Showing posts with label tedavi. Show all posts
Showing posts with label tedavi. Show all posts

Thursday, June 28, 2012

Nilüfer'in tedavi sonrası ilk fotoğrafları

Geçtiğimiz yıl meme kanseri teşhisi konan ve uzun bir tedavi süreci yaşayan Nilüfer, önümüzdeki hafta sahnelere dönüyor. Nilüfer yaz konserleri öncesinde ilk kez kamera karşısına geçti.

Bir yıl önce meme kanseri teşhisi konan Nilüfer, uzun tedavi süreci sonunda hastalığı yendi, sağlığına kavuştu. Ünlü sanatçı, o zorlu süreç boyunca uzak kaldığı sahnelere de önümüzdeki çarşamba günü dönüyor. 
SIKINTILI GÜNLER GERİDE KALDI
Geçirdiği rahatsızlıktan sonra, hem albüm çalışmalarına hem de konserlerine yeniden başlayacak olan Nilüfer, sevenlerine şu mesajı iletti: 'Yeni bir hayata merhaba! Sıkıntılı günler geride kaldı. Yaşadıklarımdan sonra, geleceğe daha bir umutla ve coşkuyla bakıyorum. Bundan sonrasında yaşamın daha güzel olacak ve bana huzur getirecek. Bunu inanıyorum. '


Nilüfer, bir yıllık suskunluğunu Ankara’daki Panora Alışveriş Merkezi’nde vereceği konserle bozmaya hazırlanıyor. Sanatçı, o konserde ayrıca yeni imajıyla da ilk kez sevenlerinin karşısına çıkmış olacak.





Boyun fıtığı masa başında çalışanı vuruyor

Sırta, omuzlara, kollara vuran ağrı ve kuvvet kaybı ile kendini gösteren boyun fıtığı, özellikle ağır işlerde ve masa başında çalışanlarda sık görülen bir sorun.

Yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren boyun fıtığında farklı tedavi yöntemleri uygulanıyor. Tedavinin şekli, hastalığın derecesine göre belirleniyor. Özellikle ilerlemiş vakalarda en sık başvurulan tedavi seçeneği ise ameliyat.

Gelişen ameliyat teknikleriyle tedavide başarı sağlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ferda Çağavi, ameliyatta fıtık olan diskin tamamen çıkarıldığını söylüyor. Doç. Çağavi, gerektiği halde ameliyattan kaçan hastaların risk altında olduğuna vurgu yapıyor ve ameliyat tekniği hakkında şu bilgileri veriyor:

“Ameliyatta sinire bir müdahale yapılmıyor. Sadece üzerindeki bası kaldırıyor ve sinirin kendisini toplaması bekleniyor.15 gün bası altında kalan sinirle, üç ay ezik kalan sinirin kendini toplama şansı aynı olmuyor. Çok başarılı bir cerrahi yapılsa bile ileri derecede bası altında kalan sinirler düzelmeyebiliyor."

AMELİYATI ERTELEMEK RİSKİ ARTIRIYOR
Çağavi, bu durumun, endikasyon konduğu halde ameliyat olmayı erteleyen, ‘Bir de fizik tedaviyi deneyeyim’ diye zaman kaybeden hastaların aleyhine olduğu görüşünde.
Doç. Çağavi’ye göre, yaygın kanının aksine boyun fıtığı ameliyatlarından başarılı sonuçlar alınıyor. Çağavi’nin bu konudaki yorumu şöyle: “Ameliyat olan her 100 kişiden 90’ı normal hayatına dönüyor ve kuvvet kaybı sorunundan da kurtuluyor. Geriye kalan 10 kişinin 8’inde kısmi düzelme görülüyor. Yüzde 2’lik kısım ise hiçbir şekilde düzelmiyor. Bu dilimdekiler ise genellikle ameliyat olmaktan uzun süre kaçanlar oluyor.”

Tuesday, June 26, 2012

Güneş düşman değil dost olsun

Korunmasız güneşe maruz kalanlarda meydana gelen lekelerin cilt kanserine neden olabileceğini belirten Dermatolog Makbule Dündar, D vitamini için çok az güneş ışığının yeterli olabileceğini söyledi.

Sun safety: Could the creams we use, or misuse, be causing as many problems as they attempt to solve?
Özellikle açık tenli kişiler güneş lekeleri açısından daha fazla risk taşıyor. Yıllar içerisinde korunmasız güneşe maruz kalmanın özellikle yüzde ve el üzerlerinde koyu renkli lekelenmelere yol açtığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Makbule Dündar, “Güneş maruziyeti devam ederse deride kabarık, koyu renkli kabuklu (aktinik kerataz) değişiklikler görülür. Bu değişiklikler, güneşe maruz kaldıktan yıllar sonra ortaya çıkar. Bu tip lezyonların üzerinden cilt kanseri gelişme olasılığı mevcuttur” dedi.
İKİ SAAT ARA İLE GÜNEŞ KORUYUCU Güneş lekelerinden ve çillenmeden korunmanın en etkili yolunun hem UVA hem de UVB’ye karşı koruma içeren en az spf 30 olan bir güneş koruyucu kullanmaktan geçtiğini belirten Dündar, “Güneş koruyucu eğer tüm gün dış ortamda kalınacaksa 2 saat ara ile yenilenmelidir. Saat 11.00 – 15.00 arası güneşlenmek amacıyla kesinlikle dışarı çıkmamak gereklidir. Güneşe bağlı cilt yaşlanması ve güneş lekelerinden korunmak için yaz–kış güneş koruyucu kullanmayı günlük bakımın bir parçası haline getirmek gereklidir” diye konuştu.
Rays of hope: Regular exposure to the sun can help ward off cancer
TEDAVİNİN BAŞARISI LEKENİN DERİNLİĞİNE BAĞLIGüneş lekelerinin günümüzde özellikle sonbahar ve kış aylarında lazer uygulamaları, kimyasal peeling uygulamaları ile tedavi edildiğini açıklayan Dündar, şunları kaydetti: “Uygulamalar leke tipine bağlı olarak seçilmektedir. Hafif lekelenme durumunda ve seans aralarında değişik renk açıcı madde içeren kremler uygulandığı zaman mutlaka sabah güneş koruyucu kullanılmalıdır. Deniz–havuz tatili süresince renk açıcı krem kullanmamakta fayda vardır. Güneş lekelerinin tamamen geçip geçmemesi lekenin derinliğine bağlıdır. Yüzeysel lekeler renk açıcı kremler, lazer ve kimyasal peeling uygulamaları ile tamamen geçer, derin lekeler ise tamamen geçebilmekle birlikte bazen hafif şekilde kalabilir. Güneş lekeleri geçse bile hiçbir zaman güneş koruyucu kullanmayı bırakmamak gerekir.”
"D VİTAMİNİ İÇİN BRONZLAŞMAYA GEREK YOK"Son zamanlarda yapılan çalışmalar sonucu, en önemli cilt kanseri tipi olan ‘melanom’ ile UVA arasında ciddi bağlantılar olabileceğini düşündüren bulguların ortaya çıktığını da ifade eden Dündar, şöyle devam etti: “Güneş ve solaryum kaynaklı ultraviyole radyasyonu deri kanserine neden olabilir. Eskiden radyasyonu deri kanserinin güneş yanığı ile ilişkili olduğu düşünülürken günümüzde yanık oluşturmayan orta düzey bronzlaşmanın da kansere neden olabileceği bilinmektedir. Ultraviyole radyasyonu deriyi yaşlandırmada en önemli faktördür. Uzun süre korunmasız güneşe maruz kalanlarda deri kalınlaşır kaba bir görüntü oluşur, kırışıklıklar hızla artar. Güneş ışınlarının en önemli faydası D vitamini sentezindeki rolleridir. Ancak vücudun D vitamini sentezleyebilmesi için çok 

En etkili selülit tedavisi

Akupunkturla selülit tedavi edilir mi? Duş sonrası soğuk su tutup buz uygulaması yapmak selülite iyi gelir mi? Uzmanlara göre en önemli çözüm; selülitli bölgedeki kan dolaşımını artırmak!

Bar Refaeli in Allure magazine
Selülitlerden kurtulmak için verdiğiniz çabalar acaba işe yarar mı? Kimin selülitine ne iyi gelir? Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Hande Ulusal, selülit ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı... 
1 
Doğru beslenme: Yüksek kalorili gıdalardan uzak durulmalı. Şeker, tuz, un ve yağ tüketimi minimuma indirilmeli. Çay, kahve, çikolata gibi kafeinden zengin gıdalar fazla tüketilmemeli. Sebze, meyve ve lifli gıdalar daha fazla yenmeli. Yine vücuttaki yağ miktarını artıran alkolün tüketimi de azaltılmalıdır. Sigara ise, zaten dolaşımı bozuk olan selülitli bölgenin kan akımının daha da azalmasına yol açar. 
2 Masaj: Lenf drenajının yönü boyunca aşağıdan yukarıya doğru iki elinizle yumuşak bir şekilde masaj yapın. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha öncesinden masaj yapıldığı takdirde iki kat fazla olur. Özellikle soğuk duş ya da buz uygulaması da son zamanlarda çok konuşuluyor. Duş sonrası, selülit olan bölgelere birkaç dakikalık soğuk su ya da beş dakika ara ile birkaç dakikalık buz uygulamak; kan dolaşımını hızlandırır. 
3 
Egzersiz: Selülit olan bölgelerdeki kasların çalıştırılması, dolaşım sistemimizi harekete geçirir, böylece yağ hücrelerinin doğru beslenmesine olanak sağlar. Tedavide; tempolu yürüyüşler, bisiklete binmek ve yüzmek oldukça etkilidir. Aktiviteye en az 20 dakika devam edilmelidir. 
Bar Refaeli

KREMİ DOĞRU SEÇİN 
4 
Antiselülit kremleri:
 Doğrudan doğruya yağ hücrelerini harekete geçiren ve hücrelerin içini boşaltmayı sağlayan antiselülit kremleri, özellikle erken evre selülit tedavisinde faydalıdır. Bu kremleri masajla uygulamak daha etkili olur. Tedavide kullanılan selülit kremleri içeriklerindeki aktif maddelerle kan dolaşımını artırır, lenfatik dolaşımı düzenler ve cildi daha pürüzsüz hale getirir. Bu kremleri seçerken mutlaka dermatoloğunuza danışmalısınız. Çünkü dermokozmetik olmayan ürünlerin kullanımı size faydadan çok zarar verebilir. 
5 Su: Metabolizmanın hızlanması ve zararlı maddelerin vücuttan atılmasında suyun önemi çok büyüktür. Bunun için günde 2 litre su içmek gerekmektedir.

TEKRAR HORTLAYABİLİR
Selülit tedavisi sonrası bilinmesi gereken en önemli husus; yaşam ve beslenme tarzı değiştirilmezse, selülitin yine tekrar edeceğidir. Tekrarı engellemek için, korunma yöntemlerine yani doğru beslenmeye, egzersiz yapmaya, bol su içmeye, masaj yapmaya ve krem kullanmaya dikkat etmek ve dermatoloğun önerdiği aralıklarla takip gerekir.
YERSİZ VAATLERE KARŞI UYANIK OLUN 
Selülitin; erken evrede yapılan tedaviler ile gerileme olasılığı yüksektir ama ilerleyen evrelerde tedavinin başarı oranı biraz daha azalmaktadır. Özellikle ileri evre hastaların, "Yüzde 100 tedavi garantisi veriyoruz" diyen merkezlere bilinçli yaklaşmaları gerekir. Tabii ki kombine tedaviler ile selülitin gerileme şansı yüksektir ama hiçbir zaman "Yüzde 100 tedavi" gibi iddialı bir söz sarf edilemez. Bu yüzden, merkezlerin hastalara başlangıçta doğru bilgiyi vermeleri çok önemlidir. 

SELÜLİTİ TEDAVİ ETME YÖNTEMLER
 Mezoterapi: 4 mm'lik özel iğneler ve bir enjektör yardımıyla cildin orta tabakasına özel solüsyonların enjekte edilmesidir. Haftada bir veya 15 günde bir uygulanacak 8-12 seansta olumlu sonuç alınabilir. 
 LPG: Cilde vakum uygulayan cihazlardır. Aspirasyon (emme) ve dönme aksiyonlarının birlikte kullanılarak deri ve deri altı dokulara negatif basınç uygulanması prensibine dayanır. 
 Akupunktur: Vücudun çeşitli kilit noktalarına iğneler yardımıyla ulaşıp su ve yağ hücrelerini harekete geçirir. 
 Ozon terapi: Yağ hücrelerini oksijen ile temizleyerek, yağların yakılmasını amaçlar. Selülitli bölgeye uygulanan buhar banyosu sayesinde oksijen alt tabakaya kadar ulaşır ve kan dolaşımını hızlandırır. 
 Lazer tedavisi: Kan dolaşımı hızlandırılır ve hareketsiz bölgeler harekete geçirilir. 
 Ultrason: Derinin altına doğru inilerek yağ hücrelerini parçalamayı sağlar. Sadece selülitli bölgelerde değil, küçük yağların tedavisinde de etkilidir. 
 Basınç tedavisi: Hava basıncı ile kan ve lenf dolaşımını harekete geçirir. 
 Lipoelektro: Çok ince ve uzun iğneler yardımıyla yapılan bu tedavide, elektro ile selülitli bölgelerdeki yağlar parçalanarak boşaltılmaya çalışılır. 
 Radyofrekans: Cilt kolajen sentezini tetiklerken, cilt altı yağ dokusunun incelmesini sağlar. Derin katmanlardaki selülit sebebi olan bantların gevşetilmesine neden olur. 
 Karboksiterapi: Karbondioksit gazı enjekte edildiği bölgede yağ hücrelerini parçalar, mikro dolaşımı ve dokuların oksijen kullanımını artırır. 
 Liposuction: 1-2 saatlik lokal anestezi ile uygulanır. Belirlenen bölgelerdeki yağlar vakumla ya da şırıngalar yardımıyla çekilir. Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılır. Plastik cerrah yapmalıdır. 
 Deri altından uygulanan lazer tedavisi: Lazer ile selülitli alanda hem fibröz bantlar serbestleştirilir, hem fıtıklaşmış yağ dokuları eritilir, hem de cilt sıkılaştırılarak portakal kabuğu görünümü yok edilir. 
 Lenfatik drenaj uygulaması: Tüm bacak veya karına eşit miktarlarda değişik aralık ve değerlerle basınç uygulanması işlemidir. Etkili olabilmesi için diyetle ve diğer uygulamalarla desteklenmesi gerekir. 

Saturday, June 23, 2012

Tekrarlayan düşüklerde son tedavi yöntemi.

Son yıllarda gelişen tedavi süreçleriyle birlikte tekrarlayan düşük hastalarına yeni tedavi yaklaşımları uygulandığını belirten Dr. Hakan Özörnek, “Genetik olarak kusursuz embriyoları seçerek yaptığımız tüp bebek tedavisi ile tekrarlayan düşük yaşayan hastalarımızın çoğunun bebek sahibi olmalarını sağlıyoruz” dedi.
Alert: The chemical, used to harden plastics, is found in baby bottles
Tekrarlayan düşük hastalarında genetik inceleme, lupus antikoagülen, anti kardiyopilin antikorları, tiroid hormonları ve prolaktin gibi kan testlerinin yanı sıra sulu ultrason veya histeroskopi gibi rahim içini incelediğimiz bazı testler yapıyoruz. Ancak hastaların %75’inde herhangi bir sebep bulamıyoruz. Sebebi bulunamayan tekrarlayan düşük olgularının çoğunda döllenmiş yumurtanın genetik olarak kusurlu olduğu düşünülmektedir.
Tekrarlayan düşüklerin sebebi bulundu
Mart ayı sonunda İspanya’nın Valensia şehrinde gerçekleştirilen 1. Biomarker Tüp Bebek ve Üreme Konferansı’nda dünyanın dört bir yanından gelen tüp bebek uzmanları ile birlikte tekrarlayan düşüklerle ilgili yeni tedavi yaklaşımları ortaya koyuldu. Normalde rahim kusurlu yumurtayı kabul etmez ve gebelik hiç oluşmaz. Ancak tekrarlayan düşük hastalarında en son ortaya atılan düşünceye göre embriyo kalitesi kötü de olsa genetik açıdan kusurlu da olsa rahim gebeliğe izin veriyor ancak daha sonra gelişim durduğu için gebelik düşükle sonuçlanıyor.
Exciting: The latest findings suggest even the slightest movement by the foetus can change a woman's brain as can its cells when they pass into her bloodstream
Yeni tedavi yöntemi
Tekrarlayan düşük hastalarında embriyo kötü bile olsa rahim gebeliği kabul ettiği ve belirli bir süre sona düşük yaşandığı için hastalara daha sağlıklı bir embriyo naklederek bu sorunun önüne geçiliyor. Sunulan yeni tedavi olanağı ile düşüklerin önüne geçmek için en sağlıklı embriyo seçilip transfer ediliyor.
Tüp bebek tedavisi ile elde ettiğimiz embriyoları önce "embriyoskop" ile gelişimleri açısından 24 saat boyunca sürekli olarak izliyoruz, değerlendiriyor ve en iyi gelişen embriyoları seçiyoruz. Bundan sonraki aşamada seçilmiş olan embriyolar 24 sure dediğimiz ve insan hüzresinde bulunan 46 kromozomun tamamını inceleyen genetik bir teste tabi tutuluyor ve bu testin sonunda genetik açıdan kusursuz ve gelişimi en ideal olan embriyo anne adayının rahmine yerleştiriliyor.
Yüksek başarı oranı

Tekrarlayan düşük hastalarının tedavisine yönelik ortaya konulan bu yeni tedavi yaklaşımı başarılı oluyor. Bu tedaviyi uygulayan tekrarlayan düşük hastalarının pek çoğunun bebeklerini sağlıklı bir şekilde kucaklarına aldıklarını belirtmek gerek. 

Yaz sıcakları baş ağrıtıyor!

Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Bilge Çetin, yaz aylarında rahatsız edici boyutlara ulaşabilen baş ağrıları hakkında bilgi verdi ve sıcakların tetiklediği ağrılara karşı alınabilecek önlemleri anlattı.

A woman with a migraine
Uzun süre klima kullanımı baş ağrısını tetikler

Mevsimsel değişiklikler baş ağrıları üzerinde etkilidir. Yaz aylarında, sıcakların artmasıyla baş ağrısı şikâyetlerinde de artış gözlenmektedir. Kronik ağrıları olan kişiler bunun çoğunlukla farkına bile varamayabilir. Oysaki bilimsel çalışmalar sıcak havalarda damarların genişlemesiyle baş ağrılarının da arttığını göstermektedir. Sıcak hava, tansiyon yükselmelerine neden olduğu için özellikle hipertansiyon hastalarının kan basıncı seviyelerinde sıcağa bağlı olarak belirgin bir artış görülebilir. Yüksek tansiyon da sıklıkla, kendisini ensede ağrı ile gösterir. Sıcakların yanında lodosda özellikle migreni tetikleyen en önemli nedenlerden biridir. Sıcaklar nedeniyle artan klima kullanımı da, baş ağrılarına neden olur. Klimalı ortamda uzun süre bulunmak baş ağrılarını tetikleyebilir.
Painkillers sometimes have no effect on migraine sufferers. Now a new study suggests plastic surgery could provide relief
Baş ağrınız varsa nöroloji uzmanına başvurun

Yaz dönemiyle birlikte artan baş ağrılarının tedavisi, ağrının tipine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle, tedavinin şekline karar vermeden önce ağrının tipinin belirlenmesi büyük önem taşır. Gerilim tipi baş ağrısında depresyon tedavisine yönelik ilaçlar faydalı olabilirken; migren tedavisinde ilk basamak, hastalığın tetikleyicilerinden mümkün olduğunca uzak durmaktır. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizler ile mevsimsel değişikliklere karşı önlemler almak gerekir. Bunlara dikkat edilmesine rağmen ataklar sık ise, hastaya atak sıklığını azaltıcı ilaç tedavisi uygulanır. Migren tedavisinde kullanılabilecek pek çok ilaç mevcuttur. Bu ilaçların sırayla denenmesi gerekebilir. Bu noktada hastaların sabırla tedavilerini sürdürmesi ve doktorlarıyla devamlı bağlantı halinde kalmaları, tedavide başarıyı yakalamak için çok önemlidir. Yarım bırakılan tedaviler nedeniyle, migren teşhisi konmuş pek çok kişi, hastalığın tedavi edilemeyeceği düşüncesine kapılmaktadır. Baş ağrısını bir kader olmadığı unutulmamalıdır. Hastaların öncelikle bir nöroloji uzmanına başvurması ve sabırla tedavilerini sürdürmesi iyi sonuçlar almak için yeterli olacaktır.
headache
Başınızı sıcaklardan koruyun!
Yaz sıcaklarında, baş ağrısı riskine karşı bu öneriler dikkate alınmalı;

 1- Güneşin dik olarak geldiği en sıcak saatlerde kendinizi ve başınızı koruyun. Bu saatlerde çok fazla dışarıda kalmamaya özen gösterin.
2 - Güneşe çıkmak zorunda kaldığınızda şapka veya şemsiye kullanın.
3 - Ani ısı değişikliklerinden kaçının (Çok sıcak ortamdan, klimatize edilmiş soğuk ortama geçmemeye dikkat edin)
 4- Klimadan gelen soğuk havaya doğrudan maruz kalmayın.
 5- Su ve soğuk ayran gibi serinletici sıvıların tüketimini artırın.
 6- Çok sıcaklarda alkol tüketimi baş ağrılarını tetikleyeceğini unutmayın.

Thursday, June 21, 2012

Güneş yanığı olduysanız.

Kısa süreli ama aşırı miktarda güneşe maruz kalındığında ciltte güneş yanığı oluşabiliyor. Peki, böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Dr. Ayhan Tokgöz, ciltte oluşabilecek yanıklarla ilgili yapılacakları sıraladı.
Too little, too late! A very sunburned Lydia Bright was seen slathering on suncream while on holiday in Dubai

Dr. Ayhan Tokgöz, güneş yanığı oluştuysa yapılabilecekleri şu şekilde aktarıyor:

• Zaman kaybetmeden tedbir alın: Siz veya çocuğunuz güneşte kaldıktan sonra cilt kızarması ve yanma hissi ortaya çıkarsa hiç zaman kaybetmeden güneşli bölgeden uzaklaşın ve tedaviye başlayın.

• Cildi nemlendirin: Serin bir duştan sonra cilde nemlendirici bir krem veya losyon sürün. Soyulma ve kabarcıklanmayı önlemek için bu işlemi sıkça tekrarlayın. Cildi kaşımak, soymak ve kabarcıkları patlamak hasarı artırır ve açık yaralara neden olarak cildin mikrop kapmasına neden olabilir, bu sebeple cildi kaşımayın.

• Bol su için: Yanıklar ciltten su kaybedilmesine neden olur. Özellikle çocuklar çok hızlı su kaybedebilirler, ağız kuruması, susama hissi, az idrara çıkma, baş ağrısı, sersemlik ve uyku hali su kaybının belirtileridir. Belirtiler şiddetliyse mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulması gerekir.

• Doktorunuza sorun: Yanık alanı genişse, örneğin sırtın tümü kabarcıklanacak kadar yandıysa, ateş ve üşüme varsa mutlaka doktorunuza danışın.

Wednesday, June 20, 2012

Açıklanamayan kısırlıkta aşılama yapmak gebelik oranını artırmıyor!

Mutlu bir beraberlik, uyumlu bir evlilik derken seneler geçti. Ancak çok istediğiniz halde bebek sahibi olamadınız. Önce beklemeyi tercih ettiniz. Sonra bazı tedavi yöntemlerini denemeye başladınız; görünürde çocuk sahibi olmamanız için hiçbir neden yoktu. Ama sonuç değişmedi…

GPs warned: Pregnant women are at much higher risk of tuberculosis (posed by a model)
İngiliz Ulusal Sağlık Enstitüsü (NICE)’nün 2012'de yayınladığı tanı ve tedavi kılavuzlarına göre açıklanamayan kısırlığı olan çiftlerde aşılama yapmak gebelik oranlarını artırmıyor. Hisar Intercontinental Hospital Tüp Bebek Merkezi Direktörü Doç. Dr. Birgül Gürbüz ile açıklanamayan kısırlığı olan bir çiftin neden tüp bebek tedavisine yönelmesi gerektiğini konuştuk…
Doğal yollarla bebek sahibi olamayan çiftler nasıl hareket etmelidir?
Yirmili yaşlardaki bir kadın genellikle 2-3 ayda gebe kalabilir. Bir yıllık evlilikte bu oran % 85’lere çıkar. Bu nedenle genç çiftlerde bir yıl beklendikten sonra araştırmalara başlanır. Ancak hastanın üreme sistemini ilgilendiren bir hastalığı varsa, karından bir ameliyat geçirmişe bu süre beklenmeden hemen incelemelere başlanması gerekir. 35 yaşın üstünde bir kadın için bekleme süresi 6 aydan uzun olmamalıdır.
 
Aynı şekilde erkekte de üreme sistemi ile ilgili hastalık, ameliyat öyküsü varsa beklenmeden tetkiklere başlanmalıdır. İlk değerlendirme ideal olarak çiftin beraber ayrıntılı öyküsünün dinlenmesi ve muayene ile başlar. Daha sonra temel olarak yapılması gereken tetkikler istenir. Bunlar: erkekte sperm analizi; kadınlarda hormon tetkikleri, ultrasonografi, gerekirse rahim filmidir. Her çift için uygulanacak tanı ve tedavi yöntemi tamamen o çifte özeldir. Çiftlerin %15’inde yapılan tetkiklerde hiçbir sorun bulunamaz. Bu durum açıklanamayan kısırlık olarak adlandırılmakta ve genellikle aşılama tedavisi önerilmektedir. Ancak açıklanamayan kısırlık görülen ve 2 yıldır gebelik oluşmayan çiftlerin bir an önce tüp bebek tedavisine yönelmeleri gerekir. Çünkü özellikle 30’lu yaşlardan sonra geçen zaman ne yazık ki tüm tedavi yöntemlerinin başarı oranını düşürmektedir. 

Tuesday, June 19, 2012

Parfümü cildinize sıkmayın.

Leke tedavileri, gelişen teknoloji ile daha kolay olmaya başladı. “Ozon tabakasının yırtılmasıyla birlikte güneşin zararlı ışınları lekelerin tekrarlamasına neden oluyor” diyen Dermatolog Dr. Yasemin Fatih Amato, lekelerin nedenlerini ve çözümlerini anlattı.
Making scents: If you suffer a reaction to perfume, try spraying the fragrance on your clothes instead of your skin
Doğum lekeleri
Doğum lekeleri her hamilelik sırasında kendini tekrarlar. Özellikle doğum kontrol hapları ve hamilelik sırasında oluşan bu lekeler hormonsal değişimlerin melanin pigmentinin aşırı üretilmesine sebep olur. Bu artış özellikle güneş ile doğrudan temas içerisindeki yanak, alın ve çene gibi yerlerde büyük lekelerin oluşmasına ve her hamilelik sırasında tekrarlamasına neden olur.
İlaçların yan etkisiyle oluşan lekeler
Sık kullanılması zorunlu, ağızdan alınan bazı ilaçlar ve bölgesel sürülen bazı kimyasallar nedeniyle vücut üzerinde lekeler meydana gelebilir. Sistematik ilaç alınıyorsa eğer ağız veya iğne yoluyla vücudunuzun her bölgesinde görülebilir. Bölgesel ilaç alımlarında, krem, losyon, sprey ve damla gibi bu durumlarda bölgesel kızarıklıklar, yanıklar ve lekeler oluşabilir.
Klasik güneş lekeleri
Özellikle güneşe doğrudan ve sıkça maruz kalan kişilerde oluşan bu durum aslında cildimizin kendini korumak amacıyla kalınlaşması ve fazla melanin pigmenti üretmesinden kaynaklanır. Bu artış ile belirli bölgelerde leke şekli ortaya çıkar.
Plaj güzellik: Bir tutunarak tığ işi elbise kum Halle lolls
Çiller
Yanak, alın ve çene bölgesinde daha sık gördüğümüz bu lekeler açık veya daha koyu renkli olabilirler. Genelde ilkbahar ile başlayıp, yazın en fazla seviyesine çıkan bu lekeler, kış ile sönerler.
Lentigo
Güneş nedeniyle ortaya çıkan şekline solar lentigo denirken, ilerleyen yaşlarda yaşa bağlı olarak karşılaşılanlarına senil lentigo denir. Boyutları 2-20 cm aralığında olan bu açık kahverengi ile siyak renkli lekeler sistematik bazı hastalıklarla birlikte görülürler. Yaşlılarda her iki tipi de aynı anda görülebilir. Bu durumda lekeleri almak hastayı gençleştirir.
Lekelerin nedenleri ve çözümleri
- Hamile kadınlarda doğum kontrol ilaçları, hormonlu sipiraller, adet geciktiricileri leke yapabilmektedir. Bu yüzden anne adayları daha dikkatli olmak zorundadır. Halk arasında hamilelik maskesi denilen ve yüzü kaplayan bu kahverengi lekeler, aslında doğum sonrası depresyonlarından biridir. Bu tarz lekelerin ortadan kaldırılması için uzun tedavi seansları gerekir.
On the right scent: Scientists say only we can chose the fragrance that works best with our own natural odour
- Yazın kullanmak zorunda kaldığınız tüm ilaçların prospektüslerini okuyunuz. Çünkü birçok ilaç ışık duyarlılığı nedeniyle lekelenmeyi artırır. Bu yüzden ilaç duyarlılığına dikkat etmelisiniz.

- Tahriş edici işlemler dediğimiz, ağda, kese, peeling gibi işlemler sonrası güneşlenmeyin. Çünkü lekelenmeleriniz güneş nedeniyle doğrudan artar.
- İçerisinde alkol bulunan parfüm, tonik ve kolonya lekelenmeyi artırır. Yazın parfümünüzü doğrudan derinize değil saçlarınıza sıkın. Dikkat edin birçok kadın ve erkekte lekeler parfüm sürülen boyun ve etrafında görülür.
- Mor olan gözaltları güneş koruyucusu ve gözlük kullanılmazsa eğer var olan şikayetleri artacaktır.
- Su sporları ile uğraşanlar ve denizde aşırı kalanlar lekelenme konusunda en büyük risk grubundadırlar. Aynı zamanda bu gruba dağcı ve doğa yürüyüşlerini sevenleri de katabiliriz.
- Sık araç kullanan kişilerin elleri lekelenir, bu kişiler koruyucu kullanmalıdır.
- Esmer tenli kişilerin lekelenmesi sarışınlara göre daha fazladır. Ve tedavileri zor, uzun bir süreç alır. Esmer olmak güneş yanığı olunmasını engeller ama leke tedavisi için dezavantajdır.
Unutmayın, artan leke şikayetleri ile cilt kanserlerinde son yıllarda artış vardır. Bunun nedeni aşırı ve bilinçsiz güneşlenmedir. Bu tarz leke tedavileri için uzman kişilerden yardım almalısınız. Bilinçsiz müdahaleler lekeleri iyileştirmediği gibi artmasına da neden olabilir. En son çare olarak uyguladığımız lazer tedavilerini ancak krem ve peeling uygulamalarının cevap vermediği durumlarda öneriyoruz.

Friday, June 15, 2012

Kadınların ortak derdi selülit.

Östrojen ve bağ dokusu nedeniyle her kadını tehdit ediyor ama uzmanlara göre selülite, yüzdeki kırışıklıklar gibi kaçınılmaz ama geciktirilebilir ve geriletilebilir bir süreç olarak yaklaşılmalı.

Ice cold: Cryotherapy
Kadınlık hormonu östrojen ve kadınların bağ dokusu diziliminin erkeklerden farklı oluşu, onları selülite yatkın hale getiriyor. İşin kötüsü bu durumdan kaçınmak hemen hemen imkansız.
Dermatolog Dr. Öykü Maraşoğlu, “Kadınların cilt altı yağ dokusu erkeklerinkinden farklıdır. Bu bağlar; östrojen hormonu, genetik yapı, yaş, beslenme, hareketsizlik gibi birçok sebepten ötürü kısalır ve yağ dokusunun yapısı bozulmaya başlar. Bunun son evrelerinde ise selülit gözle görünür duruma gelir” diyor.
“Her kadında az ya da çok selülit yoktur, selülit olma potansiyeli vardır” diyen Maraşoğlu, uygun genetik yapı, mükemmel beslenme ve egzersizle selülitsiz kadın olabileceği gibi, selüliti olan profesyonel sporcuların da bulunduğunu söylüyor. Maraşoğlu’na göre, selülit iyice belirmeden yaşam biçimi ve önleyici tedaviler sayesinde hem sağlık hem de estetik görünüm açısından memnuniyet verici sonuçlar alınabilir.
TEDAVİSİ VAR AMA TEKRAR EDİYORMaraşoğlu’nun verdiği bilgiye göre, selülit tedaviyle gideriliyor ancak yapısal bir sorun olduğu ve bu yapıyı değiştirmenin de imkanı olmadığı için tedavinin her sene tekrarlanması gerekiyor. Maraşoğlu, tedavi seçenekleri hakkında ise şunları söylüyor:
“Bizler kilosu normal ya da birkaç kilo fazlası olanlara elektrotlarla kasları çalıştıran Slim Up’ı öneriyoruz. Adale baş ve sonlarına bağlanarak kasları hareket ettiren yöntemler selüliti azaltır. Bu sayede karın ve bacak kasları sıkılaşır, yağ dokusu azalır, incelme sağlanır. Ayrıca cihazın verdiği kızılötesi ışınlar sayesinde metabolizma hızlandırılır, karın, kalça ve bacaklardaki lokalize yağlar azaltılarak kaslar sıkılaştırılır. Biraz kilo fazlasıyla birlikte sıkılaşma ihtiyacı olanlara ise lenfatik dolaşımı artıran ve aynı zamanda inceltici etkileri olan refleksolojif yöntemler endermolab ve velayı uyguluyoruz. Bu yöntemler ise deri altındaki düzensizlikleri, selülit görüntüsünü önemli derecede azaltan ve derinin daha iyi kanlanmasına yardımcı olan sistemlerdir. Bilimsel çalışmalarda bu uygulamalardan sonra vücutta;
•Lipolizin (yağ yakımının) yüzde 70,
•Mikro kan dolaşımının yüzde 400,
•Lenfatik dolaşımın ise yüzde 300 arttığı kanıtlanmıştır. Bu etkiler sonucu uygulandığı bölgedeki lokal yağlanmalar azalır, gevşemiş dokular sıkılaşır, selülitli görünüm azalır, vücut yeniden şekillenir, toksinlerin vücuttan atılımı hızlanır ve cilt elastikiyeti artar. Bu tedaviyi almak isteyenlerin mutlaka cihazın FDA onayı olup olmadığına bakmalarını öneriyoruz.”
EGZERSİZ YÖNTEMİ DE ÖNEMLİSelülit kadınlık hormonlarından gelen bir miras ancak Maraşoğlu’na göre, erkeklik hormonu testosteronu artıracak biçimde ağırlık egzersizleri yapmak selülitin azalmasında çok etkili. Kas kütlesini önemli oranda artırmak için yürüme, koşma gibi egzersizler yerine, ağırlık egzersizleri öneriliyor.

Tuesday, June 12, 2012

Alerjiniz mi var

Bazı kişilerin vücut dirençleri, çeşitli yiyecekler, çiçek tozları, elbise, halı, parfüm, plastik eşyalar, dar elbiseler, sıcak veya soğuk hava ile hayvan tüyleri gibi maddelere duyarlıdır.

/_np/5132/16925132.jpg
Alerjik durumlar, psikoloji ve yanlış beslenmeyle de yakından ilgilidir. Özellikle son yıllarda hazır gıdaların, boyalı katkı maddeleri içeren yiyeceklerin, beyaz un ve şekerin aşırı tüketimi alerjik reaksiyonları artırdı.

C VİTAMİNİ ALINMALI
Her türlü alerjide karaciğerin kendini temizlemesi ve toksin atması çok önemlidir. Ayrıca mutlaka yeterli miktarda C vitamini alınmalıdır. Alerjik belirtiler hisseden kişi, pastırma, sucuk, konserve, et, balık, kavun ve çilek gibi vücut direncini azaltan gıdaları çok fazla tüketmemelidir.

HANGİ BESİNLER İYİ GELİR?
Alerjisi olanlar, şahtere, ısırgan, zerdeçal, aloe vera, yulaf ezmesi, maydanoz, sarmısak, buğday çimi, taze bezelye, soya fasulyesi, badem, fındık, muşmula, atkuyruğu ve sinirli otu bol bol tüketmelidir.
Günde iki–üç bardak ısırgan otu çayı, öğün aralarında tatlandırılmadan içilmelidir.
Alerjiyi, oluştuğu nedene göre tedavi etmek en doğrusudur.

KAİNAT ŞİFAHANESİNDEN PRATİK BİTKİSEL FORMÜLLER/_np/5098/16925098.jpg
-1 çay bardağı kaynatılıp soğutulmuş suya 1 çay kaşığı Himalaya tuzu atılır. Hazırlanan su, burna çekilerek gargara yapılır.
-10 adet karanfil, 10 adet karabiber, 10 gram zencefil, 5 adet kabuk tarçın, 5 gram ısırgan tozu, 5 gram hibisküs, 10 gram zerdeçal, 10 gram ekinezya, 5 gram ayva yaprağı, 5 gram alıç ve 1 gram kekik, kaynayan 2 litre suyun içine atılır. 10 dakika daha kaynatılıp süzülen karışımdan sabah, öğle ve akşam birer bardak içilmesi önerilir.
-5 gram nane yağı, 5 gram kekik yağı, 5 gram hardal yağı, 5 gram biberiye yağı ve 5 gram ısırgan yağı karıştırılır. Bu karışım, göğüs ve sırt bölgesine sürülür.
-10 gram meyan kökü küçük küçük doğranır ve 1 litre suda 10 dakika kaynatılır. Soğumaya bırakılan sudan üç hafta boyunca her yemekten önce 1 su bardağı içilir.
-Alerji rahatsızlığı olan kişilerin yılın belli zamanlarında mutlaka “Kozmik Beden Temizliği” ve “Detoks” programlarıyla karaciğer ve kanlarını temizlemeleri gerekir. 

ŞİFALI TAŞLAR/_np/5095/16925095.jpg/_np/5091/16925091.jpg
Ametist: Şifa konusunda en güçlü taşlardan olan ametist, değerli taş sevenler için de gözde parçalardan biridir. Nazarın ilk bakıştaki “olumsuz enerji” olduğu kabul edilirse, rengi ve güzel görünümüyle ilk bakışı çekeceğinden, ametistin de nazara karşı koruma sağladığı kabul edilir. Cilt hastalıklarına karşı etkilidir. Göz hastalıklarına, cilt alerjilerine, migrene, baş ağrılarına ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir. Depresyona karşı faydalıdır. Enerji dolu bir taş olduğu için çoğu kişinin üzerinde canlandırıcı bir etkisi vardır.

Kehribar: Taş olarak bilinir ama aslında reçinenin fosilleşmiş hâlidir. Çok yumuşak ve hafiftir. Gerçek kehribarın en önemli özelliği, yakıldığında çevreye çam kokusu yaymasıdır. Taklit kehribar; plastik, cam, sentetik çam sakızı veya fosilleşmemiş doğal çam sakızından imal edilir ve petrol ürünleriyle renklendirilir. Kehribarın boğaz ve tiroit bezi enfeksiyonlarını tedavi etme özelliği vardır. Roma devrinde kehribar, guatr tedavisinde kullanılmıştır. Böbrek, karaciğer, mesane ve dalağı temizler, sağlıklı çalışmasını sağlar. Astım, bronşit gibi solunum yolları hastalıklarını önler, oluşmuşsa iyi gelir.

RENK VE KOKULAR
Alerjiye karşı mor ve sarı renkleri, ayrıca kehribar taşının diğer bir rengi olan portakal rengi kullanılabilir. Nane, lavanta, okaliptüs gibi kokular da rahat nefes alınması sağlar.

Sunday, June 10, 2012

Evde selülit masajı nasıl yapılır?

Hormon bozuklukları, dokusal dolaşım bozuklukları, fizyolojik olmayan hızlı kilo alıp vermeler, kas aktivitesinin yetersizliği ve bilinmeyen birçok faktör selüliti oluşturuyor ve tüm kadınların büyük derdi oluyor. Kilo vermekle selülitin son bulmayacağını belirten Profesyonel Masaj Terapileri Uzmanı Mehmet Sökmen, selülit masajının bu konudaki yararlarına değindi ve tekniği hakkında bilgiler verdi.
Shell shock: The treatment uses ice therapy to target the stomach, legs and intestines with deep strokes that encourage the lymphatic system to purify the body
Hanımlar selülitleri için kendi kendilerine bitkisel yağlar eşliğinde şu kısa masaj tekniklerini uygulayabilirler:
Kalçalara ilk hafta yumuşak yoğurma ve saat yönüne göre dairevi, sonraki zamanlarda kalçalara aşağıdan olmak üzere yukarıya bitim yerine dek öfloraj (sıvazlama), dairevi petrisaj (yoğurma), dikey petrisaj ve parmak ucu iğne batırma manipülasyon yöntemini uygulayabilirler.
Diz kapağı üzeri tüm basen bölümleri ilk hafta; dikey ve iki el çapraz öfloraj, parmak ucu iğne batırma, Sonraki zamanlar ise tüm bu hareketlerle birlikte dikey ve avuç içi petrisaj, iki el çapraz petrisaj manipülasyonlarını uygulamalıdırlar.
Bitkisel yağlar kullanılmalı ve fazla basınç uygulanmamalı
Asla yüksek basınçlı yoğurma yapılmamalıdır. Kesinlikle bitkisel yağlar kullanılmalıdır. Kalçalar dahil olmak üzere basen bölümünün tamamı diz kapaklarına kadar olan bölgeler selülit bölgeleridir. Hanımlar ellerini kullanarak rahatlıkla kendilerine selülit için masaj yapabilirler. Uygulama başarısı, bitkisel yağlar ile masaj basıncını ve manipülasyon tekniklerini yeterli kullanmalarına bağlıdır. Çok fazla basınç ve yoğurma uygulanması, ödemlere ve kılcal damarların patlamasına yol açar.
Love your legs
Yağ sürmeden önce alerji testi yaptırılmalı
Vücut toleransları farklı olduğundan alerji testi yaptırılmadan asla yağ bileşenleri kullanılmamalıdır. Kol dirsek altına çok az yağ bileşeni sürülerek 20 dakika beklenir, kızarıklık veya herhangi bir sorun yoksa rahatlıkla uygulanabilir. Yağların birçoğu çok aktif ve yakıcıdır, bu husus kesinlikle göz önüne alınmalıdır. Aksine cildinizde ciddi yanıklar oluşabilir.
Selülit için bitkisel yağlar
Zambak yağı, Keten yağı, Ardıç yağı, Portakal yağı, Buğday yağı, Nane yağı, Susam yağı, Yasemin yağı, Anason yağı, Rezene yağı, Lavanta yağı, Limon yağı, Biberiye yağı, Jojoba yağı, Çemen yağı. Bileşen ölçekleri yanlış kullanımları önlemek için verilmemektedir, bu yasal zorunluluktur.
Adet ve hamilelik döneminde dikkat!
Kadınların adet ve hamilelik dönemlerinde damar yapılarındaki iç basınç değeri çok yüksek olduğundan, vücutlarına bilinçsizce masaj veya kese yapmamalıdırlar çünkü damar yapısı hem vücudun kendi iç basıncı ile hem de bilinçsizce yapılacak sert bir masaj veya keselenme sonucu iç ve dış basınç altında kalıp ezilerek zarar görecektir.
Ödem ve varisi olanlara masaj yasak!
Ödem ve varis gibi tıkanmaları olanlar, klasik masaj da dâhil hiç bir masajı almamalıdırlar. Bunun için çok hafif baskı teknikleriyle yapılan lenf drenaj alınabilir. 

Stres ağrılarından bölge bölge kurtulun!..

Stres içindeyken vücudumuzun beş bölgesi birden etkilenir. Böyle anlarda ...

Anxiety and stress can spread around the workplace in the same way a cold can
BOYUN AĞRISI

FAZLA ÇALIŞIYORSUNUZ!
 

İşleriniz yoğunsa ve siz de kendinizi bu işlere kaptırıp dünyayı unutuyorsanız, büyük ihtimalle çalışırken vücudunuzun aldığı şekle de pek dikkat etmiyorsunuz. Araştırmalara göre yoğun çalışan ve çalışmaları sırasında işe konsantre olmaya çabalayan kişiler, bilgisayarlarına diğerlerine kıyasla daha çok yaklaşıyor ve bu sırada kambur duruyor. Tabii bu da omuz ve boyun kaslarını son derece olumsuz etkiliyor

ÇÖZÜM: EGZERSİZ YAPIN Bir profesyonel tarafından uygulanan uzun bir masaj seansı kadar işe yaramasa da kendi kendinize yapabileceğiniz basit bir teknik, sizi biraz olsun rahatlatabilir. Ayağa kalkın ve kollarınızı yanlarınıza sarkıtın. Omuzlarınızı yavaşça kaldırın ve dairesel şekilde önden arkaya, hareket ettirin. Bu egzersizi 10 dakika yaparak, tıpkı masaj yapılmış gibi, o bölgeye olan kan dolaşımını hızlandırabilir ve kaslarınızdaki gerginliği hafifletebilirsiniz.

BAŞINIZ AĞRIRSA...

DÜŞÜNCELİSİNİZ!

Sizi sinirlendiren bir olay yaşadığınızda ya da sabah yapılması gereken uzun iş listenize göz attığınızda başınız mı ağrıyor? O zaman, bu baş ağrısı kesinlikle psikolojik... Uzmanlara göre bunun tek bir nedeni var. Bu da her türlü konuya fazla kafa yormanız ve gerginlik yüzünden dişlerinizi sıkıp çene ekleminiz üzerinde, baş ağrısına yol açan bir baskı yaratmanız.

ÇÖZÜM: KAHVE
Bilim adamları, kahvenin içerdiği kafeinin damarları büzdüğünü ve bunun da ağrıyı daha az hissetmenizi sağladığını anlatıyorlar. Ayrıca böyle stresli günlerin sonunda, yarım saat bile olsa, spor yapmak da baş ağrınızın en doğal şekilde ortadan kalkmasına yardımcı olabiliyor. Bunun nedeni, spor ve egzersiz sırasında salgılanan endorfin hormonu ve onun acıyı azaltma üzerindeki etkisi.
AYAKLARINIZ AĞRIRSA...

YORGUNSUNUZ!
 

Tek kelimeyle korkunç bir gün geçirdiniz; bir sürü toplantı, ofis içinde koşturmalar ve dönüş yolundaki o berbat trafik. Saat 18.00 gibi, ayaklarınız iflas etmiş durumda... Peki, bir düşünün bakalım; bugün ayaklarınızda hangi ayakkabılarınız vardı? Rahat lastik pabuçlar mı yoksa çok sevdiğiniz o topuklular mı? Uzmanlar topuklu ayakkabıların yorgunluğunuzu iki, üç kat artırabileceğini hatırlatıyor.

ÇÖZÜM: BANYO 
Ayak tabanınızda tüm bedeninizi etkileyen birçok sinir ucu bulunuyor. İşte bu yüzden, sıcak bir banyo sadece ayaklarınızı değil, tüm sisteminize iyi gelebilir. Ayakları yükseğe kaldırmaksa, üzerlerindeki baskıyı hafifletebilir.
KARNINIZ AĞRIRSA...

ÇOK SİNİRLİSİNİZ

Hayatınızda önemli bir şeyler mi oluyor? Örneğin; erkek arkadaşınızdan mı ayrıldınız ya da işyerinde terfi mi ettiniz? Bu tip durumlar, sindirim sisteminizin her zamankinden farklı çalışmasına yol açabilir ve siz karın ağrıları, kramp, gaz sıkışmaları ve mide bulantısı gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.

ÇÖZÜM: PEYNİR YİYİN
Böyle durumlarda peynir, tavuk ve yeşillik tüketin. Bu yiyecekleri görünce aklınıza ilk gelen, hepsiyle harika bir salata hazırlamak olabilir. Elbette bazen bunu da yapabilirsiniz ama uzmanlara göre; bu yiyeceklerden sadece birini bile tüketmek şikayetlerinizin hafiflemesini sağlayabilir. Bunun nedeniyse, bu besinlerde bulunan ve anksiyeteye iyi geldiği bilinen ’triptofan’ isimli bir amino asit. 

Friday, June 8, 2012

Sırt ve bel ağrılarına karşı öneriler

Sırt ve bel ağrıları günlük yaşantımızı en çok etkileyen lokal ağrılardır. Bazen ciddi bir sorunun belirtisi olarak ortaya çıkan bu ağrılar zorlanma sonucunda da görülebilir. İşte bu tür ağrılardan kurtulmanızı sağlayacak basit öneriler…

 A woman enjoys a back massage after having the Lava shell tummy massage
Kas ağrıları bel ve sırt ağrılarının en büyük sebepleri arasındadır. Bu sebeple kasları dinlendirmek etkili olacaktır. Bu ağrılar baş gösterdiğinde sert bir zeminde dinlenmeye özen gösterin. Sert yüzeyde uzanmak, dik bir sandalyede oturmak ve belinizi destekleyecek bir yastığa dayanmak omurganızın olması gereken pozisyona gelmesini sağlar.
Ağrılı bölgeye buz veya sıcak baskı uygulamayı deneyin. 20 dakika buz torbası, 20 dakika sıcak su torbası ve yine 20 dakika buz torbası yöntemini uygulayın.

Kaslarınızı rahatlatacak ve kan akışını destekleyecek nazik hareketler ve egzersizler yapın. Bu bölgelere hafif masaj da uygulayabilirsiniz.

Bel ve sırt ağrılarından uzak durmak için karın kaslarını güçlendirmeniz gerekmektedir. Mekik ve şınav çekmek karın kaslarını güçlendirecektir.

Wednesday, May 30, 2012

Wasabi egzamaya iyi geliyor

Wasabi, Japonya’ya özgü olduğu sanılan bir kök bitkisidir. Suşi yanında servis edilen yeşil bir macun kıvamında olsa da sadece kattığı lezzetle bilinmez.

Wasabi egzamaya iyi geliyor
Gerçek wasabinin kansere ve iltihaplara iyi geldiği bilinmektedir. Ayrıca kan şekerini kontrol altında tutar ve ishali azaltır.

Sülfür içeren bitki kökenli kimyasallar içeren wasabi, antienflamatuvar etkiye sahiptir. Konuyla ilgili araştırma yürüten uzmanlar wasabinin bir tür enflamatuvar hastalık olan egzamaya da iyi gelebileceği görüşündedir.
Araştırmanın detayları

2009 yılında yapılan bir araştırmada tüysüz denekler üzerinde wasabi ve egzamanın etkileşimi incelenmiştir. Uzmanlar, egzama benzeri belirtiler göstermesi amacıyla laboratuar farelerine belirli yiyecekler yedirmiştir. Ardından bu deneklere bir parça wasabi kökü de verilmiştir. Wasabi verilmesiyle kaşıntıya verilen tepkilerde % 10 oranında azalma gözlemlenmiştir.

Friday, May 25, 2012

Diş tedavisinde ozon mucizesi

Diş hekimliğinde son dönemde yaygın kullanım alanı bulan ozon tedavisi hakkında Diş Hekimi Ebru Pulat şu açıklamaları yaptı...
Metal Myleene: Miss Klass shows off her brace which she had fitted to her lower teeth, while presenting a pre-recorded segment for This Morning

Ozon üç oksijen atomundan oluşan kimyasal bir bileşiktir.İki atomlu normal atmosferik oksijenin çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir.Havadaki oksijenin güneşin UV ışınlarını veya elektrik akımlarını emmesi ile oluşur. İnsanlığın bildiği en kuvvetli oksidandır.
Özellikleri ve etkisi nelerdir?
Medikal ozonun iyi bilinen baktericidal (bakteri öldürücü),fungicidal (mantar öldürücü) ve virostatic (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır.
Ozon hangi tedavilerde kullanılıyor?
Ozon tedavisi ağızdaki yara iyileşmesini hızlandırır ve kolaylaştırır. Başlangıç aşamasındaki diş çürükleri tamir edilir, derin çürükleri mikroptan arındırır, kanal tedavisinde kanal içindeki enfeksiyonu giderir. Bakteri öldüücü etkisi sayesinde bölge steril hale geliyor. Böylece diş üzerindeki mineraller dişi yeniden güçlendiriyor, 4-12 haftada çürük tamamen iyileşiyor. Bu şekilde diş  bakterilere karşı dirençli oluyor. Ozon gazı, dişeti cerrahisinde de çok yararlı bir yöntem. Yeni geliştirilen teknikler sayesinde diş beyazlatmada bile ozondan yararlanmak mümkün. Cerrahi işlem sonrası ödem ve ağrının azaltılmasında çok etkili olmaktadır.
  Ozon tedavisinin süresi ne kadar?
 20-40 saniye ozon uygulandıktan sonra çürüğü oluşturan bakterilerin yüzde 99.9'u yok oluyor.Genellikle tek seans yapılıyor. Yan etkisinin olmaması, yöntemin en büyük avantajı.Bir başka keyifli yanı da ağzı yormadan, güvenli şekilde bakterilerin yok edilmesi. Ağrısız ve güvenilir bir metot olması bakımından her yaş grubuna uygulanabilir, özellikle çocuklar için önerilir. Ozon tedavisi yöntemiyle dişi oymaya ve anestezi vermeye gerek kalmıyor. 

Thursday, May 24, 2012

Gebelikte zehirlenmeye dikkat.

Preeklampsi hastalığı (gebelik zehirlenmesi) gebeliklerin yüzde 2-5’ini etkileyen, anne ve bebek ölümlerinin en önemli sebebi olan bir gebelik sorunu olarak tanımlanıyor.

Heyecan verici: kendi hücreleri ona kana geçer zamanki son bulgular fetüs tarafından bile en ufak bir hareketi işaret bir kadının beyin değiştirebilirsiniz
Bu hastalık dünyada her yıl 100 bin civarında kadının ölümüyle sonuçlanan ciddi bir durum olarak biliniyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Şule Selvi, bu hastalığın ortaya çıktığı gebeliklerdeki bebeklerde, anne karnında gelişme geriliği olasılığının dört kat fazla olduğunu belirtiyor.

Bu hastalığın 32’nci gebelik haftasından önce gelişmişse erken, sonra gelişmişse geç preeklampsi olarak değerlendirildiğini belirten Dr. Şule Selvi, “Erken preeklampsi aynı zamanda ciddi (ağır) preeklampsi olarak da tanımlanır. Özellikle erken preeklampsinin önceden belirlenmesi ve önlenmesi bugün tüm dünyada kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının en çok uğraştığı konuların başında geliyor” diyor. Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Şule Selvi, bunları şöyle sıralıyor:
Truth in the rumour? New research claims that pregnant women do forget, but it's because the brain is focusing on more important needs
• Gebeliğin ikinci yarısından itibaren gelişen hipertansiyon.
• İdrarda protein görülmesi.
• Vücutta ödem oluşması.
• Oksijenlenmenin azalması.
• Hipertansiyona bağlı olarak gelişen böbrek yetmezliği.
• Görme kaybı.
• Karaciğer fonksiyonlarında bozulma.
• Bu durum beyni etkilediğinde, önce sara krizi-baş ağrısı ile başlar (ki buna eklampsi denir)sonra da beyin kanaması meydana gelebilir. Öldürücü sonuçlar ise karaciğer yırtılması, böbrek yetmezliği, vücutta yaygın kanamalar ve beyin kanaması ile olur.

ŞİŞMANLAR VE İLK KEZ GEBELİK YAŞAYANLAR DİKKAT ETMELİ!

Hastalığın erken tanısı için gebenin öyküsünün çok iyi alınmasının önemini vurgulayan Dr. Şule Selvi, hastalığın sıklıkla 35 yaş üstü hamilelerde, ilk gebeliğini yaşayanlarda, vücut kitle endeksi 30’un üzerinde olanlarda, önceki gebeliğinde preeklampsi geçirmiş kişilerde, damar hastalığı mevcut kadınlarda ve tedaviyle gebe kalanlarda görüldüğünü söylüyor. Gebeliğin 11-13’ncü haftalarında yapılan muayenede kan basıncı ölçümünün basit gözükse de ideal ölçüm yapıldığında oldukça belirleyici olduğuna değinen Dr. Selvi, şunları söylüyor:
“Tansiyon her iki koldan, 5 dakika istirahat sonrası, kalp hizasından ölçülmeli ve bir dakika sonra tekrarlanmalıdır. Büyük ve küçük tansiyon ölçümlerinin toplamı 110 mm hg’nin  üzerindeyse risk oluşturuyor. Yine 11-13’ncü haftada yapılan doppler ultrason incelemesi de önemli bir belirleyici uygulamadır. Son yıllarda üzerinde çalışılan biyokimyasal belirteçler de umut vermektedir.”

TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

Bu hastalığın henüz bilinen bir tedavisinin bulunmadığına dikkati çeken Dr. Şule Selvi, “Tedavi gebeliğin haftasına göre, hastalığın belirtilerinin ciddiyetine, bebeğin doğumdan sonra yaşayabilirliğine bağlı olarak gebeliğin sonlandırılmasıyla, yani gebenin doğurtulmasıyla oluyor. Diğer tedaviler sadece belirtilerin hafifletilmesi ile zaman kazanmak amacıyla yapılıyor” diyor.  Dr. Selvi, bu konuda faydalı buldukları bazı bilgileri paylaşarak şunları söylüyor:
“Gebeliğin 12’nci haftasından itibaren (12-16. haftalarda) riskli grup hastalarda, düşük doz aspirin kullanımının, preeklampsinin erken gelişmesini, belirti ve bulguların hafifletilmesini,  aynı zamanda bebeklerde gelişme geriliğinin azaltılması sağladığı ispatlanmış. Yüksek risk grubunda bulunan, beslenmesinde kalsiyum eksikliği olan gebelere ilave kalsiyum vermek faydalı olabiliyor. Ayrıca magnezyum takviyesi yapmak azımsanmayacak faydalar sağlıyor. Hipertansiyonu ve ödemi azaltmakta az tuzlu, bol proteinli diyet işe yarayabiliyor. Yüksek tansiyonu kontrol altına almak için tansiyon ilaçlarının mutlaka doktor kontrolünde alınması gerekiyor ve tansiyonun yakın takibi büyük önem taşıyor.”