonomiye girmemiz mümkün değildir.”

Gültekin, devletin tütün kontrolüne yönelik sadece kanun ve yönetmelik yapabileceğini anlatarak, şunları kaydetti:
“Orada, burada yasaklarız tütünü ama kişi evine gittiğinde, yolda, arabasında, iş yerinde ne kadar kullanıyor? Dünya Kanser Teşkilatı 'tütün kullanma, alkolü azalt, obeziteden uzak dur, düzenli ve dengeli beslen, Hepatit B virüsüne karşı aşılan, haftanın iki günü 15 dakika hızlı yürüyüş yap, meme, kolon ve rahim ağzı kanserine karşı zamanı geldiğinde düzenli kanser taraması yaptır ve aşırı güneş ışığından kaçın' diyor. Biz bu önlemleri aldığımızda zaten birey olarak kendimizi kansere karşı korumuş oluyoruz.

Elbette çevresel faktörleri tartışalım, o bölgedeki bir fabrikanın etkisini tartışalım veya o bölgedeki başka vatandaşımıza rahatsızlık veren durumu tartışalım, araştıralım ama dikkatlerimizi bu maddelerden uzaklaştırmayalım. Benim üzüldüğüm konu bu maddeleri gerçekleştirmeden, başka konulara yöneliyoruz. Önce kendimize yapılması gerekenleri yerine getirip getirmediğimizi soralım.”

Sunday, June 10, 2012

Karpuz çekirdeğinin faydaları.

Yaz aylarının en sevilen meyvelerinden karpuzun önceleri sadece şeker ve sudan ibaret, besin değeri olmayan bir meyve olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan çalışmalar karpuzun aslında çok değerli bir meyve olduğunu gösteriyor. Karpuzun faydalarını anlatan Diyetisyen Derya Devrim Dalkılınç, karpuz çekirdeği ile ilgili de açıklamalarda bulundu.
karpuz
Karpuzun yüzde 92’si su, yüzde 6’sı şekerden oluşur. Karpuz C vitamini, A vitamini ve betakarotenler açısından iyi bir kaynaktır. 150 gram karpuz, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 24.3’ünü, A vitamini gereksiniminin yüzde 11’ini karşılar. Karpuz ayrıca enerji üretimi için gerekli olan B, B1, B6 vitaminleri, magnezyum ve potasyum açısından da zengin bir kaynaktır. Büyük miktarı su olduğu için kalori değeri düşük olan karpuzun, 200 gramında yaklaşık 50 kalori vardır. Bu sebeple kalori başına alınan besin öğesi miktarı fazladır.
Karpuzun Kansere Karşı Koruyucu Özelliği Var

Karpuz domateste de fazlaca olduğu bilinen ve kansere karşı koruyucu bir antioksidan olan likopen içeriği açısından liderdir. Bu güçlü antioksidanlar vücutta biriken serbest radikallerle savaşarak kanser oluşumuna karşı koruyucu etki gösterirler.
Karpuz zengin A,C vitamini betakaroten ve likopen içeriğiyle kalp hastalığı, kolon, meme kanseri, akciğer, prostat kanseri ve yasa bağlı gelişen görme bozukluklarına karşı koruyucu etki gösterir. Osteoartrit, römotoidartrit ve astım hastalıklarının bazı semptomlarını hafifletirler. Çalışmalar yeşil çay ve likopenden zengin besinlerin, birlikte tüketiminin sinerjik etki yaratarak kansere karşı daha güçlü bir koruma sağladığını gösteriyor.
Karpuz Çekirdeği ve Apandisit İlişkisi
Karpuz yüksek kan basıncını da düşürmektedir. Tartışılan bir diğer konu ise karpuz çekirdeği yutmanın apandisit problemlerine neden olup olmayacağıdır. Sindirilemeyen karpuz çekirdekleri çok küçük bir ihtimal de olsa apandisitte tıkanmaya yol açabilir. Ancak bu çok ender rastlanabilecek bir durumdur ve endişe edilmemelidir.

Tuesday, May 22, 2012

Şok diyet veya mucize ürün var mı?

Yeşil çay, kırmızı biber, yaban mersini, brüksel lahanası, çilek, kiraz, mısır püskülü, defne veya avakoda yaprağının kilo vermeye yardımcı olduğunu biliyorduk.

Sugar fix: Lily Elford with her diet of crisps, cakes and sweets, and the odd apple
Peki kaktüs ve yosunu?
 
Kaktüsün yağı bloke etmesi, yosunun metabolizma hızını artırarak özellikle de göbek, basen ve kalçadaki yağlardan kurtulmaya yardımcı olması kilo vermek isteyenler için müthiş bir haber… Ancak Uzman Diyetisyen Turgay Köse bu konuda uyarıyor: ‘Şok diyet ya da mucize ürün yoktur. Sağlıklı kilo vermek için bilinçli diyet yapmak gerekir”
 
 
Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için çözüm arayışları başladı… Yeşil çay, yaban mersini, brüksel lahanası, çilek, kiraz, mısır püskülü, defne veya avakoda yaprağı gibi besinlerin metabolizmayı hızlandırdığı, yağ yakımını artırdığı ve ödem attırdığı konusunda uzmanlar hemfikir. Kaktüs ve yosun ikilisinin de özellikle göbek, basen ve kalçadaki yağlardan kurtulmaya yardımcı olduğunun açıklanması kilo vermek isteyenler için umut olmalı mı? Uzman Diyetisyen Turgay Köse şişmanlık, sağlıklı kilo verme, kilo verirken alınabilecek destek besinler hakkındaki soruları cevaplandırdı.
 
*Şişmanlık nedir, nedenleri ve komplikasyonları nelerdir?
 
Dünya Sağlık Örgütü'nün sağlık raporunda şişmanlık; vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olarak tanımlanmaktadır. Şişmanlık aşırı besin alımı, hareketsiz yaşam, genetik, hormonal nedenler, psikolojik sorunlar, sigarayı bırakma, alkol kullanımı, metabolizma hızının yavaşlaması gibi faktörlere bağlı olarak gelişebilir. Tek başına olduğu gibi şişmanlık komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalıktır. Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: kalp-damar hastalıkları,hipertansiyon,şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.
 Capsiplex is the first diet pill to contain ingredients previously only available on the NHS
*Şişmanlık nasıl tedavi edilmelidir?
 
Multifaktöriyel bir hastalık olan şişmanlığın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog, diyetisyen,  fizyoterapist ve psikolog ile ekip halinde tedavi edilmesi durumunda daha sağlıklı sonuçlar alınabilir. Doktor tarafından yapılacak klinik muayenenin ardından kan tahlil sonuçları yorumlanarak, kişi diyetisyen eşliğinde diyet programına alınmalıdır. Egzersiz ve yaşam tarzı değişikliği hayata geçirilmelidir. Ayrıca tedaviye destek amaçlı olarak gıda takviyeleri, ilaç tedavisi ve/veya cerrahi tedavi uygulanabilir. Ardından kişi kilo koruma programına alınmalıdır. 
 
*Mucize diyet var mıdır, 1 haftada 5 kilo nasıl verilir?
 
Çok basit, 1 haftada 5 kilo verilemez! Her gün karşımıza az zamanda çok kilo kaybettiren popüler birçok diyet çıkıyor:  İsveç Diyeti, hollywood Diyeti, Ayırma Diyeti, Dukan Diyeti, Renk Diyeti, kan gruplarına göre diyet vb. Bu tip diyetlerin çoğu başlangıçta hızlı kilo kaybı sağlasa da kısa bir süre sonra bu kilolar fazlasıyla geri alınmaktadır. Ayrıca kişinin sağlığına, metabolizmasına zarar verip ömrünün kısalmasına neden olurken “ben bu işi başaramıyorum” düşüncesiyle kişiyi umutsuzluğa sürükler.
 
*İdeal kilo kaybı nasıl olur?
 
Gerçek ağırlık kaybı vücuttaki yağ kütlesinin azalması ile mümkündür. Çok düşük oranlarda karbonhidrat içeren diyetlerde su, açlık halinde kas kaybı olmaktadır. Ancak dengeli diyetlerin spor ile desteklenmesi durumunda yağ kaybı söz konusu olabilmektedir. Aksi takdirde kas ve su kitlesindeki kayıplar hem sağlık açısından risklidir hem de kalıcı ağırlık kaybına neden olamaz. Diyet mutlaka kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Zayıflama programlarının kişinin (yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, besleme alışkanlıkları vb.) özelliklerine göre enerji ve besin öğeleri içermesi; yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılabilmesi ve yavaş (haftada 0,5 - 1 kg) ağırlık kaybı ile bireyin yeni beslenme programını yaşam tarzı haline getirmesini sağlayabilmesi gerekir. Yaşam tarzı haline getirilemeyen hiçbir yönteme başlamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki; ayda 6 kg üzerinde ağırlık kaybı metabolik olarak başka sağlık problemlerine zemin hazırlamaktadır. Kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkmamalıdır. Sabırlı olmak tüm diyetlerde en önemli koşullardan birisidir. 
 
*Diyet yaparken nelere dikkat edilmelidir?
 
Zayıflamaya uyumlu diyet tedavisinde:
1•Günlük 7 - 8 saat uyku, uyandıktan sonra 1 saat içinde (spor yapılmıyorsa) kahvaltı yapmak
2• Akşam yemeğini yatmadan 3,5 saat önce yemek
3• Öğün sayısının artırılması, mideyi dolu tutarak sonraki öğünde fazla ve hızlı yemeyi engellemek 
4• Yemek süresi uzatılmalıdır. Tokluk hissi yaklaşık 20. dakikada oluşur. Dolayısıyla her lokmadan sonra çatal ve kaşığı tabağa bırakmak, besinlerden tat alabilmek adına iyice çiğnemek 
5• Rafine şekerden olabildiğince uzak durmak  (Şekerin fazlasının vücutta yağa dönüştüğü unutmamalıdır.) 
6• Enerjisi yüksek, besin değeri düşük kaymak, krema, mayonez, cips, sos gibi yağlı besinlerden uzak durmak 
7• Yiyecekleri kızartmak yerine haşlama, ızgara yapma, buğulama, buharda veya fırında pişirmek
8• Düzenli egzersiz diyetin etkisini artırır (Fiziksel aktivitenin artırılması metabolizma hızını artırıcı etkiler göstermektedir.)
9• Kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, kuru barbunya), tam taneli tahıllar (esmer ekmek, bulgur pilavı, yulaf, kepekli pirinç / makarna / erişte / un), sebze ve meyveler içerdikleri lifler sayesinde midede hacim sağlayarak uzun süre tok tutar ve diyete uyumu artırır. Ayrıca kan şekeri, kolesterol ve tansiyonu istenilen seviyelerde tutmaya yardımcı olur. Dışkılama sayısını ve miktarını artırarak kabızlığı önlemeye yardımcı olur, kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkiler içerir. Aynı zamanda antioksidan kapasiteleri yüksektir. 
• Posalı besinlerin bahsedilen etkilerini gerçekleştirebilmesi için gün içerisinde bayanların 2,7 lt, erkeklerin 3,7 lt su ve alkol hariç diğer sıvılardan tüketmesi gerekir. 
Bu ilkelere ilave olarak kısa mesafelerde taşıt kullanılmaması, alışverişe tok karına çıkılması, tabağa fazla yemek alınmaması gibi davranış değişiklikleri hayata geçirilmelidir.
 
*Zayıflamada gıda takviyeleri için neler söylenebilir?
Kilo vermeye çalışırken metabolizmayı hızlandırıp, yağ yakımını artıran ve ödem atmaya yardımcı olan besinlerin alınması önerilebilir. Yeşil çay, kırmızı biber, brokoli, yaban mersini, brüksel lahanası, maydanoz, çilek, kahve, salatalık, kiraz, mısır püskülü, defne yaprağı, avakoda yaprağı, gibi…
Esas tedavinin diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliği olduğu unutulmamalı; destek ürünlerin -klinik çalışmalarla etkisi kanıtlanmış- doktor ve/veya diyetisyen kontrolünde kullanılabileceği bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki, hiçbir beslenme desteği zayıflatmaz; sadece diyet ve egzersiz ile alınan sonuçları artırıcı etkiler gösterir. 
 
*Kaktüs ve yosunun kilo vermedeki rolü nedir?
2011 yılında Çin’de yapılan araştırma sonuçlarına göre kaktüs yağ hücreleriyle etkileşime girerek yağı bloke etmekte ve kilo yönetimine yardımcı olmaktadır. İçerdiği lifler sayesinde besinlerle alınan yağa bağlanıp, yağ – lif kompleksi oluşumunu sağlıyor ve yağın vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Amerika,Kanada, Japonya ve Avrupa’da pazarı bulunan, bitkisel ve %100 doğal, GDO içermeyen, alerjiye yol açmayan, AB organik sertifikalı, yağ tutucu özelliği olan ve besin destek ürünlerinde kullanılan bu içeriğin klinik çalışmalarla etkinliği kanıtlanmıştır. 
 
Antioksidan özelliği olan yenebilir kahverengi yosunun ise metabolizma hızını artırarak vücutta birikmiş olan yağların yakılıp enerjiye dönüşmesine ve özellikle göbek, basen ve kalçadaki bölgesel fazlalıklardan kurtulmaya yardımcı olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur.