Showing posts with label çocuk. Show all posts
Showing posts with label çocuk. Show all posts

Tuesday, July 3, 2012

25 milyonda bir

İngiltere’de genetik bir hastalık nedeniyle doktorların çocuk sahibi olamayacağını söylediği Charlene Medlicott, dördüz doğurdu.kadın doktorları çok şaşırttı...

Charlene Medlicott, who suffers from polycystic ovaries, was told at 15 she would never have children

Hastalığı “polikistik over sendromu” olarak bilinen 20 yaşındaki Medlicott’un “25 milyonda bir” gerçekleşen olasılıkla doğal yolla hamile kalıp dördüz doğurması doktorları şaşırttı.
Doktorların, “ikisini kürtajla alalım, diğerlerinin yaşama şansı artar” sözüne kulak asmayan genç anne, “Çocuğum olamayacak diye dünyam başıma yıkılmıştı ama şimdi çok mutluyum. Çünkü kızlarım çok sağlıklı” dedi.
Papaz ayırmanız böylece ancak farklı hairbands - kızlar vaftiz için aynı önlük giydi
6 aylık olan bebekler pazar günü Shropshire’da vaftiz edildi. Vaftiz törenine çiftin 100’e yakın arkadaşı ve akrabası katıldı.
Muhteşem kızlar, Evelynn, Gracie-Lou, Rosaline'yi ve Amalia-Rose Connaughton, şimdi altı aylık
Charlene Medlicott, who suffers from polycystic ovaries, was told at 15 she would never have children

Monday, July 2, 2012

Dayak akıl hastalıklarını tetikliyor

Kanada’daki Manitoba Üniversitesi’nin Kamu Sağlığı bölümünde bir grup bilim insanı tarafından gerçekleştirilen araştırma, çocuk yaşta maruz kalınan şiddetin vahim sonuçlarını gözler önüne serdi.

Epidemiolog Tracie Afifi ve ekibi, ABD hükümet kayıtlarında yer alan, 35 bin vatandaşın 2004-2005 arasında toplanan verilerini inceledi. Araştırmanın sonuçlarına göre, çocuklara şaplak atılması, dövülmesi, disiplin amacıyla itip kakılması, yetişkinlik döneminde akıl hastalığı riskini artırıyor. Bu hastalıklar arasında bilhassa duygudurumu bozuklukları, anksiyete bozukluğu, madde bağımlılığı bulunuyor. Bunun yanı sıra, fiziksel ve cinsel istismar, duygusal ihmal gibi kötü davranışlara maruz kalmak da çocuklarda ileri yaşlarda akıl hastalıklarına neden oluyor. Afifi’nin açıklamasına göre, araştırdıkları akıl sağlığı bozuk kişilerin yüzde 5-7’sinin çocukluk döneminde fiziksel cezalandırma öyküsü yer alıyor. Araştırmanın detayları bugün Pediatrics dergisinde yayımlanıyor.

Sunday, July 1, 2012

Hepatit A ve suçiçeği aşısı

Sağlık Bakanlığı’nın çocukluk dönemi aşı takvimine ileri yaşlarda geçirildiğinde ağır seyreden Hepatit A ve suçiçeğine karşı iki aşı daha eklendi.

Jabs: Children with PFCs in their blood stream were less likely to respond to two vaccines
Böylece dünyada birçok ülkenin uyguladığı 16 aşıdan 13’ü bakanlığın aşı takvimine girmiş oldu. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, “Hepatit A aşısı sonbaharda başlıyor. Suçiçeği aşısını da yıl sonunda uygulamayı planlıyoruz” dedi. Hepatit A aşısı 18 ve 24’üncü aylarda birer, suçiçeği aşısı 12’nci ayda tek doz yapılacak. ?

Friday, June 29, 2012

Sütünüz artarken kilonuz azalsın

Obezite ve metabolizma uzmanı Dr. Ayça Kaya, annelere sütlerini artırırken, kilo vermelerine de yardımcı olacak 10 ipucu veriyor.

Some studies have found breastfed children grow up healthier and are less likely to become obese
Birçok kadının en güzel rüyasıdır bir çocuk sahibi olabilmek. Ancak hamilelik ve süt verme dönemi ise bazen kilo alma açısından bir karabasana dönüşebilir. İlk hamile kalındığında çevreden, sen iki canlısın iki kişilik ye gibi telkinler, doğumdan sonra süt artırma kaygısına dönüşür ve süt artsın diye lohusa şerbetleri ve yüksek kalorili tatlılar yenilerek çok fazla kilo alımı ortaya çıkabilir. Obezite ve metabolizma uzmanı Dr. Ayça Kaya, annelere sütlerini artırırken, kilo vermelerine de yardımcı olacak 10 ipucu veriyor.
Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız veya lohusalık döneminde iseniz işte size kilo almadan süt artırmanın yolları:
1) Gebelikten sonra otoimmun tiroid hastalıklarının ortaya çıkmasında bir artış olur. Eğer lohusalık depresyonunuz var ise ve kilo artışı yaşıyorsanız bu açıdan öncelikle bir iç hastalıkları uzmanına muayene olmanızda fayda var. Hem tiroid, hem şeker hem de genel metabolizmanızın değerlendirilmesi iyi olur.
2) Toplumda şekerli yiyeceklerin ve içeceklerin anne sütünü artırdığı ile ilgili yanlış bir inanış vardır. Bu tür yiyecekler sütü artırmaz. O nedenle loğusa şerbetleri, hazır meyve suları, şeker eklenerek yapılmış kompostolar, helvalar, tatlılar ve çikolatalardan uzak durun.
3) Sütü artıran en önemli madde sudur. Ne kadar çok su içerseniz o kadar çok sütünüz olur. Özellikle her yemekte 2 bardak su için. Yediğiniz her meyveden sonra su için. Ortalama 10-12 bardak su içmeye özen gösterin.
4) Su oranı yüksek olan sebzeler ve meyveler çok süt yapar. Her yemeğinizin yanında bolca yeşil salata yiyin. O nedenle salatayı baş tacı yapın. Ancak içine yağ, mayonez ve salata sosu koymayın. Nar ekşisi, limon, sirke ve 1 tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde yağ ekleyebilirsiniz. Su oranı yüksek olan ıspanak, pazı, kara lahana, yeşil fasulye gibi sebze yemeklerine sofranızda daha çok yer açın. Bu sebzeleri pişirirken kıymalı veya yumurtalı olarak hazırlamak besin kalitesini yükseltir. Ama eğer kıymalı yemek sevmiyorsanız yanında ayrıca köfte olarak hazırlayabilirsiniz.
5) Taze sıkılmış meyve suyu, ayran, maden suyu ve şekersiz bitki çaylarını içecek olarak tercih etmekte fayda var.
6) Yağlı yiyeceklere karşı dikkatli olun. Kızartmalar, pastane ürünleri, kurabiyeler, kıymadan yapılan etler, cipsler, çerezler, kremalı yiyecekler kalori oranları yüksek yiyeceklerdir. Küçük miktarda yenildiğinde çok fazla kilo yapabilir.
7) Süt veren annenin gece kalkmaları nerede ise bir rutindir. Emzirmek ayrıca enerji ihtiyacını artırır. Ancak geceleri kalktığınızda karnınız zil çalsa bile sakın ağzınıza bir lokma koymayın. Çünkü gece insan vücudu depolamaya daha eğilimlidir. Gece yediğiniz bir lokma gündüz yediğiniz 10 lokmaya bedeldir. Çok acıkırsanız sadece 1 bardak su için ve sabah güzel bir kahvaltı yapacağınızı hayal edin.
8) Emziklilik dönemi kilo vermek için bulunmaz bir fırsattır aslında. Çünkü insan vücudu süt yapmak için bir enerji harcar. Harcanan bu enerji özellikle ilk 2 ayda çok fazladır. Nerede ise günde 2 saatlik spor yapmaya bedeldir. O nedenle doğru yiyecek tercih yapmayı bilirseniz biraz da hareketinizi artırırsanız haftada 1- 1,5 kilo kaybedebilirsiniz.
9) İşte size sütünüzü artıracak, bebeğinizin gazını alacak bir tarif: 1 yemek kaşığı rezene, 1 yemek kaşığı ıhlamur, 1 yemek kaşığı papatya, 1 tatlı kaşığı tane kimyon ve 1 tatlı kaşığı anason. Porselen bir demliğe bu ölçülerde bitkileri koyun ve üzerine 2 fincan kaynar su ekleyin. Demliğinizin üzerine bir havlu ile kapatın. Yemeklerden hemen sonra bu çayı içtiğinizde bebeğinizin gazı daha az olur. Sizin de sütünüz daha bol olur.
10) Tuzlu yiyecekler, her ne kadar su ihtiyacını artırarak su içmeyi teşvik etse de vücuda bazı zararlar verebilir. Turşu, salamura yapılmış yiyecekler, tuzlu çerezler, şarküteri ürünleri, hazır soslar, tuzlu peynirler ve zeytinler gizli tuz oranı yüksek besinlerdir. Bu besinler eğer çok tüketilirse tuz vücuttan atılırken kemikten kalsiyum çekeceği için kemik erimesi yapabilir. Özellikle gebelik ve lohusalıkta kalsiyum ihtiyacı artar. Eğer fazla tuzlu yenirse bu durum kişinin ayrıca kalsiyum ihtiyacını artırarak kemik erimesini tetikleyebilir. O nedenle tuz oranı yüksek besinlerden kaçınmakta fayda var.

Wednesday, June 27, 2012

Türk turizminin ilk +18 oteli

Side’de,bu yaz hizmete giren Sağ-Tur A.Ş. firmasına ait Commodore Elite Suites & Spa Side sadece 18 yaşüstü kişilere hizmet veriyor.
Türk turizminin ilk +18 oteli
’Romantizm Dahil’ parolası ile +18’in uygulandığı otelde çiftlere romantik ve lüks bir tatil vadediliyor.
Toplam 16 bin 500 metrekare alanda kurulu 7 katlı 3 bloktan oluşan ve 12 ay turizme açık olarak hizmet verecek otelin yatak kapasitesi ise 548.
Türk turizminin ilk +18 oteli
ÇİFTLER ÇOCUK SESİ DUYMUYOR
Otel sahibi Cenk Beyaz, farklılık olması ve çiftlerin çocuk gürültüsünden uzak, eğlencenin ön plana çıkmadığı, daha çok dinlence amaçlı bir tatil ortamı planladıklarını dile getirdi.
Birçok çiftin bu yönde tatil istediğini vurgulayan Beyaz, "Daha huzurlu ve rahat, kendisi ve eşine daha çok vakit ayırabildiği, sakin, romantik bir tatil yapabiliyor. Avrupa ve Ruslar’dan bu yönde de çok ciddi talepler var. Şu anda otelemizde İngiltere, Almanya, Rusya gibi dünyanın birçok ülkesinden 40’ı aşkın balayı müşterimiz konaklıyor" dedi.
Türk turizminin ilk +18 oteli
Türk turizminin ilk +18 oteli

Liseli Angelina Jolie

Genç bayan: Angelina arkadaşı, Evelyn Ungvari olarak resmedilen onu sekizinci sınıf mezuniyet onu 14 yıl ya da daha yaşlı görünüyordu


Bu neşeli genç grubuna dikkatli bakın tanıdık bir yüz göreceksiniz.. Kim mi o tanıdık gelecek ünlü.. Sol baştakı Angelina Jolie.

Onu nokta?  El Rodeo İlköğretim okulunda okul otobüs yolculuğu bir koltuk arkasından 11 veya 12, zirveler yaşındaki aktris,

Ünlü yıldızın 1990'lı yıllarda henüz 13 ya da 14 yaşındayken çekilen okul fotoğrafları ortaya çıktı.

Sınıf arkadaşlarıyla çekilen hatıra fotoğraflarında Jolie yine güzelliğiyle dikkat çekiyor.

Bugün 37 yaşında olan Angelina Jolie, geçip giden yıllar içinde yaş almak dışında çok da fazla değişmemiş.

Jolie bu karede o dönemdeki yakın arkadaşı Evelyn Ungvari ile birlikte görünüyor.

Ünlü yıldız bu karede de bir arkadaşının evinde düzenlenen partide eğlenirken görülüyor.

Jolie o zamanlar da süsüne düşkünmüş.


Büyürken: Angelina Jolie, 14 yaş civarındaki onu sekizinci sınıf mezuniyet, bir saten elbise giyer

Genç güzellik: Angelina, yaşı 13 veya 14 yaşlarında, bir başka sekizinci sınıfa fotoğrafta çok Nineties bandı takıyor

Vahşi çocuk: Los Angeles'ta bir okul arkadaşının Bat Mitzva renkli bir kıyafet içinde yaklaşık 12 veya 13, danslar yaşındaki Angelina,

Yıldız kalitesi: aktris hatta daha sonra arkadaşları arasında öne çıktı

Tüm büyümüş: arkadaşı, Evelyn Ungvari onu geç yeniyetmelik Biraz eski Angelina

Tanıdık bir yüz: Angelina 14 yaş civarındaki, El Rodeo İlköğretim onu ​​son bir yıl içinde kamera için boğucu dudaklarla verir

Bu yılki Oscar, 13 veya 14 yaşındaki Angelina Jolie, onu ünlü bacak flaş bir yankısı olarak onu iyi arkadaşı Chris Landon, aktör Michael Landon oğlu ile poz veriyor, ve çifti 'en iyi bacaklar' sahip olarak oy almak

Bir gülümseme Cracking: Angelina tarihsiz bir fotoğrafta El Rodeo İlköğretim okulunda bir arkadaşı ile gülüyor

Geniş gözlü: aktris, bir tarihsiz fotoğrafta okul otobüsü bir koltuk arkasından görünüyor

Bir yıldız doğdu!  Angelina bu tarihsiz fotoğrafta küçük bir kaput giymiş, güzel bir bebek oldu

Rönesans kadın: Angelina Jolie, 8 Mart'ta New York'ta Dünya Zirvesi'nde 3. Yıllık Kadınlar katılır

Monday, June 25, 2012

Lohusalık sendromu

Depresyon belirtileriyle ortaya çıkan lohusalık sendromu; ergen, planlanmamış veya istenmeyen hamileliklerde ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kadınlarda daha fazla görülüyor.

Jules Oliver takes her newborn daughter Petal shopping in north London
Bebek sahibi olmak, kadın yaşamındaki en büyük değişimlerden biri. Doğum, anne ve bebeğin dokuz aylık beraberliğinin   sonunda yaşanan bir ayrılık deneyimi. Bazı anneler için bu durum ödül gibi görülürken, bazıları içinse yeni başlangıçların endişesini taşıyor.
Hormonal değişimlerin yanı sıra, doğumun fiziksel ve duygusal sıkıntısı, artan sorumluluklarla ilgili kaygılar, uykusuz geceler, annenin psikolojisini etkileyebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden uzman psikolog Aylin Sezer, bu süreçte annelerin yaşadığı zorlukları anlattı: “Doğumla yaşanan fiziksel ayrılık sonrası anne ve bebeğin tekrar bir bütün olabilmeleri için birlikte zaman geçirmeye ihtiyaçları var. Özellikle ilk defa anne olan kadınlar için bu yeni role alışmak zaman alabiliyor. Bu süreçte eşin anneye destek olması, yeni annenin yaşadığı zorlukları ifade edebilmesi, yakınlarından destek alabilmesi çok önemli.”
Lohusalık sendromu gerçekten var mı?
Lohusalık sendromu olarak da adı geçen annelik hüznü, doğum yapan kadınların yüzde    50-70’inde doğumdan hemen sonra başlayan ve 7-10 gün süren bir dönem. Bu süreçte kadınların çoğu ağlama isteği, huzursuzluk,  uykusuzluk, iştahsızlık, konsantrasyon bozukluğu ve çevrelerinden soyutlanma hisseder. Çoğu zaman görünürde hiçbir sebep olmaksızın   ya da başka insanlara oldukça önemsiz gelen nedenlerden dolayı duygulanabilir, gözyaşlarına boğulabilirler. İştahları bozulur, bebek uyuyor bile olsa uyumakta güçlük çekerler. Kimi zaman yeni bebeğe bakamayacaklarını hissedip, endişelenebilirler.
Ruh halleri karışık
Birçok anne, bebek sahibi olmanın mutluluğuyla, olumsuz düşünceleri bir arada yaşıyor. Ayrıca böyle hissettikleri için kendilerini suçluyor. Bu durum, doğumdan sonraki iki hafta içinde kaybolmazsa veya daha kötüye giderse belirtilerin doğum sonrası depresyondan kaynaklandığı    düşünülebilir. Bu noktada doğru tetkiklerle en kısa zamanda müdahale önem kazanıyor.
Bu duyguları ifade etmek, yakınlarla, özellikle de eşle paylaşmak önemli. Benzer deneyimleri yaşamış annelerle konuşmak da yeni anneye hem yalnız olmadığını gösterir, hem de yaşadığı duyguları normalleştirir. Doğum sonrası, anne için bebeğin bakımı, başa çıkamayacağı bir  sorumluluk olarak görülebilir. Böyle hissettiğinde görev dağılımı yapmak, onu rahatlatır. Bunlara ek   olarak yeni anne, kendine kısa da olsa zaman ayırmaya çalışarak, iyi beslenip, iyi uyuyarak, mümkünse hafif egzersizler yaparak ve rahatlama metodlarını kullanarak kendini özen göstermeli. Anne için, her ne yapıyor olursa olsun, küçük hedefler koymak, daha önce işe  yarayan yollardan yararlanmak ve başarılan basamakları ödüllendirmek önemli.
Kariyer ve annelik arasında
Artık doğumların daha ileri bir yaşa ertelenmesi kadının daha çok zorlanmasına neden oluyor mu?

Günümüzde birçok kadınçocuk sahibi olmak için kariyerinde ilerlemiş olmayı tercih ediyor. Buna bağlı olarak, çocuk sahibi olan annelerin yaşı da yükseliyor. İleri yaşta anne olmanın kadın için hem avantajları hem de  dezavantajları var. Yaşı büyük anne, bebeğin  ihtiyaçlarını karşılarken bedenen daha fazla yorulabiliyor ya da artan sorumluluklarıyla bebek arasında denge kurmakta zorlanabiliyor. Öte yandan, ileri yaşta anne olan kadınlar, daha sağlam bir sosyal destek sistemine, daha düzenli bir ev ve meslek hayatına sahip olduklarından, hem sorumluluklarıyla daha iyi başa çıkabiliyor hem de çevresinden ihtiyaç duyduğu desteği daha etkili şekilde alabiliyor.
Kadının lohusalık sendromunu nasıl geçireceğini etkileyen faktörler var mı?
Evlilikle ilgili tatminsizlik, yetersiz sosyal destek, kadının veya eşin işsizliği ve sıkıntılı yaşam olayları doğum sonrası süreç için risk faktörleri. Uzamış lohusalık  sendromunun ergen hamileliklerinde, planlanmamış veya istenmeyen hamileliklerde ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kadınlarda daha fazla görüldüğü biliniyor.
Yaşanan zorluklar, çalışan   kadın ya da ev kadını açısından farklar yaratıyor mu? 
Bu konuda yapılan çalışmalar,bebek bakımıyla ilgili zorluklarda çalışan  ve çalışmayan kadınların çok farklı şeyler yaşamadıkları gösteriyor. Anneler, kendi tecrübelerinden bahsederken, çalışmanın onlara ek yük getirmediğini, bebekle geçirilen saatlerde  yaşanan olumlu veya olumsuz olayların süreden bağımsız olduğunu belirtiyor.
Ev kadınları bebeklerine daha fazla zaman ayırabiliyor. Tatmin duygusunun yanında, yorgunluk, tükenmişlik ve engellenme duyguları da yaşayabiliyor. Çalışan anneyse çocuğuyla daha az vakit geçirebildiği için bu konuda suçluluk hissediyor.

Friday, June 22, 2012

Annelik estetiği ile hamilelik öncesine dönüş

Özellikle 20 ile 39 yaş arasındaki kadınların tercih ettiği annelik estetiği, her geçen yıl daha da tercih edilen bir operasyon oluyor.

Onu adım gebelik alarak: o öğlen yemeği keyfi sonra arabasına dönüş yolunda yapılmış gibi modeli büyük baktı
Hiçbir şey anne olmanın verdiği haz ile kıyaslanamaz, ancak hamilelik sonrası vücudun deforme olması ve bazı bölgelerde çeşitli izlerin kalması çoğu zaman annelerin canını sıkabiliyor. Angelina Jolie ya da Michelle Monaghan gibi ünlü isimler bile o inanılmaz fiziklerini anne olduktan sonra bu inanılmaz estetik operasyona borçlular. Plastik ve Estetik Cerrahide artık bir trend haline gelen “mommy makeover” yani “Annelik Estetiği” operasyonları, annelere çocuk  sahibi olduktan sonra bile, eskiden sahip oldukları vücutlarını kazanmalarına yardımcı olan bir fırsat niteliğinde… Ve sadece Hollywood’da değil, dünyanın her yerindeki anneler için moda olan estetik operasyonları içeren “Annelik Estetiği” çocuk doğurduktan sonra kendini geri plana atan annelere de yardımcı olan bir operasyon. Dış görünüş olarak, eski estetik ve fit vücudundan uzaklaşan kadınların da yaptırdıkları bu ameliyatlar, “kadın”ın hem kendine güvenini artıyor, hem de evliliklerinde görüntüden kaynaklı sorunları ortadan kaldırıyor. Annelik estetiği ile ilgili her şeyi Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr Akın Yücel anlattı. 
Annelik Estetiği operasyonu nedir?
Annelik estetiği, hamilelik sonrası annelerin vücutlarında meydana gelen deformasyonların minimize edildiği bir estetik operasyondur. Annelik Estetiği göğüs büyütme ya da göğüs kaldırmanın yanı sıra karın germe ve liposuction gibi operasyonları da içermektedir.
Hamilelik sürecinde vücutta en çok etkilenen bölge neresidir?
Hamilelik sürecinde hormonal ve mekanik değişikliklerin en fazla karın bölgesi ve memelerde kendisini göstermektedir. Normalde bir portakal büyüklüğünde olan rahim, bebeğin büyümesi ile birlikte karın duvarını ileriye doğru itmeye başlar ve belki de en geri dönülmez etkisini karın kasları ve onları birbirine bağlayan bağlar üzerinde göstererek bu yapıların birbirinden ayrılmasına ve karın duvarının gevşeyerek dışarı doğru bombeleşmesine neden olur. Bu da vücudun deforme olmasına yol açar.
Hamilelik daha çok hangi kadınları etkiler?
Hamilelik özellikle ince yapılı kadınları etkilemektedir. Çünkü bu tip kadınlarda görülen çıkıntı aslında; deri fazlalığı minimal olmasına rağmen gerginliğini kaybetmiş karın kaslarının, karın içi organları yeterince destekleyememesi ve bu organların dışarı doğru fıtıklaşmasından oluşur.
Faydaları neler?
Her kadının hamilelikten ve doğumdan farklı şekilde etkilenmektedir. Ancak bazı ortak sorunlar hamilelik ile birlikte oluşur. Bunlar; çıkıntılı karın, gevşemiş deri, sarkık göğüs, özellikle karın bölgesinde izler ve çatlaklar ile yağlanma problemleridir. Annelik Estetiği operasyonu ile tüm bu sorunları doğru şekilde yok etme şansı yakalanabilir.
Daha çok hangi yaş gurubu bu operasyonu tercih ediyor?
Günümüzde artık kadınların da profesyonel yaşama girmeleri ile birlikte ocuk sahibi olma yaşı da yükseldi. Artık kadınlar 30 – 40’lı yaşlarda anne oluyor. Üniversite eğitimi ve başarılı bir kariyer sonrası, çocuk sahibi olmak kadınlar için yapılacaklar listesinde sonlarda yer alıyor. Bunun sonucunda tablo ise; deforme olmuş bir vücut, sarkan memeler, şişkin bir mide ve kalçalardaki fazlalıklar olarak beliriyor. Diyet ve egzersizler işe yaramadığından, annelik estetiği daha sıkı ve fit bir vücut için yardımcı olabiliyor. Gevşemiş karınları yok etmek için karın germe ameliyatları, göğüslerde meydana gelen büyüme ve sarkmaları önlemede meme küçültme, dikleştirme ya da büyütme ameliyatları, yağ birikimlerini azaltmak için liposhaping işlemlerini yapıyoruz. Annelik estetiği aslına bakarsanız ilk kez anne olanlar için değil de, özellikle birden fazla doğum yapan kadınlar için daha da gereklidir. Annelik estetiği ameliyatı genellikle  bir daha gebelik planlamayan kadınlar tarafından tercih edilmekte. Ancak bu ameliyatı yaptıran bir kadın, daha sonra hamile kaldığında karnında ve göğüslerinde bir miktar gevşeme olur, ancak hiçbir zaman ilk gebelik sonrasındaki gibi deformasyon gelişmez.
Annelik Estetiği hangi operasyonları içeriyor?
Tummy Tuck Karın sıkılaştırma, liposuciton, meme ameliyatından oluşuyor. Tummy Tuck Karın sıkılaştırma; karın bölgesini sıkılaştırırken, deri fazlalıklarından da kurtulunmasına yardımcı olur. Deri fazlalığı çok yok ise ve sadece karın duvarında bombeleşme mevcutsa, endoskopik karın germe işlemi uygulanarak iz bırakmadan karında sıkılaşma da sağlanabilir. Bunun yanında sürekli yapılan egzersizler de bu işleme yardımcı olur. Liposuction, hamilelik sırasında oluşan kilolardan kurtulmak için sağlıklı ve gerekli bir yoldur, Bazen yağ, inatçı bir şekilde vücuda yapışır ve diyetler, egzersizler de buna çare olamaz. Liposuction, bu yağ yığılmalarını ortadan kaldırarak aynı zamanda vücudun doğal şeklini geri kazandırır. Meme ameliyatı da önemli yere sahiptir. Sayıları çok net olmamakla birlikte, yeni doğum yapan hemen her kadın, her ikisini de yaşar. Yaş faktörü ve kişinin derisinin esnekliği, hamilelikte kadınların meme durumlarını etkileyen en önemli unsurlardır. Meme dokusu çıkarılmadan koni şeklinde şekillendirilir ve bollaşan derinin fazla kısımları çıkarılır. Eğer meme dokusunda fazlalık varsa, meme gerektiği kadar küçültülebilir (meme küçültme). Eğer meme dokusu hacim olarak yetersiz ise bu durumda meme dikleştirme ameliyatı sırasında silikon meme protezi ile meme büyütme birlikte yapılabilir.
Tüm operasyonlar birlikte mi uygulanıyor?
Annelik estetiğinde tüm bu ameliyatlar bir arada uygulanabileceği gibi, hastanın gereksinimlerine bağlı olarak ayrı ayrı da gerçekleştirilebilir. Karın germe işlemi yapıldığında hasta bir gün hastanede yatar. Diğer işlemler sonrasında ise hastanede yatmak gerekmez ve hasta aynı gün evine dönebilir. Ameliyat zamanlaması olarak genellikle süt verme işleminin bitiminden en az 6 ay sonrası uygun olarak kabul ediliyor.

Thursday, June 21, 2012

İleri yaşta baba olan erkeklerin çocukları, daha uzun yaşıyor

Amerikan bilim adamları, ileri yaşta baba olan kişilerin çocuklarının daha uzun yaşadığını ortaya çıkardı.

Reha Muhtar'da geç baba olanlardan
"Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan  çalışmaya göre, erkeklerin yaşla birlikte spermlerinde meydana gelen  değişiklikler, daha uzun yaşama olanağı sağlayan bir DNA kodunun ortaya çıkmasına  yol açıyor. Bu özellik, kişinin çocuklarına aktarılıyor.
Northwestern Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde yapılan çalışmada, 1779  genç yetişkinden alınan DNA örnekleri incelendi.
 
Daha önce yapılan araştırmalarda insanın yaşam süresinin, DNA’nın yer  aldığı kromozomların uçlarında bulunan telomer adlı yapıların uzunluğu tarafından  belirlendiği ortaya çıkarılmıştı. Kromozom uçlarının hasar görmesini engelleyerek  yaşam süresini artıran telomerler, yaşlanmaya bağlı olarak kısalıyor.
 
Northwestern Üniversitesi’ndeki bilim adamları, spermlerde bu durumun tam  tersine olduğunu ve telomerlerin yaşla birlikte uzadığını ortaya çıkardı.
 
Dr. Dan Eisenberg ve çalışma arkadaşları, deneklerden alınan örnekleri  incelediklerinde ileri yaşta baba olan kişilerin çocuklarında telomerlerin daha  uzun olduğunu keşfetti.
 
Erkekler, DNA’larını çocuklarına spermleri ile geçirdiği için sahip  oldukları uzun telomerler de sonraki nesillere aktarılıyor.
 
Eisenberg, erkeklerin çocuk sahibi olmayı ertelemesiyle uzun telomerlerin  sonraki nesillere aktarılarak insan ömrünün uzamasına neden olacağını belirtti.
 
Telomer uzunluğu, kişinin dedesinin de ileri yaşta baba olması durumunda  çok daha fazla oluyor.
 
Bilim adamları, yaşlı babalardan miras alınan uzun telomerlerin bağışıklık sistemi, sindirim sistemi ve cilt gibi hızlı hücre gelişiminin  görüldüğü doku ve biyolojik fonksiyonlarda son derece olumlu etkilere yol  açabileceğini iddia ediyor.

9 Adımda Stressiz Doğuma

Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı Op.Dr.Ayşe Duman’ın stressiz doğum için mutlaka denemeye değecek uygulanabilir önerileri var:

Reassurance: Around 50,000 babies a year are born at less than 37 weeks in the UK
Sonunda kasılmalar başladı. Zaman geçtikçe sıklaşıyorlar da…Bu durumda en son ihtiyacınız olacak şey herhalde etrafınızdaki insanların size sakinleşmenizi söylemeleri olur.Doğumun daha kolay gerçekleşebilmesi için kasılmamanız gerektiğini elbette biliyorsunuz.Peki ama nasıl ? Kaslarınız gevşek olursa doğumunuz çok uzun sürmez. Dr.Ayşe Duman ‘dan,annenin kendini rahat hissetmesini dolayısıyla doğumunun kolay gerçekleşmesini sağlayacak bilgiler aldık.
Bilgilenin: Doğum sürecinde sizi nelerin beklediğini bilmeniz çok önemlidir.Çiftler,hem doğum atmosferini tanımalı hem de karşılarına çıkabilecek durumları öğrenmeliler.İlk adım,eşinizle beraber doğum kursuna katılmak.Ayrıca,doğum hakkında bilgi veren kitaplar okuyabilir;yeni anne olan arkadaşlarınızla konuşabilir ve doğum için önerilen ağrı kesici ilaçlar hakkında bilgi edinebilirsiniz.Korkularınızla bugünden yüzleşirseniz;doğum sırasında her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde paniğe kapılmazsınız.
Basit: Yeni test sadece anne ¿s kol kan örneği ve onun kan dolaşımında bulunan DNA parçalarının analizi gerektirir
Sıcak Ortam Hazırlayın: Rahat bir ortam,sizi sakinleştirir.Bazı hastanelerde size kendinizi evinizdeymiş gibi hissettirecek alternatif doğum odaları oluyor.Doğumunuz standart bir hastane olmasa bile,odanızı kişiselleştirmeye çalışın.Evden bir resim götürüp doğum odasına asabilir ya da yanınıza portatif bir müzik seti alabilirsiniz.Birçok kadın hafif müzikler dinlemenin kasılmalarını hafiflettiğini söylüyor.
Doğuma Güvendiğiniz Biriyle Gidin: Beraberken kendinizi çok rahat hissettiğiniz birinin yanınızda olması mucizeler yaratabilir.Birçok anne adayı,kız kardeşinin ya da en yakın arkadaşının doğumda yanında olmasını istiyor.Ayrıca,doğuma eşlik eden kişinin çocuk sahibi olması ve yaşadıklarının normal olduğunu söylemesi de anne adayını rahatlatır.
Hareket Edin: Dik ve aktif durmanız,hem düşüncelerinizi kasılmalardan uzaklaştırır hem de bebeğin doğum kanalına daha rahat inmesini sağlar.Doktorunuz izin verirse, yoga yapabilir,kısa süreli yürüyüşlere çıkabilir ve yavaş danslar edebilirsiniz.
Etki: Utah araştırmacılar tarafından geliştirilen basit bir kan testi, erken doğum riski uyarabilirdi
Meditasyonu Deneyin: Doğum sırasında sakin kalmak için kullanılmaya başlanan yöntemlerden biri de meditasyon.Sayesinde doğum anksiyetesini daha çabuk atlatır,daha huzurlu olur ve dolayısıyla doğum sırasında daha az komplikasyon yaşarsınız.Kendinizi kucağınızda bebeğinizle çiçeklerin arasında düşleyin…
Rahatlayın: Hamileliğin son dönemlerine kadar aynı zamanda bel ağrısı nedeniyle uyku problemleri de yaşanabilir.Bu gibi durumlarda da rahat ve kaliteli bir uyku uyuyabilmeniz için özel olarak tasarlanmış hamile yastıkları kullanabilirsiniz.(Örneğin; Shuma Hamile Yastıkları) Hamile yastıkları gebelik döneminde anne adaylarının daha konforlu ve rahat uyku uyuyabilmesini sağlar.
Suyun  gevşetici etkisi: Sıcak su yorgun kasların gerginliğini gevşetir ve sıkıntılarınızı azaltır.Su,rahatlatıcı etkiye sahiptir.Duşu sırtınıza ya da kasılmalarınızın en yoğun olduğu yerlere tutun.Doğum öncesi kısa bir duş ya da banyo sizi rahatlatabilir fakat doktorunuza da danışmalısınız.
Kendinizi Keşfedin: Her yöntem herkeste işe yaramayabilir.Örneğin,öğrendiğiniz nefes alma teknikleri işinize yaramıyordur da yastığı sıkmak sizi rahatlatıyordur.Size kendinizin neyi rahat ettirdiğini kendiniz bulmalısınız.Her kadının doğumu ona özeldir.
Masaj Hareketleri: Masaj,gerginliği üzerinizden atmanıza yardımcı olabilir.Yapılan masaj sonucunda endorfin salgılamaya başlarsınız.Boyun ya da ayak masajı,kasılmalarınızı bir süreliğine unutmanıza yardımcı olur.Eşiniz ya da doğum eşlikçiniz üç masaj tekniği uygulayabilir:
Kuyruk sokumu: Her kasılmada eliyle ya da tenis topuyla kuyruk sokumunuza bastırır.
Sırt ve bel bölgeniz: Parmak uçlarını hafifçe omzunuzda gezdirir ve aşağıya doğru iner.
Pelvis baskısı: Her kasılmada kalçalarınızı nazikçe geriye çeker.Partnerinizin bu hareketi,rahim ağzının açılmasına yardımcı olur ve bebek için yavaşça yol açılır.

Wednesday, June 20, 2012

Çocukluk yıllarında güneşe maruz kalmanın zararı ergenlikte kendini gösteriyor

Yaz geldi. Deniz, güneş, kum üçlüsünün bir araya gelme zamanı… Ancak bu üçlü geleceğimiz olan çocuklarımız için güzel bir dinlenme fırsatı yaratmasının yanı sıra çok tehlikeli olan güneş yanıklarını da beraberinde getirebilir.

2007/TM_SUN/25915mallorcaREX_428x269.jpg
Güneşten doğru faydalanma, güneş yanıkları ve yapılması gerekenleri Hisar Intercontinental Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Birol Saral’a sorduk. 
Çocukluk Döneminde Tekrarlayan Güneş Yanıkları Cilt Kanserine Neden Olabilir!
Toplumumuzda tatil deyince aklımıza ilk gelen güneş, kumsal ve denizdir. Biraz uzunca denizde kalındığında veya bronzlaşacağım diye 11:00 ile 16:00 saatleri arasında direkt güneş altına uzanıldığında güneş çarpmasından başlayarak ciddi güneş yanıklarına varan sonuçlar doğabilir. Bu tabloyu özellikle 10-15 yaş arasında kız çocuklarında sıklıkla görüyoruz. Güneş yanıklarına en fazla UV A ve UV B ışınları neden olur. Kum ve deniz güneşin bu etkisini artırır. Şemsiye altında veya gölgede bulunmak bile güneş ışınlarından korunmaya yetmez. Açık  tenli;  çilli çocukların güneşte yanma riskleri daha yüksektir. Ancak koyu  tenli çocuklar da uzun süre güneşte kaldıklarında yanabilirler. 
Leah Robbins
Yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir ki; insanların büyük çoğunluğu 20 yaşından önceki dönemde daha çok güneşe maruz kalır. Çocukluk yıllarında güneşe maruz kalmanın zararları çok iyi bilinmelidir. Tekrarlayan güneş yanıkları, cilt kanserine neden olabilir. Kanser oluşumu uzun yılları içeren bir süreçtir. Çocukluk çağında tekrarlayan güneşe maruziyet ve güneş yanıkları, hücre DNA’sında çeşitli hasarlar oluşturur. Bu hasarlı hücreler yok edilemezse, gelişir ve zararlı proteinler üretir. Yıllar içinde kanser hücreleri çoğalarak belirgin hale gelebilir. Bu nedenle güneş yanıklarından, çocukluk çağında olduğu gibi, her dönemde kaçınılmalıdır. Özellikle içi su toplayan kabarcıklar halindeki güneş yanıkları, melanoma (en kötü huylu cilt kanseri) gelişimi için risk faktörüdür. Güneşlenmeden sonraki 2-4 saat  içerisinde yanık bulguları maalesef ortaya çıkmaz. Ağrı ve ısınmışlık hissi 48 saat sürebilir. 
 
Çocuklarınızı Güneşin Zararlı Etkilerinden Korumak İçin…
•10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkarmayın. 
• Mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve pamuklu giysiler tercih edin. 
• Çok açık tenli bir çocuğunuz varsa paraben içermeyen yüksek faktörlü, kolay sürülebilir güneş koruyucuları kullanın. 
• Güneş kremini güneşe çıkmadan 15-30 dakika önce sürün ve 2 saatte bir tekrarlayın. 

Çocuklar için verimli tatil nasıl olmalıdır?

Okulların kapanmasıyla birlikte uzun bir tatile çıkan çocuklar için yaz her ne kadar keyif demekse de çocuğunun boş zamanını nasıl daha etkin kullanacağını bilemeyen pek çok anne-baba yaptıkları klasik hatalarla yaz tatilini verimsiz hale getiriyor.Peki, etkin bir tatil programlamak için nelere dikkat etmek gerekiyor?

Children swimming
Uzun ve yorucu bir okul döneminden sonra nihayet çocuklarımız tatilde... Ancak sınavlar, dersler, erken kalkma zorunlulukları gibi birçok zorluğun geçici bir süreyle de olsa son bulduğu bu dönem, anne ve babalar için başka soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.  Çocuklar tarafından anlamı rahatlama ve serbestlik olan tatil dönemi anne babalar için özellikle zaman ve aktivite planlaması konusunda birçok soru işareti içeriyor. 
“Okul döneminde bir çocuğun gününün çok büyük bir kısmı okulda geçtiğinden anne babalar için günü programlamak nispeten daha kolaydır. Tatil döneminde ise sabahtan akşama kadar çocuğun evde kalacak olması onları endişeye düşürebilir” diyen DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Merkezi Klinik Psikolog Cemre Soysal, çocuklara yaz programı hazırlanırken; onların “çocuk olmak” ile ilgili ihtiyaçlarını göz  önünde bulundurmak gerektiğinin altını çiziyor. Cemre Soysal, ”Anne ve babalar çocukların bütün bir okul döneminden çıktıktan sonra yorgun oldukları ve tatilin onların enerjilerini yeniden kazanmaları için kullanılması gerektiği de unutulmamalıdır” diyor. 
 
Peki, çocukları için yaz tatilini etkin kullanmak isteyen anne babalar nelere dikkat etmeli? İşte DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Merkezi Klinik Psikolog Cemre Soysal’ a göre çocukların tatil boyunca neler yapacağını planlarken ebeveynlerin unutmaması gereken konular…
 
Kış boyunca yapamadıkları üzerine yoğunlaşın: Çocukların çoğu zaman darlığı, imkân kısıtlılığı nedeniyle okul döneminde birçok şeyi erteler. Özellikle gitmek isteyip de gidemediğiniz bir gezi alanı, ailecek yapmak isteyip de yapamadığınız bir aktivite varsa bunları yapabilirsiniz. Beraber geçirdiğiniz zamanları artırmaya özen gösterin.
Karnede zayıf not(lar) varsa bunların nedenlerini araştırın: Bütün bir sene geride kaldı. Karnesindeki –eğer varsa- zayıf notu şimdi hatırlatmayın; çünkü artık değiştirebileceğiniz bir şey yok. Yapılacak en faydalı iş, bu dersin başarılamamış olmasının nedenlerini araştırmaktır.
Kitap okumaya zaman ayırın: Çocuklar okul döneminde istedikleri kitapları okumaya zaman bulamayabilirler. Ayrıca okullarda zorunlu olarak okutulan kitapların her biri onların ilgisini çekmeyebilir. Yaz tatili çocukların kitabı sevmelerini sağlamak için çok uygun bir dönemdir. Beraber kitapçıya gidin ve kendi isteğine uygun kitap seçmesine izin verin, aynı zamanda siz de kendinize kitap alın ve onun önünde siz de kendi kitabınızı okuyun ve bunun size verdiği keyfi çocuğunuzla paylaşın. Zevk aldığı kitabı okuyan çocuğun kitap okuma alışkanlığı gelişecek, böylece çocuğunuz okumaya daha istekli olacaktır.
Beş duyuya hitap eden oyunlar oynasınlar: Çocukların dünyayı ve çevreyi en iyi tanımalarının yolu beş duyularını da kullanarak yaptıkları etkinliklerdir. Eski zamanlardan beri bu oyunların en zengin kaynağı “sokak”tır. Sokakta oynanan oyunlar yaratıcılığı, problem çözme becerisini, sosyal ilişkileri geliştirir. Bunu deneyimlemesi için çocuğunuza imkân yaratmaya çalışın. (Sitenizin bahçesi, anneannesinin meyve bahçeli evi veya onun arkadaşlarını da gezinize katacağınız park, orman gezileri…)
Spor yaptırın: Yaz boyunca imkânlarınız dâhilinde çocuğunuzun yüzme, tenis,basketbol gibi açık havada da yapabileceği bir spor yapmasını sağlayabilirsiniz. Kışın okul döneminde kapalı alanda kalan ve genellikle masa başında oturmak zorunda olan çocukların fiziksel aktivite yapmaya ihtiyaçları vardır.
Tatil demek sınırsız televizyon – bilgisayar demek değildir!: Çocukların ebeveynlerinden en büyük istekleri tatil boyunca istedikleri kadar televizyon izlemek veya bilgisayar oynamak olabilir. Fakat unutulmamalıdır ki bunların kısıtlanması çocuğun okul dönemi ile ilgili değil, genel gelişim ve dikkati için gereklidir. Bu nedenle de televizyon ve bilgisayar süreleri yine aşırıya kaçmadan kontrol altında devam ettirilmelidir.
Düzenli olarak ders çalışmalı: Çocuklar yaz tatilinde günlerinin bir kısmını da okulla ilgili çalışmalara ayırmalıdır. Bunun süresi çocuğa göre değişmekle birlikte, dikkate alınması gereken nokta çok ağır bir program olmamasıdır. Anne babalar mümkün olduğunca bu çalışmaları eğlenceli hatta oyun gibi yapmaya özen göstermelidirler. Günlük programdaki çalışma bölümü çocuğun yapmak istediği aktivitelerden önceye alınmalıdır. Böylece istediğini yapabilmek için ders çalışmayı bitirmek çocuk için bir motivasyon olacaktır. 

Sunday, June 17, 2012

Konsantrasyon güçlüğü çeken gençlere B12 uyarısı

B12 eksikliği, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık,bellek bozukluğu gibi şikayetlerle ortaya çıkıyor.

Ufuk Üniversitesi’nde bilişsel  bozuklukların tespite yönelik yapılan araştırma, gençlerdeki konsantrasyon  güçlüğü, unutkanlık, halsizlik gibi şikayetlerin B12 vitamini eksikliğinden  kaynaklandığını ortaya koydu.
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Selda Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilinçsiz diyetler,  posalı ve sebze ağırlıklı beslenme tarzı ve bazı hastalıklardan korunmak için kırmızı et ve süt ürünlerinin az tüketilmesinin, B12’den fakir beslenmeye yol  açtığını belirtti.
 
B12 vitaminin, vücuttaki hücrelerin yenilenmesi ve enerji  metabolizmasıyla ilgili reaksiyonlarda ”olmazsa olmaz” bir önem taşıdığını  anlatan Demirtaş, B12’nin özellikle yaşlılarda hafıza problemlerinde  kullanıldığını ifade etti.
         
Sinsice artıyor
Eskiden ”yaşlılık hastalığı” bilinen demans ve alzheimerdan korunmak  için B12’in diğer B vitaminleriyle verildiğini anlatan Demirtaş, ”Böylece  yaşlılar, nörolojik ve bilişsel bozukluklardan korunmaya çalışılıyordu” dedi.
 
Genç ve orta yaş grubundakilere bu tür bir korunmanın sağlanmadığını  belirten Demirtaş, ”Unutkanlık yaşlılık şikayeti görüldüğü için gençler  açısından, böyle bir uyarıya gerek duyulmadı ve araştırmalar hep ileri yaş  grupları dikkate alınarak yapıldı” diye konuştu.
 
Demirtaş, gençler arasında özellikle konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık,  bellek bozukluğu gibi bilişsel yakınmalar ve halsizlik, uyuma isteği gibi genel yakınmaların giderek arttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
 
”Psikoloji ana bilim dalıyla birlikte öğrencilerimize ve akademik  personele bilişsel bozuklukları değerlendirdirme testi uygulanarak, bu tür  şikayetleri olan kişilerin kandaki vitamin 12 düzeylerini eş zamanlı  karşılaştırdık. Yapılan değerlendirmeler sonucunda gençlerde B12 eksikliğinin çok  çarpıcı düzeylerde olduğunu gördük. Gençler arasında çok sesiz bir şekilde B12  eksikliği artıyor ve bu durum gençlerin bilişsel durumlarını tehdit ediyor. B12  eksikliğine bağlı konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, bellek bozukluğu gibi  şikayetler ortaya çıkıyor”
         
Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlar dikkat etmeli
Yapılan çalışmanın sonrasında gençlere vitamin tedavisi uyguladıklarını  anlatan Demirtaş, tedavi sonrasında bu şikayetlerin büyük oranda ortadan  kalktığını ve gençlerin akademik performanslarının da arttığını kaydetti.
 
B12 eksikliğini özellikle genç kadınların doğurgan çağda olması nedeniyle  ayrı bir öneminin olduğunu belirten Demirtaş, onlardaki bu vitamin eksikliğinin  ileride bebeklerinde doğumsal anomalilerin görülmesine neden olabileceğini  belirterek, genç kadınların daha dikkatli olmalarını istedi.
         
Hangi gıdalar tüketilmeli?
Demirtaş, insan vücudunda üretilmeyip, yalnızca hayvansal gıdalardan  alınması zorunlu olan B12 vitamininin, bulunma yoğunluğu sırasına göre; balık  çeşitleri, sığır karaciğeri, sığır eti, süt ve süt ürünleri, yengeç, istakoz gibi  su ürünleri, yumurta ve tavukta bulunduğunu söyledi.

İdeal dil öğrenme yaşı 3

Bir çocuk, üç ya da dört dil öğrenerek büyüyebiliyor. Çünkü bebek için dil öğrenmek, çevresindekilerle nasıl anlaşacağını bilmek gibi. Uzmanlar, dil öğrenmek için en ideal yaşın üç olduğunu belirtiyor.

MEB’in çalışma takvimi belirlendi
Helen Doron  Türkiye Genel Müdürü Bora Gündüzyeli, erken yabancı dil eğitiminin önemi hakkında sorularımızı yanıtladı.
 Küçük yaşta dil öğrenmek neden önemli?Küçük yaşta yabancı dil öğrenmeye başlayan çocuk, dil kavramının varlığını hissettiği için ana dilini daha iyi anlar. Tek dil bilen ve bundan dolayı dünyada sadece kendi dili ve kültürüne önem veren çocuklara göre daha geniş bir kültür anlayışına sahip olur. Yabancı dilde öğrendiği bir deyim onun kendisinden farklı olan insanlara karşı daha toleranslı olmasını sağlar. Ayrıca küçük yaşta edineceği yabancı dil, uzun dönemde uluslararası kültürleri anlamasına da katkıda bulunur.
 
Yabancı dil öğrenmek için en uygun yaş ne?Çocuğa ikinci bir dil öğretmek için en uygun zaman, birinci dilin yani ana dilin edinilmeye başlandığı zaman. İki dili duyan ve iletişim kuran bir bebek, ikisini de anlayarak büyür. Bir bebek için üç ya da dört dil öğrenerek büyümek ve onları ayırt etmek olağandışı bir durum değil. Yetişkinlerin dil öğrenimi sırasında yaşadığı birçok zorluğa rağmen çocuklar bir veya daha fazla dili üç ya da daha erken yaşta kolayca öğrenebiliyor. Bebekler ve çocuklar dahidir. Çocuğunuz okuma-yazma dönemine gelmeden önceki dört yılda günlük İngilizce ya da başka bir yabancı dili   gerçekten çok hızlı şekilde, kalıcı olarak  öğrenebilir.
 
Neden bebekler ve çocuklar yabancı dil öğrenmeli?Çocukların dil öğreniminde sıklıkla ‘pencere’den bahsedilir. Araştırmalar gösteriyor ki; altı yaşına kadar insan beyni neredeyse gelişiminin büyük bir kısmını tamamlar. Çocuğun beyni, hayatının ilk altı yılında gerçekleri ve bilgileri alır, bunları hafızasında depolar. Yani beyni, uygun bilgi sağlanarak geliştirilebilir. 
 
Geç yaşta dil öğrenmenin   dezavantajları var mı?Dil öğrenimine ne kadar geç başlanırsa, ana dili gibi konuşan birinin gramer hakimiyetine sahip olmak o kadar zorlaşır ve dil öğrenimi daha uzun süre alır. Hiçbir bilim insanının itiraz etmediği bir gerçek var: İnsanın öğrenme hızı yedi yaşından sonra sistematik olarak düşer, ergenlikten sonraysa yaşla öğrenme hızı ilişkisi artık önemsiz olur.
 
Henüz kendi dilini konuşamayan çocuğa ikinci bir dili öğretmek gerekli mi?Evet, hem de çok. İki dili duyan çocuk, bu iki dili de anlayarak büyür. Bir bebeğin 3-4 dille büyümesi ve hepsini anlaması görülmemiş bir şey değil. Araştırmalar, çocuğun duyduğu dilleri birbirinden ayırt edebileceğini gösteriyor. 
Erken yaşta değişik diller öğrenmek, çocuğun zeka kapasitesini de geliştirir.  Ayrıca çocuk gelişim uzmanları, değişik diller öğrenmenin çocuğun matematiksel ve bilimsel kabiliyetini geliştirmesinde yardımı olduğunu kanıtladı.
 
ÖMÜR BOYU UNUTULMUYOR
 
Ana dil öğrenmek; okumak ve yazmak yoluyla değil, nesneleri kavramak, ifade etmek ve konuşmak yoluyla gerçekleştirilebilir. Bu nedenle bebeklere uygulanacak yöntemde; kelime dağarcığını geliştirmeye yönelik oyunlar, şarkılar ve müzik kullanılmalı.
 
Çocukların öğrenme kabiliyeti üç aylıkken başlıyor. Yani yabancı dil için öğrenmenin başladığı o dönemde eğitim gerekiyor. Bebeklerin beynine kaydedilen kelimeler ömür boyu 
orada kalıyor.
 
ERKEN YAŞTA BAŞLAMANIN AVANTAJLARI
* Ne kadar erken yaşta başlanırsa, öğrenme o kadar kolay, kalıcı ve doğal olur. 
* Çocuk, dil öğrenmekten zevk alır.  
* Çocuk ne kadar küçükse, o dilin gramer ve telaffuzuna ana dili gibi hakim olması o kadar kolaylaşır. 
* Araştırmalar; çok dil konuşan insanların beyinlerinde, tek dil konuşan insanlardan daha fazla sinir hücresi kullanıldığını, bunun da doğal bir şekilde beyin faaliyetlerini artırdığını gösteriyor.  
* Çok küçük yaşta ikinci bir dil öğrenmek, çocuğun beynindeki duygusal bölge ve zekaya giden yolları geliştirir.

Hollywood evlat ediniyor.

Hollywood'un bekar kadınları tek tek çocuk evlat edinmeye başladı. Charlize Theron'un ardından Cameron Diaz da son verdiği röportajda evlat edinmeyi düşündüğünü söyledi..


1.CAMERON DIAZ
Hollywood'un hızlı çapkınlarından Cameron Diaz, InStyle dergisinin bu ayki sayısına verdiği röportajda evlat edinmeyi düşündüğünü söyledi. 1972 doğumlu Diaz'ın bu açıklamasını magazin dünyası çoktan çocuk bulmak için arayışlara başladığı şeklinde yorumluyor.
Uzun bacaklı: önerdiği önce Cameron Diaz o hayat, aşk hakkında Instyle dergisine konuştu olarak ona gıpta pin gösterdi ve iyi bir arkadaş onu nimet vererek Drew Barrymore nişanlısı

2.KRISTIN DAVIS
'Sex and the City'nin 'Charlotte'u Kristin Davis, geçtiğimiz yıl bir çocuk evlat edindi. 1965 doğumlu ünlü oyuncu, kızına Rose Davis ismini verdiğini açıkladı.
Birden fazla oda yapma: Sex and the City aktris bildirildi senarist Aaron Sorkin, dating

3.CHARLIZE THERON
Hollywood'un en güzel kadınlarından olan 1975 doğumlu Charlize Theron, 2010 yılında uzatmalı sevgilisi Stuart Townsend ile ilişkisini sonlandırdı. Geçtiğimiz yıl Almanya'da yayınlanan 'In Touch' dergisine evlat edinmeyi düşündüğünü söyleyen Theron; bu yıl siyahi bir bebek evlat edindi ve bebeğine Jackson ismini verdi.
Home sweet home: Charlize Theron and baby Jackson arrive back in Los Angeles after a whirlwind international promotional tour for her new film, Snow White and The Huntsman

4.SANDRA BULLOCK
1964 doğumlu güzel oyuncu 2012 yılında eşi Jesse James'ten boşandıktan sonra siyahi bir bebek evlat edindi. Oğluna Louis Bardo Bullock ismini veren Bullock, hayatının en doğru kararını verdiğini söylüyor.
Hugs: The doting mother held her son incredibly close

5.DENISE RICHARDS
1971 doğumlu güzel oyuncu Denise Richards, 2 çocuğun ardından eşi Charlie Sheen ile 2006 yılında boşandı. Richards, çocuklarına bir üçüncü kardeş vermek istediğinde evlat edinmeyi düşündü ve 2011 yılında bir kız çocuk evlat edindi.
Back to reality: Just days after completing a sexy bikini shoot, Denise Richards has been spotted out running errands in Santa Monica with daughters Eloise and Lola

Wednesday, June 13, 2012

Aşırı sıcaklardan korunma yöntemleri

İklimde görülen bazı dalgalanmalar ve beklenilmeyen ekstrem olayların yaşanması, canlıların yaşamı üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

Bir anne ve kızı sahilde güneşlenmek
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, "Sıcak havalarda bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalı. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükseliyor. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalı" dedi.
Çağlar, canlıların, beslenme, üreme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yaptıkları bütün etkinliklerini iklim ve çevre koşullarına göre düzenlediklerini söyledi. İklimde görülen bazı dalgalanmalar ve beklenilmeyen ekstrem olayların yaşanmasının canlıların yaşamı üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade eden Çağlar, bir yerde o güne kadar görülmeyen veya çok seyrek olarak görülen sıcak ve soğukların belli bir süre yaşanmasının bütün canlıları ve çevreyi olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi. Her canlının sıcaklık, nem, rüzgar, basınç gibi pek çok atmosferik değişkene karşı mutlaka fizyolojik bir tepkisi olduğuna dikkati çeken Çağlar, çevreye ve iklim koşullarına en kolay uyum sağlayan, olumsuz sonuçlarından en az etkilenen canlının insan olduğunu vurguladı.
Bugüne kadar yapılan ölçümlere göre yeryüzünde şimdiye kadar en yüksek hava sıcaklığının 57 dereceyle Libya’nın El Azizias kentinde 13 Eylül 1922’de ölçüldüğünü belirten Çağlar, Avrupa’da ise en yüksek hava sıcaklığının İspanya’nın Sevilla kentinde 4 Ağustos 1981’de 50 derece olarak kayıtlara geçtiğine işaret etti. Çağlar, Türkiye’de uzun yıllara göre en yüksek hava sıcaklığının ise 1993’teki Mardin'de 48,8 derece olarak ölçüldüğünü söyledi.
Safe to read by the river: Readers can now relax and read in the bath or outside without fear the ink will run
İnsanların yaşamlarını rahat bir biçimde sürdürebildikleri hava sıcaklığının 17-31 derece arası olduğunu belirten Çağlar, bunun dışındaki sıcaklık değerlerinin değişik bünyelerde çok farklı klinik sendromlara, fizyolojik streslere, hastalıklara ve hatta ölümlere bile neden olabildiğini ifade etti.
Çağlar, aşırı sıcaktan daha çok hastalarla yaşlıların etkilendiğine dikkati çekerek, aşırı sıcaklarınkalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet, dolaşım-solunum problemi ve alkolizm gibi kronik hastalığı olan kişilerin yaşamını tehdit ettiğini dile getirdi. Aşırı sıcaklar nedeniyle ulaşımda büyük can ve mal kayıplarının yaşandığı kazaların belirgin bir biçimde arttığını anlatan Çağlar, son yıllarda çok sık olarak yaşanan aşırı sıcak ve bunların neden olduğu olumsuzlukların hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için su kaynaklarının yönetimi açısından büyük sorunlara neden olduğunu ifade etti.
Aşırı sıcaklardan korunma yöntemleri
Çağlar, halen ülke genelinde etkili olan yüksek sıcaklıkların gelecek hafta da etkisini sürdüreceği ve mevsim normallerinin 2 ila 5 derece üzerinde seyredeceğini belirterek, şunları kaydetti:
"Sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bu günlerde kanser hastaları, kemoterapi hastaları veya değişik deri hastalığı olanlar güneş ışınlarından korunmaya özellikle dikkat etmelidir. Güneş ışınlarının etkisinin güçlü olduğu saat 10.00-16.00 arasında güneş ışınlarından kaçınmalıdır.
Dışarıda bulunulduğunda açık renkli, hafif, bol giysiler tercih edilmeli, şapka giyilmeli ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Dışarıda çalışması gerekenler mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamaya, aşırı hareketlerden kaçınmaya, sık sık tuz içeren sulu gıdalar almaya dikkat etmelidir.
Yoğun fizik aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır.
Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir.
Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalı. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükseliyor. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalı.
Kapalı alanlar iyi havalandırılmalı ve güneş gören pencereler, perde ve güneşliklerle gölgelendirilmeli.
Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı, bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmeli.
Kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmeli.
Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı, yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalı. Her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli, soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir."

Metabolizmanızı keşfedin, kilo verin!

Beslenme ve diyet uzmanı Nihal Özdemir, her insanın kendi metabolizmasına uygun sağlıklı beslenme programıyla kilo sorununu çözebileceğini söyledi.

Keeping trim: The new Atkins diet encourages exercise
Adana'da özel bir hastanede görev yapan Nihal Özdemir, yaz aylarına girilmesi ile birlikte herkesi kilo telaşı sardığını söyledi. Kilo vermeye çalışırken yanlış uygulamalardan kaçınılması gerektiğini anlatan Özdemir, "Kışın yorgunluğunun atılmaya çalıştığı bu dönemde insanları bir taraftan da tatil telaşı sarıyor. Kışın alınan kilolardan kurtulmak isteyenler endişeleniyor. Baharla beraber gelen halsizlik, baş ağrısı, bitkinlik, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk gibi şikayetleri azaltmak hem de kilolardan kurtulmak mümkün. Yeterli ve dengeli aynı zamanda metabolizmanıza uygun bir sağlıklı beslenme programı bu sorunları çok kolay halledecektir" dedi. Beslenmenin kişiye özel olduğunu kaydeden Özdemir, şöyle konuştu:
"Bebek,  çocuk, yetişkin, yaşlı, emzikli, gebe, doğuştan metabolizma hastalıkları gibi özel durumlar hatta kadın ya da erkek olmak metabolizmayı doğrudan etkileyen etmenlerdir. Bir başkasının iyi sonuç aldığı diyetleri tamamen uygulayıp, egzersiz yaptığı halde kilo verme sorunu yaşayanlar şunu gözden kaçırıyor. Sizin metabolizmanız standarttan biraz farklı işliyor olabilir ki bu yüzden uyguladığınız kilo verme programları metabolizmanıza uymaması nedeniyle asla işe yaramayacak. Siz aç kalarak kilo vermeye çalışırken başkaları sizden daha fazla yiyip daha az kiloya sahip olabilir. Yapılması gereken tek şey; farklı bir metabolizmaya sahip olduğunuzu kabul etmektir. Metabolik sendrom ve insülin direnci ile birlikte bitkinlik, uykusuzluk, orta dereceli depresyon, kilo alma ve sinirlilik hali farklı bir metabolizmaya sahip olduğunuzun kanıtıdır. Bu problemler ile ne kadar uzun süre yaşarsanız sağlık sorunlarınız ve kilo alma probleminiz o kadar çok ilerleyecektir. Bu nedenle insanların önce kendi metabolizmasını keşfetmesi gerekir. Bu konuda da mutlaka bir uzmanı danışılması gerek."
 
Nihal Özdemir, insanların kendi metabolizmasıyla yaşamayı öğrenmesi halinde, sağlıklı bir şekilde kilo verebileceğini ve bunun da kalıcı olacağını ekledi.

Thursday, May 31, 2012

Erkekleşen kadının sonu kellik mi?

Gerek iş gerekse evlilik yaşamında üstlendiği sorumluluklar kadını maskulen hale getirirken, stresin tetiklediği ‘’testosteron” hormonu da kadına saç kaybettiriyor.

Erkekleşen kadının sonu kellik mi?
’Erkekleşen Kadının Sonu Kellik Mi?’’ olacak sorusunu Akademi  Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar’a yönelttik ve şu uyarıyı aldık: ‘’Saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerek’’

Günümüzde kadınlar hem erkekler kadar yoğun çalışıp hem de ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyor. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışırken de bünyesini fiziksel ve duygusal olarak zorluyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar yorucu tempoyla birlikte gelişen stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemlendiğini söyledi. Bayraktar, günlük stresin saç sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, ‘’Stresin günümüz insanını pek çok açıdan etkilediği artık herkesçe bilinen bir gerçek. Stres vücut dengemizi etkileyerek, farklı açılardan saçın sağlıklı seyreden yaşam döngüsünü değiştirebilmektedir. Stres hormonların çalışma dengesini değiştirebildiği için, saç kaybında da etkili bir faktördür. Testesteron hormonuna duyarlı saç yapısı, hormon düzeyindeki değişimlere yağ salgısını artırarak tepki verir. Bu nedenle stres altındayken saç derimiz daha çok yağlanır, bu yağ salgısıyla saçlı derinin gözeneklerinin tıkanma riski artar ve saçı besleyen kanallar daralabilir. Ayrıca, fiziksel ve duygusal baskı altındayken  Vücudumuz stres altındayken, bu durumla mücadele edebilmek için adrenalin salgılamaya başlar. Bu hormon da bizi daha cesur ve daha güçlü yapar. Ancak bu hormonun salgısıyla birlikte erkeklik hormonu “ testosteron” da artmaya başlar. Bu durumdan en çok kadınlar etkilenir. Kadınlarda, eğer  genetik bir yatkınlık da varsa, testosteron hormonun baskın hale gelmesiyle, saç dökülmesini meydan getiren saç kılıfı içindeki kimyasal reaksiyonlar artar ve sonuç artan saç dökülmesi olur.’’

Saç Dökülmesi Kadınlarda Ciddi Artış Gösterdi

Stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemleniyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar kadınlarda saç dökülmesi ciddi bir artış olduğunu belirterek;’’  Eskiden kadın evde oturup, çocuk doğuruyor, yemek pişirirdi. Günümüzde kadınlar erkekler kadar yoğun aynı zamanda hem evle hem çocuklarla ilgilenip, her şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorlar. Kadınların bünyesini hem fiziksel hem duygusal olarak zorlayan bu yorucu tempo sonucu, son yıllarda kadınlarda görülen saç dökülmesi ciddi bir artış göstermektedir.’’ dedi.

Erkekler de Kelleşiyor!

Saç Sağlığı Uzmanı Evrim Bayraktar stresin erkeklerde de saç kaybını hızlandırıcı etkiler gösterdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: ‘’Özellikle erkek tipi– genetik- saç kaybı yaşayan kişilerin; sınava hazırlık, askerlik, yoğun ve uzun saatler süren iş temposu gibi fiziksel ve psikolojik olarak zorlandıkları dönemlerde saçları daha yoğun dökülür. Bununla beraber, ağır bir hastalık, geçirilen bir ameliyat, aşırı duygu yüklü ruhsal durumlardan (boşanma, ölüm, ayrılık vs. gibi) belli bir süre sonra aşırı saç dökülmesi görülebilir. Önlem alınmazsa, dökülmenin kişide yarattığı olumsuz duygu ve düşünceler beraberinde artan endişe veya depresyon aşırı stres hormonu (adrenalin gibi) salgılanmasını tetikleyerek dökülmeyi ısrarlı hale getiren bir kısır döngü oluşturur.’’
Sonuç olarak aşırı stres ;

1.“Telogen effluvium” adı verilen geçici saç dökülmelerine sebep olabilir. Yoğun saç dökülmesinin görüldüğü bu dönemde stres, saçın uzama evresini sonlandırarak, saçı dökülme evresine sokar ve günlük yüzlerce teli bulan bir dökülme başlar. Saçlarda dökülme 6-12 hafta devam edebilir (önlem alınmazsa daha uzun da sürebilir). Saç hacminde genel bir azalma olur ve saçın en fazla %50 si bu dökülmeden etkilenir. Bu şekilde dökülen saçların büyük oranda geri dönüşü vardır.
2. Saç kaybı sebebi genetik yatkınlık, hormon dengesizlik, metabolik rahatsızlık ve ya baışıklık sistemi rahatsızlığı olan kişilerde stres saç kaybını hızlandırıcı etkiye sahiptir.
3. Hali hazırda saç kaybı olan kişilerde stres yaşam kalitesini negatif yönde etkiler ve var olan saç dökülmesinin kötüleşmesine sebep olur.
4. Asıl saç kaybı sebebinizi maskeleyebilir. Kişi 3 aydan fazla süren saç dökülmesini sadece strese bağlar ve önlem almayabilir. Ancak dökülmenin arkasında daha ciddi sebepler olabilir. Bu nedenle saç kaybını yaratan gerçek sebebin araştırılması önemlidir. Saç dökülmesi ancak onu ortaya çıkaran negatif durum düzeldiğinde dengelenecektir.
Yoğun stresin saç üstündeki olumsuz etkilerini azaltmak için, dengeli beslenmeli, spor yapmalı ve en önemlisi de saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerekir.