Showing posts with label uyku. Show all posts
Showing posts with label uyku. Show all posts

Tuesday, July 3, 2012

Sıcak havalarda rahat uyumanın ipuçları

Yaz aylarında, özellikle sıcak ve rutubetli günlerde uyku uyumak neredeyse imkansızdır.

Sleep troubles
Yaylarında, özellikle sıcak ve rutubetli günlerde uyku uyumak neredeyse imkansızdır. Ancak yine de daha rahat bir uyku için alabileceğiniz bazı önlemler var. Klima da bunlardan biri. Hatta genel kanının aksine, dikkatli kullanılan klimalar hastalıklara yol açmıyor ve konfor düzeyini önemli ölçüde artırıyor.  
Yaz uykusu deyince aklınıza "estivasyon" gelmesin! Kış uykusunun, "hibernasyon",  tersine, bazı hayvanların yazın aşırı sıcak ve çok kurak geçtiği yerlerde vücut işlevlerini en az düzeye indirerek haftalarca, hatta aylarca “uyumalarına” verilen bilimsel isimdir bu. Bazıları salgıladıkları bir koza içinde su kaybını önleyerek, bazıları metabolizmalarını çok düşük seviyelere indirerek doğa koşullarıyla başa çokmaya çalışırlar. Oysa biz burada yaz sıcaklarında da sağlıklı, dinlendirici ve hem vücudumuza hem ruhumuza ferahlık verecek uyku startejilerinden söz etmek istiyoruz. 
 
İnsan vücut ısısı doğal olarak gün içinde küçük de olsa, düzenli bir dalgalanma gösterir. Akşama doğru biraz artar, uykuda azalır, sabaha karşı tekrar artmaya başlar. Üstümüz açık olarak ısısı klima ile sabitlenmiş bir odada akşam rahatca uyuduktan sonra sabaha karşı üşüyerek uyanmamızın nedeni, aslında odanın değil içimizin soğumuş olmasından kaynaklanır. Pek çok memeli hayvan gibi biz de vücut ısımızı oldukça dar bir aralıkta, 0.5-1.5 derecelik bir pay içinde tutmak zorundayız. Vücut ısımız 40 derecenin üstüne çıkmışsa çok hastayız demektir, 35’e inmişse donmak üzereyiz sayılır. 
 
Yaz aylarında, özellikle sıcak ve rutubetli günlerde rahat uyumak için alabileceğimiz bazı önlemler var: 
 
Herşeyden önce mümkün olduğunca havadar yerde uyumamız gereklidir. 
• Sıcağa hassas kimselerin yatak odalarında klima kullanmayı değerlendirmeleri yerinde olur. Genel kanının aksine, dikkatli kullanılan klimalar hastalıklara yol açmaz ama konfor düzeyini önemli ölçüde artırabilir. Filtrelerin sık temizlenmesi veya değiştirilmesi, ısının 24-25 derece aralığında kalması, nem oranının çok düşürülmemesine dikkat edilmelidir.
• Özellikle yaşlıların, kalp, tansiyon, ciğer hastalıkları olanların, kilolu kişilerin vücutlarını tam destekleyen, vücudun ağırlık noktalarına özel destek sağlayan rahat şiltelerde ve yastıklarla yatmaları uyku kalitesini artıracaktır. 
• İnsanların en az giysileri, ayakkabıları kadar kullandıkları yatakları ve yastıkları da dikkatle seçmeleri gerekir: Boyunlarımızın doğal eğriliğini destekleyen ama çenemizin öne doğru bükülmesine neden olmayan yastıklarda yatmak yerinde olur. Kemik, kas ve eklem hastalığı olanların ortopedik yataklar kullanması gerekir. Eşi rahatsız uyuyanların iki kişilik tek yatakda değil, yanyana tek kişilik iki yatakta yatmaları, "eş durumundan uyku sorunlarını" önemli ölçüde azaltabilir.
• Çarşaf, yastık kılıfı ve pikelerin pamuklu olması şarttır. Özellikle yastıkların dolgu maddelerinin hava akımına izin veren doğal veya bu iş için özel üretilmiş sentetik maddelerden olmasına dikkat edilmelidir.
• Yaz aylarında gece yenen yemeklere dikkat etmekte yarar var. Herşeyden önce son öğün ile yatma saati arasına en az 3 saat koymak, midenin boşalmasına ve yatınca solunum ve kalp üstünde basınç olmasını azaltmak açısından gereklidir.    
• Akşam yemeklerinde yağlı, kızartmalı, baharatlı/acılı/ekşili yemeklerden özellikle kaçınmak lazım. Her zaman olduğu gibi alkol, kahve başta olmak üzere bütün kafeinli içecekler (kolalar ve enerji içecekleri dahil) uykuya dalmayı güçleştirecek veya kalitesini bozacaktır. Az miktarda alkol insanı gevşeterek uyumasını kolaylaştırabilirse de fazlası mutlaka uyku kalitesini bozar, sabah “akşamdan kalma” duygusu da yeni güne geç ve güç başlamaya neden olur. Ayrıca, daha sık tuvalete kalkmak ihtiyacı ilave bir faktör olarak uykuyu böler: Alkol ve çay-kahve akşam saatlerinde alınınca gece uykusunu mutlaka olumsuz etkiler.
• Yaz aylarında uyku saatlerinin sürekli bozulması, yaz sonunda kalıcı uyku döngüsü bozukluklarını tetikleyebilir.
 
 KISA UYKU SORGUSU:  
 
Aşağıdaki birkaç kısa ama kritik sorudan herhangi birine ‘’evet’’ yanıtı verenlerin bir uyku bozuklukları uzmanından yardım alması gerekebilir:  
-       Sık sık geceleri uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk çekiyor musunuz?
-       Kac saat uyursanız uyuyun, sabah uyandığınızda kendinizi hala yorgun hisseder misiniz?  İşe veya okula geç kalma probleminiz var mı?
-       Sosyal açıdan uygun ve istediğiniz saatlerde uyuyup uyanabiliyor musunuz? Sık sık boğulma hissiyle, kabuslarla veya korkuyla çıglık atarak uyandığınız olur mu?
-       Çevrenizdeki insanlar tarafindan horladığınız veya uykuda nefes almakta güçlük çektiğinize ilişkin gözlemler var mı?
-       Gün içinde ani ve engellenemez uyku bastırmasi olur mu? Direksiyon başında hiç bir an için olsa bile uykuya daldınız mı?
-       Gece yatmadan önce bacaklarınızda rahatsızlık, huzursuzluk, ağrı, karıncalanma vs gibi nahoş hisler oluşur mu? Bacaklarınızı istem dışı hareket ettirdiğiniz olur mu?
 

Friday, June 29, 2012

Hamilelik sürecinde yıpranan saçlara bakım

Binbir meşakkatle geçen bir hamilelik sonrasında aşırı uykusuzluk, yorgunluk ve kilo problemi ile mücadele eden anneler, stres yüzünden bir de saç dökülmesi tehlikesi yaşayabiliyorlar.

Stilden ödün değil: onun ilk çocuğuna hamile olan yoğun iken, Vanessa hala siyah ve altın topuklu bir çift etrafında sendeleyen edildi
Pek çok anne gebeliği sonrasında hassaslaşır. Bebekle birlikte başlayan uykusuz geceler yorgunlukla kendini hissettirince annelerin hamilelik hsüresince yaşadıkları yıpranma, hamilelik sonrasında da devam eder. Bütün bu problemlerle uğraşan anne, üstüne üstlük bir de hamilelikte aldığı aşırı kilolalarla başbaşa kalınca vücudu strese girebilir. Bu ise birçok annede hamilelikte yaşanan saç dökülmelerini sonrasında da devam ettirebiliyor.
Her gün 100 tel dökülüyor
Hamilelik sonrasında hormonların değişmesi, uykusuzluk, aşırı kilo alınması, stres ve benzeri faktörler kuşkusuz saçları olumsuz etkiliyor. Uzmanlar normal bir saçın 100-150 bin saç telinden oluşurken bunların 80-100 adedinin her gün dökülme evresinde olduğuna işaret ediyor. Bazen başlangıçta çoğalmış gibi görünen saç, süreç içinde hormonların dengelenmeye başlamasıyla normal değerlerin altına iniyor ve dökülmeye başlıyor. Hamilelik sürerken mat ve cansız görünmeye başlayan, incelen saç telleri hamileliğin sonlanmasıyla birlikte hızla dökülme aşamasına geliyor. Hamilelik sonrasında yaşanacak uykusuzluk ve stres de bu durumu daha da fazla tetikliyor.
Beslenme değil stres saçları döküyor
Hamilelik sonrasında psikolojik yıpranmanın başlamasıyla yaşanan stresin annelerde saç dökülmesine neden olduğunu anlatan BIOBLAS Arge Direktörü Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, şöyle konuştu: “Gebelikte saç dökülmesinin nedenleri genellikle hormonal ve psikolojik kökenlidir. Hamilelikte devam eden dökülmeler sonrasında da artarak devam edebiliyor. Hamilelik sonrasında annelerin ruh halinde ve bedeninde birçok değişim söz konusu. Aşırı kilolar hamilelik sonrasında anneleri etkileyen en önemli psikolojik sarsıntıyı oluşturuyor… Buna uykusuz geçen geceler eklendiğinde stres ve stresin oluşturduğu bazı etkenler, saç dökülmesine neden olabiliyor”
Saçın mineralleri azalıyor, saçlar  dökülüyor
Uzun süren şiddetli strese ise önce saçların tepki verdiğini ifade eden Kasımoğulları, vücudun stres sonucu salgıladığı asidin saç derisinin pH değerini düşürdüğünü belirtti. Kasımoğulları, bu durumun saçlarda seyrelmeye ve ani saç kayıplarına yol açabileceği konusunda uyardı.  BIOBLAS Arge Direktörü Dr. Kasımoğulları, “İnsanların belli dönemlerinde saç dökülme yoğunluğu daha da artar. Bizim yaptığımız araştırmalara göre bu dönem ya hayatıyla ilgili yeni bir karar verdiği ya yoğun tempoda çalıştığı ya da hayatında olumsuzluk yaşadığı zamanlara denk gelir. Stres saçın ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum minerallerini azaltır. Bu da saç dökülmelerini tetikleyen ana faktörler arasında yer almaktadır” dedi.

Tuesday, June 26, 2012

Kilo vermek için karanlıkta uyuyun!

Karanlıkta uyuyamayan veya vardiyalı çalıştığı için gündüz uyumak zorunda kalanlar kilo vermede zorluk çekiyor.

Sleep
Ohio Eyalet Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı araştırmaya göre normal kiloda kalmak isteyenlerin gece lambalarından kurtulması ve karanlıkta uyumaya alışması gerekiyor. Yatak odasının perdelerinin de ışığı geçirmeyecek şekilde koyu renk olması öneriliyor.

Araştırma kapsamında laboratuar ortamında yaşayan deneklerin yuvalarına hafif ışık sızacak şekilde düzenleme yapıldı. 8 hafta boyunca denekler uyku esnasında loş ışığa maruz bırakıldı. Araştırmanın sonunda deneklerin normalde olması gerekenden % 30 daha fazla kilo aldığı saptandı. Denekler araştırma süresince normal diyetlerine devam etti ve fiziksel aktiviteleri de kontrol altında tutuldu.
People who live in the the South get the worst sleep, according to a new study 
Araştırmacılara göre en ufak bir ışık huzmesi dahi olsa kişinin kilo alması sonucu ortaya çıkıyor. Kilo almak için aşırı yemek yemek veya hareketsiz kalmak şart değil. Çok hafif de olsa vücudun metabolizması uyarılıyor ve ekstra kilolar depolanıyor.

Telegraph’ta yer alan araştırmada karanlıkta uyumaya alışılması gerektiği vurgulanıyor. Işığın uyku kalitesi ve kilo üzerinde etkileri vurgulanıyor.

Monday, June 25, 2012

Lohusalık sendromu

Depresyon belirtileriyle ortaya çıkan lohusalık sendromu; ergen, planlanmamış veya istenmeyen hamileliklerde ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kadınlarda daha fazla görülüyor.

Jules Oliver takes her newborn daughter Petal shopping in north London
Bebek sahibi olmak, kadın yaşamındaki en büyük değişimlerden biri. Doğum, anne ve bebeğin dokuz aylık beraberliğinin   sonunda yaşanan bir ayrılık deneyimi. Bazı anneler için bu durum ödül gibi görülürken, bazıları içinse yeni başlangıçların endişesini taşıyor.
Hormonal değişimlerin yanı sıra, doğumun fiziksel ve duygusal sıkıntısı, artan sorumluluklarla ilgili kaygılar, uykusuz geceler, annenin psikolojisini etkileyebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden uzman psikolog Aylin Sezer, bu süreçte annelerin yaşadığı zorlukları anlattı: “Doğumla yaşanan fiziksel ayrılık sonrası anne ve bebeğin tekrar bir bütün olabilmeleri için birlikte zaman geçirmeye ihtiyaçları var. Özellikle ilk defa anne olan kadınlar için bu yeni role alışmak zaman alabiliyor. Bu süreçte eşin anneye destek olması, yeni annenin yaşadığı zorlukları ifade edebilmesi, yakınlarından destek alabilmesi çok önemli.”
Lohusalık sendromu gerçekten var mı?
Lohusalık sendromu olarak da adı geçen annelik hüznü, doğum yapan kadınların yüzde    50-70’inde doğumdan hemen sonra başlayan ve 7-10 gün süren bir dönem. Bu süreçte kadınların çoğu ağlama isteği, huzursuzluk,  uykusuzluk, iştahsızlık, konsantrasyon bozukluğu ve çevrelerinden soyutlanma hisseder. Çoğu zaman görünürde hiçbir sebep olmaksızın   ya da başka insanlara oldukça önemsiz gelen nedenlerden dolayı duygulanabilir, gözyaşlarına boğulabilirler. İştahları bozulur, bebek uyuyor bile olsa uyumakta güçlük çekerler. Kimi zaman yeni bebeğe bakamayacaklarını hissedip, endişelenebilirler.
Ruh halleri karışık
Birçok anne, bebek sahibi olmanın mutluluğuyla, olumsuz düşünceleri bir arada yaşıyor. Ayrıca böyle hissettikleri için kendilerini suçluyor. Bu durum, doğumdan sonraki iki hafta içinde kaybolmazsa veya daha kötüye giderse belirtilerin doğum sonrası depresyondan kaynaklandığı    düşünülebilir. Bu noktada doğru tetkiklerle en kısa zamanda müdahale önem kazanıyor.
Bu duyguları ifade etmek, yakınlarla, özellikle de eşle paylaşmak önemli. Benzer deneyimleri yaşamış annelerle konuşmak da yeni anneye hem yalnız olmadığını gösterir, hem de yaşadığı duyguları normalleştirir. Doğum sonrası, anne için bebeğin bakımı, başa çıkamayacağı bir  sorumluluk olarak görülebilir. Böyle hissettiğinde görev dağılımı yapmak, onu rahatlatır. Bunlara ek   olarak yeni anne, kendine kısa da olsa zaman ayırmaya çalışarak, iyi beslenip, iyi uyuyarak, mümkünse hafif egzersizler yaparak ve rahatlama metodlarını kullanarak kendini özen göstermeli. Anne için, her ne yapıyor olursa olsun, küçük hedefler koymak, daha önce işe  yarayan yollardan yararlanmak ve başarılan basamakları ödüllendirmek önemli.
Kariyer ve annelik arasında
Artık doğumların daha ileri bir yaşa ertelenmesi kadının daha çok zorlanmasına neden oluyor mu?

Günümüzde birçok kadınçocuk sahibi olmak için kariyerinde ilerlemiş olmayı tercih ediyor. Buna bağlı olarak, çocuk sahibi olan annelerin yaşı da yükseliyor. İleri yaşta anne olmanın kadın için hem avantajları hem de  dezavantajları var. Yaşı büyük anne, bebeğin  ihtiyaçlarını karşılarken bedenen daha fazla yorulabiliyor ya da artan sorumluluklarıyla bebek arasında denge kurmakta zorlanabiliyor. Öte yandan, ileri yaşta anne olan kadınlar, daha sağlam bir sosyal destek sistemine, daha düzenli bir ev ve meslek hayatına sahip olduklarından, hem sorumluluklarıyla daha iyi başa çıkabiliyor hem de çevresinden ihtiyaç duyduğu desteği daha etkili şekilde alabiliyor.
Kadının lohusalık sendromunu nasıl geçireceğini etkileyen faktörler var mı?
Evlilikle ilgili tatminsizlik, yetersiz sosyal destek, kadının veya eşin işsizliği ve sıkıntılı yaşam olayları doğum sonrası süreç için risk faktörleri. Uzamış lohusalık  sendromunun ergen hamileliklerinde, planlanmamış veya istenmeyen hamileliklerde ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kadınlarda daha fazla görüldüğü biliniyor.
Yaşanan zorluklar, çalışan   kadın ya da ev kadını açısından farklar yaratıyor mu? 
Bu konuda yapılan çalışmalar,bebek bakımıyla ilgili zorluklarda çalışan  ve çalışmayan kadınların çok farklı şeyler yaşamadıkları gösteriyor. Anneler, kendi tecrübelerinden bahsederken, çalışmanın onlara ek yük getirmediğini, bebekle geçirilen saatlerde  yaşanan olumlu veya olumsuz olayların süreden bağımsız olduğunu belirtiyor.
Ev kadınları bebeklerine daha fazla zaman ayırabiliyor. Tatmin duygusunun yanında, yorgunluk, tükenmişlik ve engellenme duyguları da yaşayabiliyor. Çalışan anneyse çocuğuyla daha az vakit geçirebildiği için bu konuda suçluluk hissediyor.

Friday, June 22, 2012

Yaz aylarında yapılan 10 hata

1.Diyetisyen kontrolünde olmadan zayıflamakBeslenme programınız vücut analiz sonuçlarınıza, kan bulgularınıza ve yaşam tarzınıza uygun olarak diyetisyen tarafından hazırlanmalıdır. Diyetisyen kontrolünde olunmadığında başarı oranı da düşmekte.
Perfect diet: Are you obsessed with healthy foods? 

2.Kahvaltıyı atlamak Kahvaltı sizi güne hazırlayan en önemli öğündür. Atlandığında daha az kilo verecek, metabolizmanız yavaşlayacak, konsantrasyon problemi yaşayacaksınız.

3.Hızlı yemek yemek Yemek yeme süresi mümkün olduğu kadar uzatılmalıdır. Böylelikle hem daha az yemek yiyecek hem de sindirim enzimleri salgılanacaktır. Hızlı yemek yendiğinde sindirim yavaşlamakta bu durumda kilo artışına neden olmaktadır.

4.Sık Sık öğün atlamak Günde sadece 3-4 öğün veya daha az sıklıkta beslenenlerde düzensiz kan şekeri salgılanması, daha fazla açlık hissi ve kilo problemi görülmekte. Beraberinde birçok hastalılar da tetiklenmektedir. Bütün besinlerden ihtiyacımız ölçüsünde ve uygun sıklıkta beslenmek elbette en doğru yöntem. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

5.Az uyumak Günde 7 saatten az uyuyan kişilerin daha fazla kilo alma riskine sahip oldukları araştırmalarca desteklenmekte. Uyku esnasında salgılanan büyüme hormonu yağ yakımına da destek olmaktadır.

6.Kısa sürede kilo vermek Herkes biran önce fazla kilolarından kurtulmak ister ama hızla verilen hızla geri alınabilmektedir. Önemli olan sağlıklı beslenme alışkanlığının edinilmesi.

7.Moda diyetleri yapmak Bu tarz diyetlerle çoğu kişide birkaç kilo gider ama giden su veya proteinden yetersiz bir programsa kas kaybı olacaktır ve kişi kilo verdiğini sanır. Sonrasında fazlasıyla kiloları geri alma ve metabolik direnç görülme riski vardır.

8.Light ürünleri sınırsız tüketmek Light ürünler içeriğindeki yağ veya şeker oranı azaltıldığı için kalori değeri eşdeğer ürünlere göre azaltılmıştır ama malesef kalorisiz olarak da algılanabilmekte.Tüketim miktarınıza bağlı olarak kilo artışını etkileyebilir.

9.Posalı yiyecekler yememek Posalı yiyeceklerin kolesterol seviyesini dengeleyici ve kalp hastalığına karşı koruyucu etkisinin yanı sıra kan şekerini dengeleyici, barsakları çalıştırıcı, tok tutucu özelliği bulunmaktadır. Günde 25-30g. posa tüketimi kilo kaybını da hızlandıracaktır.

10.Diyetteyken alkol tüketmek Alkol tüketimi bazı çalışmalara göre östrojen hormonu sentezini artırabilmektedir. Bunun yanı sıra kalori değeri birçok tüketilen besine göre de yüksektir. Buda kişide kilo almaya neden olacaktır.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın

Friday, June 15, 2012

Ağız yarasına papatya

apatya; kanser hastalarında kemoterapi sırasında görülen ağız yaralarının oluşma riskini azaltıyor, derideki yaraları iyileştiriyor. Sindirim sistemi hastalıklarında yarar sağlıyor

Papatya bitkisinin içinde bulunan chamomile, günümüzde tıp dünyasının en fazla kullandığı maddelerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü de bugüne kadar papatyanın yararlarıyla ilgili birçok tıbbi makale yayınlamıştır. Almanya'da birçok ruhsatlı ilacın içinde de bulunan papatya özleri; deri, oral iltihaplar, bakteriyel enfeksiyonlar gibi birçok rahatsızlığın tedavisinde, harici olarak kullanılmaktadır.
Bu bitkinin gastrointestinal sistem (midebağırsak kanalı) hastalıklarında da dahili olarak kullanımı onaylanmıştır.

UYKU SORUNLARINDA YARARLI Papatya özellikle Avrupa'da uyku sorunlarını çözmeye yönelik ev yapımı ilaçlarda da sıklıkla kullanılmaktadır. Papatyanın içinde bulunan luteolin ve apigenin maddeleri; kanser tedavisinde kemoterapinin yan etkilerine karşı önlem amaçlı kullanılan chamomile maddesinin bileşenleridir. 98 hasta üzerinde yapılan bir araştırma; papatyanın, kemoterapinin ve radyasyonun yan etkilerinden biri olan ağız yaralarının oluşma riskini azalttığını gösteriyor. Papatya özlerinin verildiği 20 radyasyon hastasından sadece birinde, üçüncü dereceden stomatit (ağız yarası) gelişmiştir. 46 kemoterapi hastasından ise sadece 10'unda bu rahatsızlık görülmüştür.

TÜMÖRÜ KÜÇÜLTÜYOR Bu bitkinin iki türü vardır; sarı veya gümüş renginde çiçekleri olan papatya ve beyaz çiçekli Alman papatyası. Sarı papatyanın antioksidan etkileri vardır. Bu özelliği sayesinde kanserli tümörün büyümesine engel olur. Alman papatyasında ise ülser hastalığından koruyan bisabolol maddesi bulunmaktadır.

İLTİHAPLI YARALARI KÜÇÜLTÜYOR! 
Yapılan geniş kapsamlı klinik deneyler; iltihaplı ciltlerin tedavisinde, papatya ekstresinin bulunduğu kremlerin, kortizonlu ilaçlardan daha etkili olduğunu gösteriyor. Öte yandan papatya; egzama hastalığında da kortizonlu ilaçlarla eş değer bir fayda sağlıyor. Ayrıca bu bitki; derideki yaranın büyüklüğünü gözle görülür ölçüde küçültüyor, kurumasına da engel oluyor.

ALERJİK OLANLAR PAPATYALI ÇAY POŞETİNE DOKUNMASIN 
Papatyanın kullanımına bağlı olarak nadir de olsa alerjik reaksiyonlar gelişebiliyor. Örneğin; Avrupa'da bir kadın, doğum sırasında, içinde papatyadaki chamomile maddesinin bulunduğu bir lavman uygulamasının ardından hayatını kaybetti. Öte yandan papatya ve karahindiba bitkisi aynı familyaya mensuptur. Dolayısıyla, herhangi birine alerjisi olan, diğerini kullanmaktan kaçınmalıdır. Bu arada sarı papatyanın kullanımında, Alman papatyasına kıyasla daha fazla komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Taze bitkiye temas eden hassas kişilerde ise kontakt dermatit (sebum bezlerinin aşırı salgılamasından ileri gelen cilt hastalığı) görülmüştür.

ÇOCUKLARDA İSHAL SÜRESİNİ AZALTIYOR!
Papatya bitkisi sindirim sistemi bozukluklarında da çok faydalıdır. Altı aylıktan beş yaşına kadar 79 çocuk üstünde uygulanan bir çalışmanın sonucuna göre; bu bitki, elma pektini ile birlikte verildiğinde, diyare süresini önemli derecede azaltmaktadır. Bu çalışma kapsamında yapılan üç günlük tedavinin sonunda; çocuklardaki diyare süresi 5.2 saat azalmıştır. Papatyanın içinde bulunan chamomile ekstresi ve bisabolol maddesi, antiülser etkisi göstermiştir. Fakat bu çalışmada; diyare süresinin azalmasında, pektin lifinin etkisi tam olarak ölçülememiştir.

Thursday, June 14, 2012

Erken kırışıklıkların ilk 10 sebebi

İşte cildinizin normalden erken yaşlanması ve kırışmasının en önemli ilk on sebebi:

Yaşlanmak hepimizin kabusu… Karşı koymak için kozmetik ürünlerden ve bakımlı olmaktan medet umuyoruz. Ama bazen insanın hayat tarzı kırışmasına sebep olabilir. İşte cildinizin normalden erken yaşlanması ve kırışmasının en önemli ilk on sebebi:
Erken kırışıklıkların ilk 10 sebebi
1.Güneş: İlkbaharla birlikte göz kırpmaya başlayan güneşin sıcaklığını cildinizde hissetmek hoşunuza gidebilir. Kimin gitmez ki? Ama bu yüzünüzün kırışmasına sebep olabilir. Güneşle olan tüm bağlantınızı kesin ve hatta eve kapanın demiyoruz ama iyi bir güneş kremi kullanmayı asla ihmal etmemelisiniz ve hatta bir şapka…
2.Nemsizlik: Kuru cilt en kötüsüdür. Çatlamanıza, kanamanıza ve kırışmanıza sebep olur. Vücudunuzun ne kadar suya ihtiyacı varsa, yüzünüzün de nemlendiriciye o kadar var. O kremi el altında tutun!
3.Alkol:  Ne kadar çok içerseniz o kadar kırışırsınız. Alkol yüzünüzün şişmesine sebep olur ve sonra indiğinde gerilmesine ve kırışmasına…Yakın arkadaşınız Jack Daniels’ın tam bir baş belası olduğunu fark edin, sabahları sizi baş ağrısı ve daha fazla kırışıkla baş başa bırakıyor.. Birlikte takılmak için hiç de uygun bir adam değil.
4.Yüz mimikleri: Çocukken anneniz sizi de uyarmaz mıydı: “Şunu yapmayı kes, yıksa yüzün öyle kalacak!” Tam olarak yalan söylemiyorlardı. Yüzünüzü her hareket ettirdiğinizde, cildiniz biraz daha kırışır. Çoğu zaman cildiniz kendini yenilediği için yeni deri hücreleri geliştikçe o ufak çizgiler de kaybolur. Ama bu yenilenme sonsuza dek süremeyecek.
5.Sigara: Evet hepimiz biliyoruz ki sigara güzelliği etkiliyor. Ama sadece sizi hasta edip dişlerinizi sarartmıyor aynı zamanda yaşlı görünmenize sebep oluyor!
6.Stres: Kadınsınız, öyleyse gerçekçi olalım ki hayatınızdan stresi tamamen çıkartmanız mümkün değil. Ama güzel yüzünüzü korumak için daha sakin ve soğukkanlı olmayı denemelisiniz. Aslında kırışıklıkları önlemek için stresten uzak durmalısınız çünkü bu kırışıklar daha çok strese girmenize sebep olacaktır.
7.Uyku: Kulağa tuhaf gelse de tüm günün yorgunluğundan arınmanız için yatağa girdiğinizde de kendinize dikkat etmeye devam etmelisiniz. Çünkü bir pozisyonda çok uzun süre yatarsanız, yüzünüzün o bölgesi daha çok kırışıyor. Bu yüzden yüzükoyun yatmaktan çok sırtüstü uyuma alışkanlığı kazanın.
8.Uykusuzluk: Uyku haliyle başa çıkmanın yolu yok gibi. Uzun süre aynı şekilde uyursanız kırışıyorsunuz ve yeterince uyumazsanız da kırışıyorsunuz. Hiç adil değil! Ama dikkat etmeniz gerekli; düzenli uyumaya ve mümkün olduğunca az yüzükoyun yatmaya…
9.Yer çekimi: Bunun çözümü yok . Bizi ve dünyamızı koruyan yerçekimi aynı zamanda her gün aleyhimize de çalışıyor. Diğer şıklara dikkat edip suç ortaklığı yapmamak elimizden gelen tek şey.
Genler:  Ailenize ve kırışıklıklarına bakın bayanlar çünkü onların hikayesi sizinkine dönüşebilir. Duruma fiziksel olarak çok katkımız olamasa da en azından onların hatalarından ders çıkarabiliriz.

Thursday, May 31, 2012

Güzellik uykusu nasıl olur?

Uyku kaliteni arttırmak, sabahları zinde uyanmak ve uyku öncesi seni rahatlatacak ürünlerle tanışmak ister misin? İşte deliksiz bir uyku çekmek için yapman gerekenler…

Yatakta dört dönüyor, uykuya dalamıyor, geceleri sık sık uyanıyorsun... Ya da sabahları uyanmakta zorluk çekiyor, bütün gün "uyku sarhoşluğu" sorunu yaşıyorsun… Uyku, bedenimizin ve beynimizin çalışabilmesi için büyük önem taşıyor. Çünkü gün boyu kullandığımız bütün enerji, uyku sırasında yenileniyor. Uzun süre uykusuz kaldığımızda da hem bedensel hem de ruhsal problemler ortaya çıkıyor. Anlama güçlüğü çekiyor, derslerimize konsantre olamıyor, kendimizi sürekli yorgun, bitkin ve mutsuz his¬sediyoruz. Bütün bunları yaşamamak ve bu sorunlardan kurtulmak için biyolojik saatimizi yoluna sokmalıyız, işte bunun için yapabileceklerin...


1.Sabahları mutlaka egzersiz yap. Böyle bir şansın yoksa yürüyüşe çık.
• Günlük tut! "Uykuyla ne ilgisi var" diyebilirsin, ama gün içinde kafamıza taktığımız sorunlar, başımızı yastığa koy¬duğumuzda bizi yiyip bitirmeye başlarlar. Bu yüzden içindekileri döküp rahatlaman gerekir. Bunun en iyi yolu da yazmaktan geçer. Tabii bütün sıkıntılarını anlatabile¬ceğin bir arkadaşın yoksa...

• Kendin için yatma pozisyonları geliştir. Araştırmalara göre, en iyi uyuma pozisyonu sırt üstü ve sağ yanımıza yatma. Çünkü bu şekilde, kalbimiz başta olmak üzere, iç organlarımız daha rahat çalışıyor .
Güzellik uykusu nasıl olur?
Uygun ortam yarat
• Uyuduğun odanın karanlık ve sessiz olmasına özen göster. Özellikle sabahları erken uyanmamak için, kalın perdeler kullanabilirsin.
• Yattığın odanın sıcaklığı, vücudunun uyku ısısına gelebilmesi açısından çok önemli. Ne çok soğuk ne de çok sıcak bir ortam olmalı.
• Odanın renkleri seni Doğmamalı. Açık mavi, zeytin yeşili gibi yumuşak renkleri tercih edebilirsin.
• Yastık ve yatak seçimlerine dikkat et. Başın yastığa ne çok fazla gömülmeli, ne de çok havada kalmalı. Nevresimlerini sık sık deiştirmeyi unutma.
• Huzursuzluk yaşamaman için yatağını, odanın kapısını görebilecek şekilde ayarlamalısın.
Güzellik uykusu nasıl olur?
Ayrıntılardan kurtul
Ne kadar ferahlık, o kadar rahatlık! Ya¬tağının üzerindeki gereksiz ayrıntılardan kurtul. Yastık ve ayıcıklarla vedalaş.
• Yatağının üzerinde ders çalışma, bilgisayar kullanma, yemek yeme ve televizyon izleme.
• Yatmadan önce bütün elektrikli aletleri kapat. Çünkü hepsi de elektromanyetik parazitler yayarak, bünyemiz üzerinde etki yaratırlar. Odanda çok fazla elektrikli eşya varsa, yatarken üzerlerini ört.
Yediklerine dikkat et
Yatmaya yakın yemek yeme ya da kahve, çay gibi kafeinli içecekler tüketme.
• Bitki çayları tercih et. Ihlamuru kaynattıktan sonra içine bir adet karanfil koyarak içmeyi dene.
Zorlama
• Bütün çabalarına rağmen, 15 dakika boyunca uyuyamazsan, kendini zorlama ve hemen yataktan kalk.
• Zihnini rahatlatacak aktivitelerle uğraş. Sudoku veya bulmaca çöz, müzik dinle, sürükleyici olmayan bir kitap oku.
Güzellik uykusu nasıl olur?
Yardım al
Eğer uykusuzluk sorununu uzun süre çözemezsen, mutlaka bir uzmandan yardım almalısın.
Bitkiler ve aromatik yağlar, yaydıkları kokular sayesinde sinir sistemimize ula¬şarak sakinleşmemizi sağlıyor. Yani ruh halimiz üzerinde ciddi etkiler yaratıyorlar. Bunun için tütsü yakabilir, banyo yaparak rahatlayabilirsin.

Thursday, May 17, 2012

Çok uyuyanlara müjde.

Amerikalı bilim adamlarına göre günde 9 saat ve daha fazla uyuyan kişilerde obezliğe yatkınlık daha az görülüyor.

Sleep troubles
Washington Üniversitesi’nden uzmanlar 1088 ikiz kardeşin yaşam ve sağlık koşullarını inceledi. Araştırmada genetik faktörlerin vücut endeksi üzerinde direkt etkisi olduğu görüldü.

Son zamanlarda yapılan diğer araştırmalar obezliğin genlere bağlı olduğunu göstermişti. Uzmanlardan Dr. Nathaniel Watson, uyku yetersizliğinin obezlikle ilişkili genlerde rahatlık yarattığını belirtti. “Uyku” isimli dergide yayınlanan araştırma bir ön inceleme niteliği taşıyor.